YÜZEYSEL İSLAM YA DA MEAL DÜZLEMİ

Söz sahibinin kasdettiğinden başka anlamlar çıkartarak, alakasız sonuçlara ulaşmak çok sakıncaları olan bir okuma şeklidir. Terim olarak literal (metin merkezli-yüzeysel) okuma diye ifade edilen bu okumada kişi; bir metnin söyleniş sebebini (Kur’an için nüzul sebebi) dikkate almaz. Metnin öncesi ve sonrası ile olan ilişkisini (siyak-sibak), bağlamını önemsemez. Söylendiği tarihî ve sosyolojik ortamı görmezden gelir. Kısacası metnin ulaştırmak istediği gerçek mesajın ne olduğuna dair bir sürü argümanı göz ardı eder. Lafzın ilk görünen şeklini, kendisnin içinde bulunduğu tarihte anlaşıldığı haliyle almak ve onunla davranış geliştirmek gibi sığ bir uygulamaya girişir. Buna da anlamak diye bir kulp takar.

Özellikle de Kur’an-ı kerimin böylesi bir yüzeysel okumaya maruz bırakıldığında kavganın, gürültünün, kaosun, fırkalaşmanın ardı arkası kesilemiyor. Bu konuda söz söylenmeye başlandığında bu tarz okuma yapanlara dair verile gelen ilk örnekler; haricilerin ve bazı selefilerin yaptıkları okumalara dair olmaktadır.

El hak bu doğrudur. Bu iki grup; “Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” (Tevbe:5) ayetinden, tutun da “Hüküm ancak Allah’ındır.”(Yusuf;40) ayeti de dahil bir çok ayeti yüzeysel ve bir usule dayanmadan anlayıp yorumlamaları nedeni ile tekfir ve cinayetlere sebep olmuşlar/olmaktadırlar. Bu gün Müslümanların özellikle inanç konularında birbirlerinden farklı düşünebilmelerine tahammülsüzlük gösterip kavgaya tutuşmalarının altında literal okuma ısrarı yatmaktadır.

Peki Sünnet olmadan Kur’an anlaşılır mı?

Kur’anın, tarihi ortam, nüzul sebebi, sosyolojik gerekçeler, siyak sibak yani bağlam vb dikkate alınarak anlaşılmaya çalışıldığında Sünnetin açıklayıcı ışığını da göz önüne almış olacağımızı söylememe gerek kalmaz sanırım. Zira yukarıdaki hususlara dair bütün bilgilere sünnetin kaynaklığı ve delaletiyle ulaşacağımız apaçık ortadadır.

O nedenle sünnet olmadan Kur’anı anlama çaba ve iddiası; Haricilerin ve kimi selefilerin yüzeysel okumalarının aynısından başka bir şey değildir. Ne kadar allanıp pullanırsa pullansın sonuçları itibari ile de aynı noktaya götürür.

Yani bu gün kendilerine Ehli Kur’an denen mealci anlayışın yaptığı şey; Kur’anı bütün bağlarından kopartıp yüzeysel, sığ ama keskin ve ayrıştırıcı bir üslupla anlama iddiasıdır. Tabi bu keskinlik; Kur’anı usule uygun anlamaya gayret gösterenlere yöneliktir.

Çok mu teorik oldu?

Evet biraz somutlaştıralım. Hem de biraz biz de yüzeysel bakalım. Hariciler ve bazı selefiler, kendilerinin Allah’ın kitabına uyduklarını, kendileri gibi inanmayanların din dışı olduklarını, şirke düştüklerini dolayısı ile ölümü hak ettiklerini iddia ederler.

Kendilerine mealci diyenler de, kendilerinin anladıkları yöntemin indirilmiş din olduğunu, diğerlerinin ise uydurulmuş din olduğunu söylemek sureti ile yukarıdakilerle tekfirde birleşmektedirler.

Sahabeye sövmede, itibarsızlaştırmada birleştiklerini söylemeye gerek bile yoktur. Örneğin sünnet düşmanlarının (mealciler) kripto kimlik olarak gördükleri Ebu Hureyre’ye dönük kin ve öfke beslediklerini rahatça görebilirsiniz. Bu yüzeyselcilerden kimileri Kur’anda nasıl kılınacağı tarif edilmediği için namazı istediğiniz şekil ve vakitte kılabileceğinizi iddia ederler, namazın kılınma şekli konusunda “Allah’ın resulünü örnek almalıyız” diyenlerin yalan söylediğini, herkesin kendi kafasına uyabileceğini söylerler.

İslam ilim tarihi boyunca baş örtüsüz bir kadın tesettür yorumu olmamasına rağmen, çoğu sünnet düşmanı mealci kadın tesettürü için baş örtüsü emrinin Kur’an’da olmadığını dolayısı ile bunun zorunlu olmadığını söyler. İçki, cennet cehennem ticaret, faiz vb bütün konularda yüzeysel yorumlarını rahatça, kafalarına estiği gibi ve nefislerine geldiği gibi yapmaktan hiç çekinmezler. Bu yüzeyselcilerin içerisinde Haccı yılın tamamına ya da birkaç ayına yayabileceğinizi söyleyeni ararsanız onu da rahatça bulursunuz.

Elbette bunlar önemli ama sanırım en önemlisi de Rasulullah’ın sünnetine dönük yapacağınız her hangi bir atıf, sizin uydurulmuş olan “ataların” dinine tabi olduğunuz gerekçesi ile tekfir edilmeniz için yeter.

Ne zararı var

Kur’anı literal bir yaklaşımla okumanın bir adım ötesinin bizzat Kur’an’ı kerimin kendisinin güvenilirliği ve bozulmamışlığını sorgulamak olduğunu görmek gerek. Nitekim Kur’an’ın manasının Allah’a, sözlerinin ise Peygambere (sav) ait olduğunu söyleyen anlayışın nabız yokladığını görmemek körlük olur.

Ne yapalım

Yapacağımız şudur; İslam’ın temel kaynakları Kur’an ve Sünnettir. Sünneti kabul etmenin uydurma sözlerle amel etmeyi kabul etmek olduğunu söyleyenler “Şeytanca bir “Demagoji” yapmaktadırlar. Zira bu günkü kaynaklar bütünü ile peygamberimize ait olduğu söylenen bütün sözlerin sıhhatini tespit etme imkanımız vardır.

Sahabeye, hadis ve din alimlerine hakaretler edip, onları itibarsızlaştırmaya çalışan bu Kur’an bezirganlarının kendilerine uymamızı istemeleri çok yaman bir çelişkidir. Biz Kur’anı anlamaya çağırıyoruz diyenler, kendi yazdıkları mealleri Kur’an diye insanlara yutturup zihinleri körelmiş mankurtlar yetiştirmenin peşindeler.

Müsteşriklerin başaramadığını başarıp ortada Kur’an ve Sünnet, dolayısı ile İslam bırakmadıkları gün, madalyalarını şeytandan almanın hesabını güden bu güruhun hain bir proje olduğu çok açıktır.

Peki Kur’an anlaşılamaz mı?

Elbette anlaşılır. Anlaşılamayacağını söyleyen buz gibi yalan söyler. Ancak Peygambersiz, yani sünnetsiz ve usulsüz anladığını zannettiğin şey, Kur’an değil, olsa olsa şeytanın üflemesidir. O da seni kesin olarak yoldan çıkartır.

Peygamberine saygı duydurmayan, o peygamberin etrafındaki ilk halkanın yalan uydurma peşinde olan ve peygamberin söylediklerini değiştiren insanlar olduklarına inanmamızı isteyenlerin, kendilerinin doğru olduğuna inanmamızı beklemesi nasıl bir akıl tutulmasıdır.

Peki ahlak ve hukuk!

O nasıl bir şeyse bu kişilerin sözlüğünde yok. Sahabeye ve alimlere akla hayale gelmeyecek hakaret ve iftiraları atarlar. Ama kendilerine dönük en küçük bir eleştiride soluğu mahkemede alırlar. Bilmezler ki iftira atıp hak ve hukuklarını çiğnedikleri kişiler ölüp gittikleri için onları bu günün mahkemesine verme imkanı yok ama bilsinler ki; sahabe de, İmam Buhari de, itibar suikastine uğrattıkları diğer kişiler de onları Mahkeme-i Kübra’da bekler olacaklardır.

Kur’an ve sünneti Usule uygun anlama çabasında olup, tefakkuh edenlerden (künhüne vakıf olan) olalım diye dua ile…

Vesselam!

02.02.201

Osman Hazır

Mersin

YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdurrahman Gündüz Hoca
Abdurrahman Gündüz Hoca - 6 ay Önce

Net ve anlaşılır bir yazı.Yüreğimize ve kaleminize kuvvet ınşAllah Hocam.

Osman Hazır
Osman Hazır @Abdurrahman Gündüz Hoca - 6 ay Önce

Allah razı olsun hocam