Mızraklı İlmihal Bizim “Neyimiz” Olur?!..

Modern dönemlerde İslâm dünyasının bir “savrulma” yaşadığı inkâr edilemez bir gerçektir. Sanayi devriminden sonra İslâm dünyasının ekonomik, askeri, siyasi yönden güç kaybı, farklı felsefi ve ideolojik hareketlerin ortaya çıkması ve müsteşriklerin çalışmaları, İslâm dünyasını olumsuz anlamda etkilemiş, gelişen olaylar, bir dönüşümü de beraberinde getirmiştir. İslâm dünyasının başına gelen en büyük musibetlerden biri belki de en büyüğü, tarihinden koparılıp “zihin kodları”nın bozulmuş olması; bunun neticesinde de bir eziklik/aşağılık kompleksinin girdabına düşmüş olmasıdır.

Özellikle Tanzimat’tan sonra “zihin kodları” ile oynanan İslâm dünyası, zaman ilerledikçe “dönüşmüş/yabancılaşmış”, dünyayı hızla etkisi altına alan Batı dünyası/modernizm karşısında değişik arayışlara girmiş ve çeşitli refleksler geliştirmiştir. Anadolu topraklarında yaşanan alfabenin değiştirilmesi, Kur’ân’ın yasaklanması, ezanın Türkçeleştirilmesi vs. gibi olaylar ise işin tuzu biberi olmuştur.

Tarihi süreçte yaşanan olaylar neticesinde Batı dünyasının askeri, siyasi ve ekonomik yönden güçlenmesi, İslâm dünyasının ve bu arada Osmanlı Devletinin zayıflaması ve mağlub olup parçalanmaları, Müslümanları çeşitli çözüm arayışlarına itmiştir. Bu çözüm arayışlarından biri de “ıslahat” sürecidir. Ancak bazı Müslümanlar, bu ıslahat sürecinin bir yerlerinde, esas itibariyle kendilerine kurulmuş olan oryantalistik dilin ideolojik hükümlerini ve akademik/siyasi iddialarını benimsemeye ve içselleştirmeye yönelmişlerdir. Buna, İslâm dünyasının kendi ilim ve kültür mirasından şüpheye düşmesi, onu yetersiz görmeye başlaması, giderek küçümsemesi ve paradoksal olarak bu yetersizlik üzerinden beka/tecdid problemini çözmeye teşebbüs etmesi vakıası diyebiliriz.(1)

Özellikle son iki yüzyılda İslâm dünyasında Kur’ân ve Sünnet’e dönmek, yeniden ictihad yapmak, taklide karşı çıkmak gibi yaldızlı söylemlerle ıslah/tecdid fikir ve hareketleri ortaya çıkmıştır. Müslümanların gündemini yoğun bir şekilde işgal eden bu ıslah/tecdid fikir ve hareketleri, nelerle yola devam edileceği, nelerin tamir ve tashih edileceği, nelerin terk edileceği hususunda, yapıcı/yeniden kurucu bir hareket olmaktan ziyade, geçmişi/ilim ve kültür mirasımızı hafife alma, önemsizleştirme, karalama, reddetme hareketi olmuş; tarihimizi, ilim ve kültü mirasımızı bir yük olarak gören kaba ve yıkıcı bir hareket olarak ortaya çıkmıştır.

Kendini/kendi değerlerini, İslâm dünyasının Batı dünyası karşısında “gelime” sebebi olarak gören insanlarımız, “İslâm’ın terakkiye/ilerlemeye mani olmadığı”nı ispat gayretiyle, “aslında İslâm’ın ilerlemeye mani olmadığı; Müslümanların Kur’ân ve Sünnet’ten uzaklaşmaları sebebiyle geri kaldıkları; bid’at ve hurafelere yöneldikleri; yeniden kaynaklara/Kur’ân ve Sünnet’e dönüp ictihad edilmesi gerektiği” gibi çeşitli söylemlerle, ilim ve kültür mirasımız başta olmak üzere neredeyse geçmişe dair ne varsa hafife almış, geçmişi önemsizleştirmiş ve reddetmiştir.

İmam Hatip Lisesinde öğrenci olduğumuz seksenli yıllarda, çeşitli vesilelerle gündeme gelen ve bu önemsizleştirme, hafife alma ve reddetmeden en büyük payı alan eserlerden biri de “Mızraklı İlmihal” olarak bilinen anonim eserdir.

Miftâhu’l-cenne olarak da bilinen ve Osmanlılar’da “ilmihal” adının kullanıldığı ilk eser olan Mızraklı İlmihal’in müellifi ve hangi tarihte yazıldığı kesin bir biçimde tesbit edilememiştir. Adındaki “mızraklı” kelimesinin kaynağı hakkında kesin bilgi bulunmamakla birlikte bu adlandırma, kitabın genellikle kapağında ya da ilk sayfalarında yer alan sancak ve mızrak şekilleriyle ilgili olabileceği gibi eserin belirlenebilen tek yazma nüshasında görülen “Mızraklı Efendi” ifadesiyle de bağlantılı olabilir. Kitapta zikredilen kaynaklar dikkate alındığında Mızraklı İlmihal’in XVI. yüzyıldan sonra yazıldığı ortaya çıkmaktadır. Kitapta abdest, gusül, teyemmüm, namaz, oruç, hac, peygamberlerin sıfatları, imanla ilgili hususlar, meleklere ve kitaplara iman, Allah’ın sıfatları, elli dört farz, ahkâm-ı şer‘iyye, küfür ve şirk konularına yer verilmiştir. Eserin pek çok baskısının kenarında namaz, dua ve ahlâka dair küçük risâleler bulunmaktadır. Sade bir dilin ve kısa cümleli basit anlatım tekniğinin kullanıldığı Mızraklı İlmihal Osmanlı toplumunda en çok okunan ve ezberlenen eserler arasında yer almıştır. Sıbyan mekteplerinde din bilgisine başlangıç kitabı olarak, ayrıca camilerde, köy odalarında ve evlerde yaygın biçimde okunması sebebiyle halkın din anlayışını etkilemiştir. Bu yüzden modernleşme döneminde adı zikredilerek sıkça eleştirilmiştir.(2)

Bu yazıda, ilim ve kültür mirasımızı temsilen kullanılan Mızraklı İlmihal, içinde yer alan bilgi, zihniyet, bakış açısı ve dünya görüşünün, bu topraklarda yaşayan insanların dinî, ahlâkî, sosyolojik ve siyasî davranışları üzerinde ciddi anlamda etkisi bulanan eserlerden biridir. Mızraklı İlmihal, adeta geçmişin, ilim ve kültür mirasımızın bir sembolü olarak, modern dönemlerden en çok eleştirilen eserlerden biri olmuştur.

Her ne kadar Mızraklı İlmihal’de abartılı ya da uydurma sayılabilecek ifade ve bilgiler bulunsa da, eserin hitap ettiği çevre göz önüne alındığında terğib ve terhib amaçlı yazılan bu ve benzer eserlerin böyle bir dil ve uslûba sahip olması yadırganmamalıdır. Ancak şu husus unutulmamalıdır ki, Mızraklı İlmihal ve benzer eserler, Anadolu topraklarında yaşayan Müslüman toplumun zihin kodlarını oluşturan; zihniyet ve dünya görüşünü inşa eden eserlerdir. Belki de bu sebeple, mızraklı ilmihal ve benzeri eserler, modern dönemlerde “ıslah, tecdid, ictihad, taklid, yenilik, vs.” söylemlerle yola çıkan çevrelerin hedefi haline gelmiştir.  Mızraklı İlmihal’in sembol değeri o kadar yüksektir ki, sadece modernist söyleme sahip Müslümanlar değil Nazım Hikmet gibi ateist/kominist çevreler de ona karşı çıkmışlardır. Nazım Hikmet, yazmış olduğu

“vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa / vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan / …………………..……. / ben vatan hainiyim”

şiirinde, vatanı ve Müslümanlığı Mızraklı İlmihalle bir tutmuştur. Nazım Hikmet’in burada yaptığı, tek başına Mızraklı İlmihal’e karşı çıkmak değil, Mızraklı İlmihal’in inşa ve sembolize ettiği zihniyet ve dünya görüşüne karşı çıkmaktır.

Islah, tecdid, ictihad, yenilik gibi söylemlerle ve Mızraklı İlmihal düşmanlığı yaparak çıkılan yolda gelinen nokta, doğru dürüst yüzünden Kur’ân okumasını bile beceremeyen, üç-beş kitap okumakla müctehid olduğunu zanneden ve ideolojik maksatlarla kaleme alınan mealleri eline alıp “ictihad oyunu” oynayan  tiplerin yetişmiş/yetiştirilmiş olmasıdır. Kendi topraklarına yabancı, kendi ilim ve kültür köklerinden kopuk; kopuk olmanın ötesinde kendi ilim ve kültür mirasına düşman olan kendilerini mezhep imalarının, hatta Rasûlullah sallallahü aleyhi ve selem’in üstünde gören bu türedi/bid’at ve melankolik tiplerin vardığı/varacağı ve gençliği/toplumu sürükleyeceği nokta ancak deizm olacaktır.

Ne yapmamız gerekir? Belki de yapmamız gereken, İsmet Özel’in deyimiyle, “bu millete bir tek şey lazım, o da Mızraklı İlmihal okumak”tır.

Düşünce Akla Düşünce

--- Tatlı suyun başı kalabalık olur. (Mevlana)

--- Kurdun elinden çobanlık gelmez. (Sadi Şirâzî)

Selam ve duâ ile…

12.07.2018

_________________________________________

(1) Bak: İsmail Kara, İlim Bilmez Tarih Hatırlamaz, s. 59, İstanbul 2011.

(2) Bak: M. Kâmil Yaşaroğlu, “Mızraklı İlmihal”, DİA, XXX, 5-6.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa GEZGİN
Mustafa GEZGİN - 1 yıl Önce

Selamün aleyküm Sayın Hocam.