MUHSİN’CE BİR HAYAT HİKÂYESİ VE MUHSİN’CE BİR DURUŞ

MUHSİN’CE BİR HAYAT HİKÂYESİ

VE

MUHSİN’CE BİR DURUŞ

       Tarih: 12 Eylül’ün işkence günleriydi…

       Yer: Mamak askeri cezaevi…

       Gardiyanların ayak sesleri hapishane koridorunun başından duyulur. Koğuşun kapısı açılır, mahkûmu içeri bırakır giderler. İçeri giren genç içeridekilere selam verir ve kendisine gösterilen boş bir yere oturur. Koğuştakiler de selamını alıp “hoş geldin geçmiş olsun delikanlı” dediler. Mahkûmların en yaşlısı olan yaşlı adam ona yaklaşıp onunla ilgilendi. Çünkü gencin selam verişi ve simasının güzelliği herkes gibi onun da dikkatini çekmişti.

       Genç oturduğu yerden kalkıp abdest alabileceği yeri sordu, gösterdiler. Abdestini aldı ve ikindi namazını kılmaya başladı. Ancak namazı bir türlü bitmek bilmiyor, sürekli kılıyordu.

       Nihayetinde namazı bitince selam verdi, duasını yaptı ve seccadesini katladı, yerine bıraktı.

       Koğuşun yaşlısı olan adam, gence yaklaşıp sordu;

      -“Bu ney namazıydı böyle? İkindi namazından sonra nafile namaz da yok, ne kıldın bu kadar uzun uzadıya?” diye sorunca genç adam;

       -“Kaza namazı kıldım.” Demekle yetinmişti. Yaşlı adam merakından mıdır nedir sürekli soru sormaya genci konuşturmaya çalışıyordu. Bir başka soruyu da şöyle sormuştu gence;

       -“Ne zaman bu kadar namazı kazaya bırakmıştın?” dedi yaşlı adam.

       -“Gözaltındayken,” dedi genç adam. Daha sonra da gözleri uzaklara dalıp gitti. Yaşlı adam genç adamı konuşturarak onu üzme derdinde değildi belki ama kendine hâkim olamıyor sorularını sormaya devam ediyordu.

       -“Ne kadar tuttular seni gözaltında?” diye sordu yaşlı adam. Genç adam kısık, bir o kadar da titremeli ve ağlamaklı bir ses tonuyla;

       -“ 29 Gün.” Dedi. Yaşlı adam;

       -“Allah Allah 29 gün öyle mi?” demekle yetindi.

       -“Evet, 29 gün, ben o 29 günlük namazımı kaza edeceğim” dedi genç adam.

       -“Kılamamışsındır, kıldırmamışlardır herhalde!” dedi yaşlı adam.

       Delikanlı bir süre sustu yine uzunca bir düşünceye daldı. Sonunda yaşlı adama döndü ve

       -“Aslında namazlarımı kıldım. Bir tek vaktimi bile kaçırmadım. Fakat…

       -“Fakat ney?

       -“Namazın şartlarını yerine getiremedim. Eksikti, çoğu zaman abdest alamadım. Teyemmüm ettim.

       -“ Olsun, teyemmümle olsun, teyemmümle kılınan namaz kabul değil mi?

       -“Fakat toprak bulamadım teyemmüm edecek, bazen demir parmaklıklar ile teyemmüm yaptım, bazen de hücrenin duvarında yer alan tuğlalarla teyemmüm yaptım. Yine de kabul olur mu?

       -“Ne demek kabul olur mu? Olur, tabii ki de…”

       -“Kıbleyi de bilmiyordum. O kadar yalvardım kıbleyi söylemediler. Hem bu arada namazın diğer rükünlerini de yerine getiremedim. Askıdaydım. Hem ellerim hem de ayaklarım bağlıydı. Çoğu zaman zorla rükûa gidebiliyordum, secdeyi hiç yapamıyordum.”

       -“Olsun olsun yine de kabuldür senin kıldığın namazların…” dedi yaşlı adam, ama ses tonu git gide, sohbet ilerledikçe sesi ağlamaklı bir ses tonuna dönüşüyordu.

       -“Sen hep öyle kabul kabul diyorsun ama…” dedi sustu genç adam… Daha sonra değişik bir ses tonuyla devam etti konuşmasına genç adam;

       -“Biliyor musun, o gözaltında bulunduğum 29 günün 15 günü anadan üryandım, çırılçıplaktım. Soymuşlardı beni… Yalvarıyordum onlara “ne olur Allah rızası için bir tek çamaşırımı verin bana, namazımı kılacağım.” Diyordum. Fakat vermiyorlardı. İşte o şekilde kıldım ben namazlarımı… Ne kadar imkânım olmasa da, avret yerlerimi ellerimle örtmeye çalışıyordum. Fakat çoğu zaman onu da başaramıyordum. Bu şekilde kıldım namazlarımı…”

       Ortalığı uzun bir müddet sessizlik kaplamış, ağızları bıçak açmıyordu. Genç adam, yaşlı adamdan cevap bekliyordu. Genç adam başını kaldırdığında, gözyaşlarını yüzünü ıslattığını gördü yaşlı adamın… Ağlıyordu yaşlı adam…

       Sonra ne olduysa yaşlı adam ayağa kalkıp genç adamın omzundan kuvvetlice tuttu ve kendine doğru çekerek;

       -“Bana bak delikanlı, o namazları asla kaza etmeyeceksin! O namazları alıp Allah’ın huzuruna varacaksın, “Allah’ım bunları sana getirdim.” Diyeceksin. Biliyor musun belki hayatında kıldığın en değerli namazların bu namazların olacak.” Dedi. Ardından yaşlı adam daha fazla dayanamayıp, genç adama sonunda sordu;

       -“Kimsin sen, nerelisin, ne iş yaparsın delikanlı sen?” diye sordu. Genç adam;

       -“Ben, ben MUHSİN YAZICIOĞLU…”

       Muhsin Yazıcıoğlu’nun örnek aldığı tek insan peygamberimizdi. Onu işkencelerde bile hayattan koparmayan tek şey Rasülullah efendimizi örnek almasıydı.

       “Haksız bir davada zirve olmaktansa, haklı davada zerre olmayı tercih ederim” düşüncesiyle hareket ederek “inandığı yolda tek başına yürümeyi” tercih eden nadir insanlardandı. Ezilenin aslanı olmayı tercih etmiş yiğit bir insandı Muhsin başkan. O, Muhsin’ce yaşadı, Muhsin’ ce göçtü bu âlemden.

       Kalın sağlıcakla…

YORUM EKLE