KURTULUŞU YAKALAMAK KUR'ANLA MÜMKÜNDÜR

Özellikle yaz kursları nedeniyle kur’an eğitimi ve öğretimi üzerine güzel güzel sözlerin söylendiği, verimli olmak için çeşitli telkin ve önerilerin yapıldığı, cami ve kuran kurslarımıza çocukların akın ettiği bir dönemin heyecanını ve onurunu yaşarken birkaç makaleyle de olsa, kurtuluşun yegâne yolu olan kur’anı nasıl okumalı ve yaşamalıyız. Kuran bizlere neyi emrediyor. Kur’an’ın hayatımızdaki yeri ve önemi nedir? gibi soruların cevaplarına bir nebze ışık tutmaya çalışacağız.

Evet, merhameti sonsuz olan Allah, insanı yaratır yaratmaz, gönderdiği peygamberlerle, indirdiği kitaplarla onu başı boş bırakmamış, dağların dahi kaldıramayacağı büyük sorumluluğunu ve görevini hatırlatarak ona merhamet etmiştir. Doğruları ve yanlışları insanın önüne sererek sağlıklı bir seçim yapmasını sağlamıştır. Kur’an insana bazı sorular sorar, düşünmeye sevk eder, aklını ve iradesini kullanarak hem dünyasını hem de ahiretini kazanmanın yollarını gösterir. İlk insanın aynı zamanda ilk peygamber olarak gönderilmesi dahi işin ciddiyetini anlamak açısından önemlidir. Yüz yirmi dört bin peygamber gönderilmiştir. Ancak, hidayet yoksunu insanlar bu uyarılardan nasiplenememiş, küfürde isyanda sınır tanımayan bir kısım kavimler daha bu dünyada Allah’ın gazabına müstahak olmuşlardır. Bazı peygamberlere birkaç kişiden başka kimse tabi olmamıştır. En vahimi de Allah’ın kitaplarını tahrif ederek onları kendi arzuları istikametinde değiştirmişlerdir. Gerçek hüküm sahibi olan Allah, önceki gönderdiği kitapların hükmünü kaldırıp insanları yeni kitaplarla ve peygamberlerle irşat ederek yine merhametini esirgememiştir.

Peygamber zincirinin son altın halkası hazreti Muhammet’tir. Son kitap ise Kur’an’ı Kerimdir. Allah, bu sebeple kur ‘anı özel koruma altına almış, onu koruyacağını vaat etmiştir. Kur’an indiği zaman Arap toplumu edebiyatta çok ileri bir düzeydeydi, buna rağmen en büyük mucize olan “Rahman ve Rahim olan Allah tarafından indirilen…” (Fussilet,2) Kur’an’ın olağan üstü üslubu karşısında herkes hayran kalmış, güzel sesli Hz. Ebubekir gibi sahabeler kur ‘anı okuduklarında müşrikler dahi etraflarına toplanır kuranı dinlerlerdi. Kimse Kur’an’ın bir benzerini yerine getirememiştir. Çeşitli zamanlarda tahrip etme teşebbüsleri de hüsranla sonuçlanmıştır. Bugün dünyanın her tarafında hafızlar aynı kur ’anı terennüm ediyor, bir harfi dahi değişmemiş ayetlerini okuyor.

Bu hususta yüce Allah, kuran düşmanlarına meydan okuyor:

“Eğer kulumuza (Muhammed)’e indirdiğimiz (kuran) hakkında şüphede iseniz, haydi onun benzeri bir süre getirin ve doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka (yardımcılarınızı da) çağırın ve bunu ispat edin” (Bakara,23)

O Kur’an en yüksek hakikatleri ihtiva etmekte; ilmin ve tecrübenin nice asırlar sonra ortaya koyduğu hakikatleri 1400 sene öncesinden haber vermektedir. Bu bile kur ‘anın doğrudan doğruya Allah’ın kelamı olduğunun delilidir. Dünya yaşlandıkça kuran gençleşiyor. İhtiva ettiği hakikatler kendisinin Allah kelamı olduğunu haykırıyor. İlim ve teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin asla Kur’an’ın ilmine aykırı düşmez. Bu, olsa olsa Kur’an-i hakikatlerin tezahüründen, onu teyit etmekten başka ileriye gidemez. İlimler, yeni keşifler kur ‘anın tefsiri olarak onun hakikatlerini ispat etmektedir.

Kalpleri kararmış, ruhları ölmüş, önyargılı bir şekilde kur ’ana yaklaşan, onun göz kamaştırıcı hakikatleri karşısında yarasa ruhlu insanlar, kur ’anın gerçekleri karşısında deve kuşu misali, kafalarını kuma gömerek Allah’ın takdirinden muaf olacaklarını zannediyorlar. Düşmanca tutum ve davranışlarla güneşi üflemekle söndürebilecekleri ahmaklığına kapılıyorlar, Tarihte bu böyle İdi, bugünde böyle, yarında öyle olacak... Hâlbuki ki gözlerini hakikat kapatanlar ancak kendi dünyalarını karartırlar. Kur’an’ın aydınlığından nasiplenmeyenler için sadece bu dünyada değil, ahirette de büyük pişmanlık ve korku vardır.

Yüce Allah, inkâr edenlerle ilgili şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz Kur’an Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür. Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu biliyoruz. Şüphesiz Kur’an kafirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir. Şüphesiz kuran, gerçek kesin bilgidir. O halde sen yüce Rabbinin adıyla teşbih et.” (Hakka,48-52)

Asıl olan biz müminler, rehber ve aydınlığımız olarak kabul ettiğimiz Allah’ın kelamını ne kadar okuyor ve anlıyoruz. Anladığımız hakikatleri hayatımızda ne kadarını uyguluyoruz. Bunu sorgulamak gerekir. Bugün Müslümanların en öncelikli meselesi bu olmalı. Kurtuluşu yakalamak ancak suni gerçeklerle değil, aklın, şeytanın telkinleriyle kulağımızı üflediği hakikat adına beşerî yalanlarla değil, yanılmaz vahyin gerçekleriyle mümkündür. Dünyanın, bütün insanlığın maddi ve manevi terakkisi ve ıslahı ancak kur ’anı, hayat kitabı yapmakla mümkündür. Fakat bu gerçekler her zaman temenniler şeklinde Müslümanların hayatında yer etti, daha öteye yeterince geçemedi. Kur’anlar Müslümanın arası açıldığından, tarihin hiçbir devrinde insanlık bu kadar sefalet, cehalet, karanlık, zulüm ve haksızlık içinde kalmamış, ihtilaflar hiç bu kadar tahribatlara sebep olmamıştır. Onun için İslam alemi üzerindeki karabulutlar bir türlü dağılmıyor; karanlık koyu, ancak nerdeyse bir asırdır şafak sökmüyor, huzur fakiri, ibadet ve itaat cimrisi, hak ve hukuk yoksunu insanlar dünyayı adeta cehenneme döndürdüler.

Müslümanları kardeş ilan eden Allah, onların birlik beraberlik içerisine olmalarını, ihtilafa düştükleri meselelerde kur ’ana sımsıkı sarılmalarını kurtuluşun vesilelerinden saymıştır.

Buyuruluyor ki:

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size size olan nimetini hatırlayın, Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun kenarında iken oradan da Allah sizi kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” (Kurtuluşa eresiniz) (Ali imran,103)

Hz. Peygamber kur ‘anı, “Allah’ın gökyüzünden yeryüzüne sarkıtmış ipi olarak tarif eder.” Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yolumuzu şaşırmamak için Allah’ın ipi kurana sıkı bir şekilde, topluca sarılmamız gerekir. Müminlerin birliğinin bozulduğu bir yerde İslami emirleri yaşayıp hak üzere olmak mümkün değildir. Esaret altındaki insanlar, kendi kararlarını kendilerinin veremediği milletler Allah’ın emirlerini yerine getiremezler. Bu nedenle Allah, inançta birliği emrettiği gibi ibadette de birliği emir buyurmuştur.

Her Müslüman, ihtilaflarının çözüm yeri olarak kuranı ve Resulüllah’ın hayatını görmeli. Gerçek manada mümin Allah’ın kitabını ve O’nun Resulünün sünnetini şek ve şüphesiz kabul eder, İslam’ın bu ana kaynaklarını sorgulamaz. Ayetin ifadesiyle böyle insanların sözleri “Dinledik ve boyun eğdik” (Nur,51) şeklindedir. Kurtuluşa ermek, istikamet üzere olmak, her alanda ilerleyip güçlü olmak ancak bununla mümkündür. (Devam edecek…)

Selam ve dua ile

http://www.abdullatifacar.com/

YORUM EKLE
YORUMLAR
Keziban alp
Keziban alp - 1 yıl Önce

Azra isminin anlaminedir

Hasan Karadavut
Hasan Karadavut - 1 yıl Önce

Devamının başarılar dilerim

imam hatip-koltuk yıkama ci
imam hatip-koltuk yıkama ci - 1 yıl Önce

Rabbim ülkemize birlik beraberlik versin.
Vatan imiza dinimize milletimize zulmedenlere fırsat vermesin. Milletimize kurşun sıkan ları Hidayet ten nasipleri yoksa Mevla kahru perişan etsin. Amin.