Abdullatif Acar

Abdullatif Acar

Makaleler
[email protected]

Vahyin Aydınlattığı Kutlu Zaman Dilimi Ramazan

12 Nisan 2021 - 18:32 - Güncelleme: 17 Nisan 2021 - 10:13

Yine Ramazan bütün güzelliği ve bereketiyle üzerimizi bir rahmet sarmalı gibi kapladı; hüzünlü ve buruk kalbimize dokundu. Sahipsiz, ser sefil bırakmadı bizi, hamdolsun Rabbimize. 

Peygamberimiz(s.a.v.) üç aylar başladığında “Allah’ım Recep ve Şaban ayını hakkımızda mübarek kıl, bizi Ramazana kavuştur.” diye dua ederdi.  Sanki rahmet peygamberinin duası bizim için de kabul gördü. Bu Ramazanda edeceğimiz dualar da inşallah kabul görür.

Çünkü duaya muhtaçlığımızı en derinden hissettiğimiz günler geçiriyoruz.  Salgın hastalık nedeniyle cemaatle camide teravihin coşkusunu yaşayamamanın,  kalabalık ortamlarda iftarın heyecanını duyamamanın, Ramazan sevincini paylaşmak için ziyaretlerde bulunamamanın burukluğu ile hissiyatlarımızın derinliklerinden gelen bir edayla dua edecek, gözyaşları ile açılacak rahmet kapısının açılmasını bekleyeceğiz.   

Peygamberimiz(s.a.v.) buyurmuşlardır ki:  “Recep Allah’ın ayı Şaban benim ayım Ramazan ümmetimin aydır.”  Yine denmiştir ki:“Recep ekim ayı. Şaban bakım ayı, Ramazan ise mahsul ayıdır.”  

Ekmeden biçmek olmaz. Ancak gün içinde gün, zaman içinde zaman, mekân içinde mekân yaratmak Allah’a asla zor değildir. Bin aydan daha hayırlı olan, kur’ anla insanın buluştuğu mukaddes zaman dilimi,  bir ömrü içerisin de barındıran Allah, bize kadrini bilelim diye kadir gecesini bahşetmedi mi? Onun değerini ve kıymetini hakkıyla bilmek zordur.  O gece melekler birçok iş için yeryüzüne inerde iner. O gece tanyeri ağarıncaya kadar esenliktir. (bknz. Kadir süresi)

“O öyle bir gecedir ki,  sabahında güneş parlak doğmaz”(Tirmizi, Savm,72) güneşin ziyası insanların zahiri yönünü aydınlatırken kadir gecesi batini yönüne, iç dünyasına ışık tutmaktadır. Nasıl bir nur ki güneş dahi o ziya karşısında saygısından boyun eğmektedir.

Çünkü o gün adeta gökler yere akmış, lahuti âlem yeryüzüyle buluşmuş, insan muhatap alınmış.  Allah, insanla konuşmuş. Hem de onun en güzel bir şekilde anlayacağı bir lisanla. Ufak bir mağara dünyanın aydınlığına talip olmuştu o gece. Bir meleğin bir insanı sıkarak oku demesi ne kadar derin mesajlar içermektedir bir düşünün! “Bilmem ben okumayı” dediği halde Fahri Kâinat efendisi, Cebrail’in ısrarı neyin nesiydi acaba.

“Yaratan Rabbinin adıyla oku” diye, okumanın nasıl olması gerektiğini vurgulaması bugün bülbül gibi şakıyan mukabele karilerine neler anlatmaktadır. “Kuranı okuyan, ancak okudukları gırtlaklarını aşmayan,(okuduklarına inanan, ancak onlarla amel etmeyen)(Ahmet II,621)hazımsız, ihlâssız, ispatsızlara neleri hatırlatmaktadır. Bakan, gören gözlere, işiten kulaklara, düşünen dimağlara nasıl bir yol göstermektedir?

Evet,  Rabbimiz ayeti kerimede buyurduğu gibi: “Ramazan ayı(öylesine faziletli bir aydır ki) insanlara yol gösterici ve doğruyu eğriden ayırmanın delilleri olarak kuran(bu ayda) indirildi”(Bakara,185) 

Bu nedenle Ramazan delildir, insanlara yol yordam gösterici burhandır. Ramazan ayı berekettir, ziyafettir, zarafettir. Ramazan ayı, ibadettir, mağfirettir. Ramazan ayı ruh ve nefis için, birey ve toplum için takvadır. Oruçla olgunlaşma, nimetin kıymetini öğrenme, şükrü kuşanma, sabrı talim etmedir.  Ramazan ayı, selamdır, esenliktir.  Sükûnettir, sekinettir.

Ramazan ayı kardeşliktir, yardımlaşma ve dayanışmadır. Ramazan, her şeyden önce kuran ayı, vahyin aydınlığıdır. Bu ayın girmesiyle adeta yeniden vahyin atmosferine girip, yeniden hırayı, ilk oku emri ilahisini hatırlamaya başladık. Cebrail aleyhiselam ilk vahyi Rasulüllah’a fısıldarken, bir kul olmanın duyarlılığıyla, onu kulaklarımızda bizzat bizde hissettik. Ancak, Hıra gibi bir dağın, Sevr gibi bir sığınağın koynundan Mekke’ye, hicaza baktığımız gibi günümüz dünyasına bakıp “Ne olacak bu insanlığın hali” diye düşünebiliyor muyuz?

Aynen bin dört yüz sene öncesinde olduğu gibi; haksızlığın, zulmün, inkârın, isyanın, küfrün, cehaletin kiri ve pasıyla uğraşırken, mazlumların masumların, çaresizlerin iniltilerinin ıstırabını yaşarken, hidayet rehberi ve kurtuluş reçetesinin insanlığa hayat bahşeden sesini soluğunu yeniden hisseder gibi oluyoruz Ramazanın bereketiyle.

İlk önce okumaktan başlıyoruz kutlu vazifeye. Ancak ilk önce derdi okumak gerek. Derdini bilemeyen derman bulabilir mi?  Bugün inanan, inancını yerine getirmediği için dertli, inanmayan, inanmadığı için dertli. Herkes dert küpü olmuş. Fakirin derdi başka, zenginin derdi daha başka. Hasta derdiyle imtihan edilirde sağlıklı olan imtihan edilmez mi? O da imtihanda. Baba -ana dertli, bir dokunsan bin ah işitirsin. Evlat dertsiz mi sanırsın, oda dertli. Komşu dertli, bacı dertli, kardeş dertli;  dert, dertli; bilinmemenin derdi içerisinde.

Asrımız dert yumağı haline gelmiş; tapılan putların adı değişmiş, kimse taptığına put demiyor. Karşısında boyun bükülen şey bazen para pul, bazen makam mevki, bazen şan şöhret,  hırs, tamah olmuş.  Kuran,  bu mübarek ayda bütün dertlere derman olsun diye inmiştir. O bütün âlemlere uyarıcıdır. Müminler ve muttakiler için öğüttür. Kalplere şifa, dertlere dermandır. İnanmayan için hidayettir. Allah’ın en sağlam ipidir.  O bir zikirdir Allah’ın ziyafet sofrasıdır. Kur’an okuyan Rabbiyle konuşmuştur. Müslümanlar, müminler ve muhlisler için şifadır o.  Rabbimizden şüphesi olmayan açık delildir. O kesin bir bilgidir.  Kısacası o bütün dertlilerin kurtuluş reçetesidir.

Ancak inkârı kabil olmayan bir gerçek vardır:  Bugün Hıra dağı yüklendiği davayı çoktan devretti nice dağların sırtına. Rasulüllah, ben size dininizi tamamladım, dedi. Şahit tuttu gökyüzündeki yıldızları. İnsanlığın sapıtmaması için iki şey bıraktığını buyurdu. Birincisi;  kuran. İkincisi; sünnet. Kurtuluşun yolunu da gösterdi.   Bugün, uzletlerimiz uzun olmamalı, ancak verimli geçmeli. Yeniden kuran gelmeyecek, vahiy meleği kanatlarıyla okşamayacak.  Bu Ramazan da itikâflarımızın konusu birazda “ Bu insanlığın hali ne olacak “olsun.
 
Evet, “Ey örtüsüne bürünen, kalk ta uyar!  Rabbini yücelt ve nefsini arındır… İlk önce rabbinin emrini yakınlarından başlayarak anlat.” Emri ilahisi bizde de yankı buluyor mu? Bir düşünelim! Örtüsüne bürünen insanlığın bugün kalkmasının zamanı geldi de geçiyor bile. Müslümanlar uzun zamandır uykuda. Gafletin pençesine yakalanmış, kendini, kayıp ettiği kimliğini arıyor; vahyin ağırlığını hissedemiyor; kuranın, ayet ayet, süre süre inişiyle aslında rahmet rahmet yağışının heyecanını duyamıyor. Onun için, vahiy ve insanın vuslatı olan Ramazan,  yüzükoyun kapandığımız yerden yeniden doğrulmanın da fırsatıdır. Karanlıkların yerini aydınlığa terk etmesi ancak ona sımsıkı tutunmakla mümkündür.

İlk önce o kuranı hayatımıza hâkim kılıp, sonra da evlerimize, sokağımıza, mahallemize memleketimize hatta bütün insanlığa onu anlatmalıyız. Yeryüzünün hilafeti gibi bir ağırlığın altında ezilmenin yerine onu taşıya bilmenin mesuliyetidir bu.  

Bunları yaparken isimlerimizin başımda el- emin sıfatı olmalı. Peygamberimiz bizi “Elinden ve dilinden başkalarının emniyette olduğu kimse” diye tanıtmıyor mu? Söylediklerimizle yaptıklarımız bir birine uyumlu olmalı. Ku’ran ahlakı, ahlakımız olmalı. Sadece onu okuyan değil, yaşayan; mukabele eden değil, onunla hayatımızı muhasebe eden olmalıyız. Aksi takdirde namaz kılsak ta oruç tutsakta yerimiz cehennem olur.(Allah muhafaza)
  Herkes bize güvenmeli, derken inkâr eden dahi güvenirliğinizden şüphe etmemeli de” demek istiyoruz.  

Resulullah’ın Muhammed-ül emin(Güvenilir Muhammed) olduğunu kendisine inanmayanlar bile itiraf etmişlerdir. Emri ilahi gereği, hakkı yakınlarından başlayarak anlatması emredildiğinde Peygamberimiz(s.a.v.)’in, topladığı kalabalığa: “Şu dağın arkasında düşman var desem ne dersiniz bana inanır mısınız?” dediği gibi diyemesek de;  işimizde, gücümüzde doğru olmalıyız; aşımızın helal olmasına dikkat etmeliyiz;  dünyaları önümüze serseler de doğruluktan ayrılmamalı, en yakınımızda olsa adaletten taviz vermemeliyiz. Dünyanın altında ezilen değil, dünyanın sırtında kul olmanın edasıyla gezinen olmalıyız. Peygamberden aldığımız bu kutlu davadan, bir elimize güneşi öteki alemize de ayı verseler asla vazgeçmemeliyiz.

Ramazan vahiy ayıdır dedik ya! Onun için Kur’an’ın okunması da başkadır bu ayda. Onu bu ayda daha bir aşk ve heyecanla, hem nefsimize, hem de  neslimize okur, yaşayarak günahlarla kirlenen, paslanan kalplerimizi temizlemiş oluruz.  “Kur’an’ı ezberleyip okuyan kişi,  vahiy melekleriyledir”(Buhari, Tefsir,Amese,1) müjdesiyle kuranı mukabele ederken onu, Cebrail’in okuduğunu düşünerek dinleriz bir peygamber edasıyla; biz okuruz Cebrail ve Rasulüllah dinler, Kur’an’ı indiren  Rabbimiz dinler,“Kullarım beni zikrediyor diye meleklerine gösterir. Onların yanında anar kendisini zikredenleri. “Siz beni zikredin ki bende sizi zikredeyim sakın nankörlük etmeyin” buyurmuyor mu Rabbimiz? Okurken kuran ayetlerini bazen kâh ümitleniriz, ümidin kucağında uyumamak için korku ayetleriyle irkiliriz. Ümit ve korku arasında mukabele okur, dinler, rahmet ikliminde gül olur gülistana döneriz. Her haluk karda kur’an’ı biz okurken aslında kuranın bizi okuduğuna şahit oluruz,  Orucu tutarken de orucun bizi tuttuğunu görürüz.

On bir ayın sultanı rahmetiyle kapımızın tokmağına dokunduğunda her yer bir sevinç ve huzur cümbüşüne döner, Mukabelelerle, teravihlerle şenlenir evler; rahmetin esintileri kalplerimize dokunur.  Salgın hastalık nedeniyle caminin etrafındaki çocuk cıvıltıları olmayacaksa da, Mahyalarla, kandillerle adeta ilan edilir on bir ayın sultanının geldiği.  Bir hazırlıktır ki, özellikle iftara yakın zamanda insanların o tarafa bu tarafa koşuşturmaları neler oluyor caba diye heyecanlandırır herkesi.  Hoş geldin diye karşılayan, bittiğinde üzüntüsünü gözyaşlarıyla ifade eden duyarlı ve akıllı müminler kavuştukları rahmetin sevincini en doruk noktada yaşarlar Ramazan boyunca. Geldiğine sevinmenin bile mükâfat olduğu bir aydır Ramazan. 

Peygamberimiz(s.a.v.) buyuruyor ki:

“Ramazanın gelişine sevinen müminlerin cesedini Allah, cehenneme haram kılar.”
  Ramazan ayında Yerde bin bir türlü hazırlık yapılır da ötelerin ötesinde hazırlık yapılmaz mı? Göklerde hazırdır, meleklerde. Her işin bir zamanı ve mevsimi var ya! Ekmenin de mevsimi var toplamanın da… Yağmurunda mevsimi var. Mevsim bahar,  bulutlar rahmet yüklü.  On bir ay su görmemiş çoraklaşmış gönüllerin mahzun bakışlarını bekliyor.“Yok mu? Bir şey isteyen, isteğini vereyim”( bknz. Kalplerin keşfi, s. 686) nidasını duyup “ben varım” diye cevap verecek kulları bekliyor. Nefisin sınırsız ve pervasız isteklerini elinin tersiyle iten sabır ve sebat kahramanlarını bekliyor. Allah’ın rahmeti geniştir ancak ramazanda o rahmete sınır çizmek mümkün değildir. Adeta cömert olan Rabbim hazinesinin kapılarını sonuna kadar açmıştır bu ayda.   Bu müjdeyi kâinatın efendisi şu hadisi şerifte nede güzel özetleyerek veriyor;

“Ey insanlar!   Büyük bir ay sizi gölgelemiştir. O, içinde bin aydan daha hayırlı bir gece bulunduran aydır. Allah Teâlâ oruç tutulmasını farz kıldığı, gecesinde ibadet yapılmasını sevap kıldığı bir aydır. Kim ki bu ayda iyi bir amelle Allah’a yakınlık gösterirse diğer aylardaki farzı yerine getirmiş gibi olur. Kimde bu ayda bir farz amel yerine getirirse diğer aylarda yetmiş farzı yerine getirmiş gibi olur. O, sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir.  Bu ay başkalarının derdine, sıkıntısına ortak olma ayıdır.  Bu ay kendisinde müminin rızkının artırıldığı bir aydır. Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse,  bu onun günahlarının bağışlanmasına,  cehennem azabından kurtulmasına sebep olur.  Bu onun kendi mükâfatından hiçbir şey eksiltmeden bir oruç tutma sevabına daha nail olmasına sebep olur.( Ebu Davut, Savm,55)

Ramazanla adeta gökler ile yer birleşmiş, melekler insanın iyiliği için sefer ber olmuştur.  “Ramazan ayı girdiğinde Allah Teâlâ arşı taşıyan meleklere,  tespihten ellerini çekip, Muhammet ümmetine ve müminlere istiğfarda bulunmalarını emreder (Rumuz’ulEhadis s.45), “Faziletine inanarak, mükâfatını umarak Allah rızası için,  Ramazanın gecesini ibadetle geçiren kimsenin geçmiş günahları mağfiret olunur”(Riyazüssalihin, c,2;s.463) 

Her şey, inanan insanın lehine dönmüştür Ramazanda. Tüm dünya, Allah’ın arşının gölgesine girmiş, şeytan yalnız kalmış, nefis kaçacak yer bulma telaşında.  Cennet kapılarının sonuna kadar açıldığı, cehennem kapılarının kapandığı, amansız düşmanımız şeytanın zincire vurulduğu, nefsin ateşinin sabırla söndürüldüğü bir aydır Ramazan. 

Allah, bir kapıyı kapatırsa başka bir kapıyı açar, derler ya! Bugün bütün kapanan kapıların yerine rahmet, mağfiret, bereket, mükâfat kapıları açılmıştır. Bugün ihlâslı oruç tutanlara has olan cennetin Reyyan kapısı da açılmıştır. Adeta Bugün zincir ve prangalarımızdan kurtulma zamanıdır. Zincirlerini koparmış üzerimize gelen şehvet, hırs, öfke, kin, nefret, kibir ve kıskançlıktan kurtulma zamanıdır. Bugün Ramazanlaşma, Ramazana sığınma, Rabbe kulluğun hürriyetine kavuşma zamanıdır.

Ramazan, yaz sonunda güz mevsiminin evvelinde yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur manasına "ramdâ" kelimesinden alınmıştır. Nasıl ki yağmur yeryüzünü temizliyorsa Ramazanda insanın günahlarını, kalpteki kiri, pasını temizler. İnsanın bütün kötülüklerden nefsanî ve şehevi arzulardan el etek çekmesine vesile olur.

Bir görüşe göre de Ramazan,  güneşin şiddetli hararetinden taşların yanıp kızması anlamına olan "ramad" kelimesinden alınmıştır.  Böyle düşündüğümüzde de kulun bütün kötü arzularını yok eden eriten bir kor olur Ramazan.  Bazı pislikler nasıl ki yanmadan temizlenemezse, nefsin arzu ve pislikleri de Ramazanın kavurucu sıcağından geçmeden,  orucun sabır teknesinde pişmeden, nimetin şükür ve sabır terazisinden elenmeden temizlenmez.

İnsanın eline fırsat her zaman geçmeyebilir. Geçen Ramazanda aramızda olup ta bu ramazanda ölümün köprüsünde geçip, ahret yurduna göçen nice insanlar var. Ancak orası, ya mükâfat yeri ya da pişmanlık yurdudur.  Yarın bizim ne olacağımız belli değil. Emanetimizin sahibi bizi, ne zaman huzuruna çağıracağını bilmiyoruz. Öyle ise dem bu dem, zaman bu zamandır. Ümmetine çok düşkün bir Peygamberimiz(s.a.v.)’in, Ramazana yetişip de değerlendirmeyen, fırsatı ellerinden kaçıranların durumuyla alakalı: “Günahlarını bağışlatmadan Ramazanı geçirmiş olanın burnu yerde sürtünsün”(Tirmizi) buyurması ne kadar düşündürücüdür.

Ramazanı ruhuna uygun bir şekilde geçirme ümit ve duasıyla…