Sevgi ve Sevgililer Gününden Ne Anlıyoruz?

      Malumunuz 14 Şubat Sevgililer günü olarak ilan edilmiş.  Sevgi adına bildiğimiz bir şeyler var elbette, söylemesek olmazdı. Lakin sevgili, dendi mi her nedense hep  bayan ve erkek  anlaşılıyor. Belki anlaşıldığı şekliyle bugünü onlara ayırmışlar. Zaten senenin birçoğu günlere ayrılmış ya! İtiraz etsek veya farklı yorumlasak pek faydası olmuyor. Ancak bizim şikâyetimiz ebetteki sevgi'ye değil sevginin itibarsızlaştırılmasına. Sevgili, kelimesi bir bayana indirgenecek kadar daraltılmamalı veya onun ifade ettiği anlam yozlaştırılıp insanlar tarafından nefret ettirilir hale sokulmamalı. Kelimeler nefsin ve şehvetin oyuncağı haline getirilmemeli. Masumiyet içerisinde olan ve meşru sevgilere diyeceğimiz bir şey yok. Ancak sevgili, denince cinselliğin ön plana çıkarılmasına, gayri meşru ilişkilerin kılıfı olarak kullanılmasına şidetle karşı çıkmalıyız.

     Nikahsız birliktelikler sevgili kılıfıyla normalmiş gibi algılanıyor. “Senin sevgilin, benim sevgilim” şeklinde namus mefhumuyla aynı terazide tartılıyor. Sokakta biri, sevgilisine bağırıp çağırıyor, başka biri müdahale etmeye kalkınca “sen ne karışırsın o benim sevgilim” diye kendince haklılığını ileri sürüyor. Başka birisi sevgilisine yan baktı diye kanlı bıçaklı olanlar, ellerine kan bulaşanlar da az değil. Hele bu aşk'a dönüşürse artık hiç kimsenin gözü başkasını görmez oluyor. Gerçi nasıl bir aşksa bir çırpıda ayrıldıklarını söyleyenlerde oluyor. Ciddi ciddi evliliği düşünenler, sevgili olup, belli bir süre flört hayatı yaşadıktan sonra evlenenler de oluyor. Yani evlilikten önceki dönemi birbirlerini anlama dönemi olarak kabul ediliyorlar bir çoğu. Bu dönemde gayri meşru davranışlar öyle bir boyuta ulaşıyor ki, kız hamile kalıyor, zoraki evleniyorlar. Kirlettikleri namusu, evlilikle temizleyebileceklerini düşünerek bunu yapıyorlar.

    14 Şubat sevgililer gününe sevgilisiz girmemek için bir günlüğüne sevgili edinenlerin olmasını nasıl yorumlamalı? Birde eski ve yeni sevgilisini birbiriyle tanıştıranlar, güya sözüm ona, medeni insanlar gibi bir arada gün geçirenler var ya adeta tüylerim diken diken oluyor, duyduğumda. Sevgilisini bir akşam, yemeye çağırıp anne ve babasıyla tanıştıran kız çocuklarına ne demeli? Baba anne uğurlarken kızın sevgilisini memnuniyetleri gözlerinden okunuyor adeta. Evleniyorlar, aşk, meşk bitiyor kısa süre sonra ayrılacak durumuna geliyorlar.

    Peki ne oldu bize? Bu kelimelerin namusuyla kim oynadı böyle? Mesela; bakış açılarımızı sevgi dini olan İslam’a göre ayarlasak, her şeyi onun ölçüsüne koysak, eşimizi sevsek Peygamberimizin ifadesiyle kör düğüm gibi, olmaz mı? Onun işlerine yardımcı olsak kılıbık damgasını mı yeriz yoksa? Mahremiyete dikkat edip tesettürün altında saf ve temiz bir sevgiyle muhabbetimiz arttıkça artsa… Gönlümüz onun kalbine kaydıkça kaysa yani Allah için sevsek 14 şubatı beklemeden, olmaz mı? Her gün sevsek yani… Bir gül alıp gütürürken o gülü ve  o gülü götürdüğümüz, saygı ve sevgiyle dolu olan eşimiz  nedeniyle Rabbimize  şükretsek.   Allah’ın büyüklüğünü görüp, ilk önce Allah’a olan sevgimizi gösterip, namazımıza devam etsek, haramlardan kaçınsak, geçimimizi helalinden kazanıp evimize geldiğimizde “evlerinize girerken selam verin” emri gereği selam verip “sevdiğiniz birisine sevdiğinizi söyleyin” emri gereği Allah’ın emaneti diye eşimizi sevdiğimizi söylesek olmaz mı?  Her şeyi  sevgilerimizi Allah'a olan sevgimize bağlasak. Anayı babayı, eşi dostu, börtü böceği, taşı toprağı sevsek "yaratılanı yaratandan ötürü sevsek" olmaz mı?

    İlişkilerimizde sevgi dili kullansak, ibadetlerimizi sevgiyle yerine getirsek, hata ve kusurları örtsek; kimsenin kusurunu araştırmasak, mazlumu sevsek yardım etsek, zalimi o zulmünden alıkoyarak ona da yardım etsek, gelmeyene gitsek, sevmeyeni sevsek, vermeyene versek, taş atana gül atsak olmaz mı?

    Sevgi inanç işidir. Mesela bir insana çok inanmışsanız onu çok seversiniz ya da sevdiğinizden dolayı ona güvenirsiniz. Sevdiğiniz  sırtını döndüğünde size, yüz üstü bıraktığında yanıldığınızı anlarsınız. Vefakâr olmak, iyiliği unutmamak, dostluğu geliştirmek karşılıksız sevmek yani adam gibi sevmek insani ve sevginin özünü oluşturan bir davranış şeklidir.

    Sevginin Kaynağı Allah sevgisine Dayanmalı

    Sevginin sahibi olan Allah ile aramız nasıl? Ona olan güven, Ona olan iman, Ona karşı olması gereken sevgi bizleri hangi düzeye taşımış durumda.Hâlbuki ki Allah, insanı bir an olsun yalnız bırakmıyor. Kuluna olan şefkat ve merhameti bir annenin evladına olan merhametinden daha fazla. Kulunun tövbesini kabul ediyor. Her şeyi onun hizmetine veriyor. Yol yordam gösteriyor. O öyle bir Sevgili ki, insan kendini unuttuğunda dahi o kulunu unutmuyor, insan kendini günah bataklığına attığında  onu kendi haline terk etmiyor. 

    Hayatın tadının kalmadığı asrımızda inancımızın da tadını alamıyoruz. Denize düşenin yılana sarılması gibi, günlere tutunmaya çalışıyoruz ebedi olana iştihamızı beşerî şeylerle gidermeye uğraşıyoruz.

   Enes (r.a.)’ın rivayet ettiğine göre Peygamberimiz(s.a.v.) imanın lezzetinin nasıl alınacağını bizlere şöyle bildirmiştir:

  “Üç şey vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi imanın tadını almış olur.

   Allah ve resulünü her şeyden daha çok sevmek

   Sevdiğini yalnız Allah için sevmek

  Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak kadar korkunç ve tehlikeli görmek” (Buhari, Müslim)

    Evet, İmanla dolu kalp başka sevgilere bel bağlarsa ıstırap olur o insan için. Ancak yaratılana sevgi yaratandan ötürü olunca bakışlar değişir, ıstırap biter, karışıklık izale olur. “İnsan güzel bakınca güzel görür, güzel görünce güzel düşünür

    Sevgiyi, meyve veren ağaca benzer. Bu ağacın kökü Allah sevgisi, gövdesi Peygamber sevgisi, dalı budağı ise bütün mahlûkata karşı beslenilen sevgidir. Bu ağacın asıl meyvesi ise ahrettedir.

    Bütün sevgilerin temeli ve membaı olan Allah sevgisini ilk önce kalp tarlasına ekmeli; bakımını ibadet ve itaatle yapmalı, ihlâs ve muhabbetle sulamalı, sabırla buna devam etmeli. Bu ağaç zamanla öyle gelişir ve serpilir ki kolları bütün dünyayı çepeçevre kuşatır. Meyvede saklı olan tohum gibi, sevgimizin ulaştığı her yer bir gül ve gülistan bahçesine döner. 

    Dünyayı sevgi cümbüşüne döndürseniz dahi Allah sevgisiyle beslenmeyen, kök salmamış sevgi kurumaya mahkûmdur. Kurumuş çalıya su vermek gibidir ölmüş kalpteki sevgiyi canlandırmak. Gövde ile kökün irtibatını kopardığınızda da ağaç, ağaç olmaktan çıkar. Kök ve gövdeye rağmen dal ve budak kesilirse o ağacın meyvesinden de söz edilemez. Ve ateşte yanmaya layık kuru bir kütük halini alır. Aynen bunun gibidir, diğer sevgilerin Allah sevgisiyle irtibatı.

   Bir gün Behlül Dana’yı üstü başı tos toprak içinde görenler bir yerden geldiğini düşünüp sordular:

  “Ey Behlül! Nereden geliyorsun böyle?”

   Behlül: “Cehenneme ateş almaya gittim lakin ateş bulamadım.” der

   Ve devam eder: “Cehennemin bekçileri bana dediler ki: Burada ateş olmaz herkes ateşini kendi getirir.”

   Evet, herkes buradan ateşini götürür. Ya yanmak için kütük olarak ya başkalarının yanmasına sebep olan ateş olarak götürür... İnsan, sevginin asıl membaından aldığı ilhamla kendisinden sonrakine can olmalı, can suyu kadar sevgiyle dolmalı, aksi halde hem kendinin hem de sonraki neslin kurumasına ve er nihayet yanmasına sebep olur.

    Bu nedenle kâinatı en mükemmel bir şekilde yaratıp idare eden, cehenneme kütük olmamaları için, gönderdiği kitaplarla ve peygamberlerle insanları uyaran Allah, bütün canlılara olan sevgi ve merhametini göstermiş, sevdiğini niçin sevmen gerektiğini anlatmış.

   Allah sevgisine dayanmayan sevgiler gösteriş ve menfaate dayalıdır, taklidi ve sunidir. Menfaatin bittiği yerde biter, gücün ve takatin kalmadığı yerde bırakır kendini. Çünkü sağlam bir dayanağı samimi bir ilişkisi yoktur. İnsan bu bağlamda sevdiği şeyi Allah sevgisiyle ilişkilendirmeden birçok şeyi sever. Mesela, dünya sevgisi, para pul sevgisi, makam mevki sevgisi, kadın, kız sevgisi gibi… Fani olan bu şeyleri ebedi olana tutturamadığınız zaman gönlünüzü kaptırdığınız her şey elinizden uçup gittiğinde, yanınızdan ayrılıp yok olduğunda büyük bir bunalıma ve huzursuzluğa kapılırsınız. Lakin sevdiğinizi Allah için severseniz, Allah bakidir, yanınızdadır. Böyle bir sevgiyle hem aldanmamış hem aldatmamış olursunuz. Allah için olan sevgide kimden ziyade kimin için sevdiğiniz önemlidir.

    Mahlûkatı sevmenin nüvesi adeta bütün sevgilerin üzerinde yükseldiği peygamber sevgisinde saklıdır. Çünkü Onsuz olmaz, O olmadan sevgiden söz edilmez. Gövdeden köke inerken, kökten gövdeyle; gövdeden meyveyle buluşurken yani mahlûkattan Halik’a ulaşırken hep O’nu görme, Onunla sözde ve özde bir olma mecburiyetimiz söz konusudur. Asıl sevgiye ulaşmak Allah resulünü candan ve canandan çok sevmekle mümkündür. Onun sevgisini öyle bir makama koymuş ki Allah “Deki Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah’ta sizi sevsin” buyurmuştur.

    Evet, mümin sevgide bu yolu takip edince Yunus’un ifadesiyle “yaratılanı yaratandan ötürü sever” ağaç meyveye durur çiçek açar; güllük ve gülistanlık olur dünya. Bakışlar sevgiyle, ilişikliler sevgiyle, alışveriş sevgiyle, oturup kalkmak sevgiyle olur. Başkalarının sevgisinin gölgesinde büyütmeyi becerdiğimiz sevgi ağacı dünya hayatını huzur ve saadet yumağı haline döndürüyorsa bu, sevgi ağacın ahretteki meyvelerinin gölgesidir. Düşünün! Ya aslı nasıldır bu meyvenin.

Suyumuzu topraktan, gücümüzü köklerden, cesaretimizi gövdeden gölgemizi kardeşlerimizden almak ümit ve duasıyla..

  Sevgiyle kalın..

http://www.abdullatifacar.com/

YORUM EKLE