Kurban Teslimiyettir

Kur'anda yer verildiği üzere; Hz. Ademden beri var olan kurban ibadeti insanlar için hep imtihanın bir parçası olmuş, kurbanın iyi olmasının yanında niyetin ve ihlasın önemi üzerinde de ısrarla durulmuştur. Hz. Ademin oğullarından Kabilin kurbanın kabul olmayıp Habil’in samimiyeti nedeniyle, kurbanının kabul görmesi hasetin çırasını tutuşturmuş; kardeş kanı dökülmüştür. Bugünkü şekliyle yerine getirilen kurban ibadeti ise İbrahim aleyhisselama kadar dayanır.

Kuranda yer verilen İbrahim alyhisselamın kıssası İbrahim’i bir fedakârlık ve İsmail’i bir teslimiyetin formülünü gösteriyor insanlara. Bu imtihan sadece İbrahimlerin İsmaillerin, anne Hacerlerin değil, kıyamete kadar bütün “teslim oldum” diyenlerin, ahdedip söz verenlerin, kurban etmeyi/ kurban olmayı vaat edenlerin imtihanı. Bu imtihanla doğru sözlüyle yalancı ayıklanacaktır. Söz verip sözünde sebat eden belirlenecektir.

Evet, Hz. İbrahim yüce Rabbinden dilekte bulundu: “Yarabbi bana hayırlı bir evlat verirsen onu senin yolunda kurban edeceğim.” Allah’ta ona hayırlı, Salihlerden bir evlat verdi.

Yüce Allah buyuruyor ki:

Halil olan İbrahim bize:

“Yarabbi bana bir hayırlı erkek evlat ver” (Saffat,100) diye dua etti.

“Biz ona halim bir erkek evlat müjdeledik.” (Saffat,101)

Birkaç yıl sonra İbrahim’in, Hacer validemizden Hz. İsmail gibi nur topu bir erkek evladı oldu. Allah, o evladı halim vasfıyla sıfatlandırmıştı. Öyle ki bu vasfını ilerde en barız bir şekilde Allah’ın emrine olan teslimiyetiyle gösterecekti.

Evet, Allah İbrahim’in duasını kabul etmişti. Şimdi, İbrahim aleyhisselamın sözünü yerine getirme zamanıdır. Her nasılsa unuttu sözünü İbrahim aleyhisselam. Kim bilir belki de unutturuldu. İnsan zaten unutkan değil mi ki. Allah hatırlattı verilen sözü. Rüyasında, çocuğunu kurban edeceğine dair “verilen nezrini yerine getir” diye uyarılıyordu. Bu hak bir rüyaydı.

İsmail ise artık yürüyecek çağa gelmişti. Ağır mı ağır bir imtihandı baba için. Ancak onu kendisine bahşeden Allah, verilen sözün yerine getirilmesini istiyordu. Yapılacak bir şey yoktu. Zaten hayat dediğimiz şey de iki şey arasında tercih yapmaktan ibarettir? Ya Allah’ı tercih edecek kazanacaksın ya onun dışındaki şeylere gönlünü verip kayıp edeceksin. Niyetinizi doğrulttunuz mu gerisi meşakkatli ve zorlu bir yolculuktan ibarettir. Halbuki Halilüllah, oğlu İsmail’ini kurban etmeye karar vermeden önce Allah’a yakın olmak için 1000 tane koç, 300 sığır, 100 deve kurban etmişti de melekleri bile şaşırmıştı. Fedakarlığa sınır koyduğunuzda, teslimiyetinizi sınırladığınızda imanınızda da zafiyetler yaşarsınız, Peygamberimiz buyurmuyor mu:

“Bir kimse Allah ve Resulünü her şeyden daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz” (Buhari)

İbrahim aleyhisselam evladını Allah yolunda kurban etmeye karar verdiğinde annesine, çocuğu hazırlamasını söyledi.

Ziyafete götürecek diye güzel elbiselerini giydirdi, kokular sürdü, öptü kokladı ve uğurladı annesi, kurban İsmail’i.

İbrahim aleyhisselam bir bıçak ve ip alıp beraberce koyuldular yola. Aslında herkes bu yolun yolcusu. Bu yola çıkamayanlarda var, yolda kalanlarda… Bu yol ne zorlu ve meşakkatli bir yoldur. Bu yolun üzerine kurulmuş nice tuzaklar vardır. Şeytan ve havarileri adeta pusuda her an beklemekte. İnsana, nefsinin hoşuna giden şeylerle yaklaşmakta. Sizi zaaf noktalarınızdan alt etmeye çalışmakta. Duygularınızla oynayarak güzel ve süslü sözlerle istikametten alıkoymak istemekte.

Şeytanın aldatmacalarına kanmayan, onunla mücadele edip istikametini şaşırtmayanlarla ilgili Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Rabbimiz Allah’tır deyip istikamet üzere olan kullara ne bir korku vardır ne de hüzün” (Fussilet,30)

Hani şeytan, “insana secde et” emri ilahisine kibirlenerek karşı çıktığından dergâhı ilahiden kovulmuştu. Allahtan müsaade istedi insanları istikametten alıkoymak için. Allah’ta müsaade etti. Ta ki inanlar ve isyan edenler meydana çıksın. Yüce Allah bu hususta buyuruyor ki:

“İblis dedi ki; beni azdırmana karşılık mutlaka bende yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım ancak içlerinde ihlaslı kulların müstesna” (Hicr,39-40)

İlk önce baba İbrahim’e sokuldu: “Bu çocuğu nasıl keseceksin buna kıyılır mı, sen babasın bunu nasıl yapıyorsun?”

İbrahim aleyhisselam tek kelimeyle kararlığını ifadede etti:

“Allah emrettiği için keseceğim.”

Bundan ümidini kesen şeytan Hacer validemize geldi.

“Nasıl oturuyorsun İbrahim oğlunu kesmeye götürdü.”

Hacer validemiz:

“Nasıl olur bir baba oğlunu keser mi?” dediğinde şeytan:

“Güya Allah’ın emrini yerine getirecekmiş.” diye cevap verdi.

Evet, Bir anne evladına hitap ederken, “sana kurban olurum canımdan aziz bildiğim ciğerparem, yavrum, sana gelecek sıkıntı bana gelsin” der. Evladın ayağına diken batsa onu ilk önce anne hisseder. Fakat kulluk; kurban olduğunu da Rabbin uğruna kurban etmektir. Bunu şöyle ifade ederek şeytana tepki gösterir Hacer validemiz.

“Nebiler batıl ile emrolunmazlar. Ruhum Allah’ın uğruna feda olsun. Oğlum Allah’ın uğruna feda olsun.”

Şeytan bu cevap karşısında iyice ümitsizliğe düşer. Ancak yine de boş durmaz, İsmail aleyhi selamın yanına gelerek, son bir ümitle, onu da kandırmaya çalışır:

“Sen gülüp oynuyorsun halbuki baban seni bıçakla kesecek, zannediyor ki bunu Allah emretmiş”.

İsmail aleyhiselam:

“İşittim ve rabbimin emrine itaat ettim” deyince şeytan ısrarla kandırmak için konuşmasına devam eder. İsmail aleyhi selam yerden bir taş alıp şeytana atar. Şeytan perişan bir vaziyette oradan uzaklaşır. Bunun için hac mevsiminde Mina da şeytan taşlamak vaciptir. Bu İsmail’in bir sünnetidir.

Şeytan taşlama mahalline gelindiğinde İbrahim aleyhi selam oğluna durumu anlatmaya karar veriyor.

Ayette bu şöyle anlatılır:

“Ben rüyamda görüyorum ki, seni boğazlıyorum. Artık bak ne düşünürsün” (çocuk ona şöyle) dedi:

“Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın. Ta ki bu surette ikisi de (baba-oğul, Allah’ın emrine) teslim oldular. İbrahim çocuğu yanı üzerine yıktı bizde ona şöyle nida ettik:

“Ey İbrahim, gerçekten rüyana sadakat gösterdin, şüphesiz ki biz güzel ameller işleyenleri işte böyle mükafatlandırırız. Muhakkak ki bu açık bir imtihandı. (Oğlunu kesmeye karşılık) ona büyük bir kurbanlık (semiz koç) fidye verdik (Saffat süresi 99-107)

Koçu getiren Cebrail aleyhisselam:

“Allahü Ekber, Allahü Ekber”derken.

Hz. İbrahim de:

“Lailahe illallahü vallahü Ekber” der.

Hz. İsmail de:

Ekberu velillahülhamt diyerek tamamlıyor tekbirlerini. Bizde bu şekilde onlara uyarak tekbirlerle kurbanımızı kesiyoruz.

Kim Cömert

Rivayet edildiğine göre İsmail aleyhisselam ile oğlu arasında şöyle bir konuşma geçer:

İsmail aleyhisselam:

“Baba sen mi cömertsin ben mi?”

İbrahim aleyhisselam:

“Ben daha cömerdim, zira oğluma kıymaktayım; sen bir defa ölür, kurtuluşa erersin ancak ben, seni her hatırladığım da adeta ta tekrar tekrar ıstırap duyarım.”

İsmail aleyhisselam:

“Ey babacığım! Ben cömerdim zira senin iki tane oğlun var, kalan oğlunla avuna bilirsin, zira benim ikinci bir canım yok ki onunla yaşayayım.

Allah ise:

“Ben ikinizden de cömerdim, zira oğlunu sana bağışladım, onun yerine şu gönderdiğim koçu kurban ettiniz.”

Cömertler cömerdi, merhameti sonsuz olan Allah, “Kim ihsanda bulunan biri olarak yüzünü Allaha teslim ederse, gerçekten o, kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allaha varır.” (Lokman,22) buyuruyor. İbrahim aleyhisselamı örnek almamızı istiyor.

“İbrahim ve onunla birlikte olanlarda güzel örnek vardır.” (Mümtehine,4)

Allah Bizden Sözlerimizi Yerine Getirmemizi İstiyor.

Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyuruyor:

“Anlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir.” (Nahl,91)

Ahde vefa, verilen sözü tutmak, yapılan sözleşmeye uymaktır. Mümin her şeyden önce Allah’a verdiği sözü yerine getirmek mecburiyetindedir. Allah’a itaat ve ibadet etmeyen bir insandan başkalarının hakkına hukukuna riayet etmesi beklenemez.

Evet bizler Söz verdik kalu belada. Kelime-i şehadet teslimiyetin nişanıdır; ödemeye hazır olduğumuz, imzaladığımız senet, sözleşmedir. Büluğ çağı sözlerimizi yerine getirmenin zamanıdır. Allah bizi kuranı mübiniyle her an uyarıyor. Acaba İbrahimce bir tavır sergileyebiliyor, önümüze çıkan imtihanları, engelleri teker teker aşabiliyor muyuz? Peygamberimiz(s.a.v.): “Namaz her muttakinin kurbanıdır.” (Müsnet, 1,181) buyuruyor ya O zaman, Namazla elinizin tersiyle benliğinizi, rükunuzla kibrinizi kurban ederken, secdeyle size ait her şeyi Rabbinizin kapısına dökerek Allah’a yaklaşmış olduğunuz halde namaz kılmayı ertelediğinizde ise bunun içinde şeytanın bir oyunu var diye hiç düşünüz mü? Mala mülke olan sevdanız, ihtirasınız, sizin hakkınız olmayan fakirin hakkını dahi yerine ulaştırmaya engel olurken, şeytan ihtiras kılıcıyla sizi alt etmiş olmasın. Fakir fukarayı görüp gözetirken, yetimin hakkını öderken dikkat edin şeytan sizin de karşınıza çıkmasın. Kardeşlerinize karşı beslediğiniz kin ve nefreti Allah ile aranızda perde olarak çektiğinde bu şeytanın aldatmacasıdır deyip hiç taşladınız mı onu? Kendin için istediğini kardeşin için istemiyorsan insanlar senin yanında kendilerini güvende hissedemiyorsa düşünmek gerek şeytan hangi mevziden size bir saldırıda bulundu da ona mukavemet gösteremediniz. Aklınızı, nefsinizi kurban ettiniz mi? Kalbinizde Allahtan gayrı sevgilerinizle Allah’a olan sevginiz arasındaki fark sizi kurtaracak mı? İbrahim aleyhisselam evladını kurban ederken elinin titremesi bile Allah’a olan sevgisini bulandırmışken.

Hayat bir yönüyle de sefa ile merve arasında, emanet bilinciyle, evlada belki eşe dosta hatta bütün insanlığa abı hayat olmak için, Hacer validemiz ihlasıyla koşmaktır; işe koşmaktır, aşa koşmaktır. Ayrıca her şeye muhtaç birçoğunun çırpınışıyla çölde de olsa Allah’ın lütfuna mazhar olmaktır. Bazen düşmanların karşısında tevekkülünüzün ve teslimiyetinizin denendiği bir zamanda onların sizi atmak için yaktıkları ateşler karşısında nice tekliflere rağmen “söz söylemeye ne hacet, deyip yakanın ateş değil o ateşin sahibi olduğu bilinciyle, ateşlerin serin ve selamet olduğuna şahit olmaktır.”

Hayat bir hicrettir. Hicret varlığın tohumunu hayat tarlasına terk edip ahirette bin bir başakla karşılık bulmaktır. Kavuşabilmek için terk edebilmek, yaklaşmak için kurban etmek, bulmak için yitirmek, almak için vermek gerek. Terk ettiğinin büyüklüğü kadar kavuşacağın mükafat söz konusudur. Terk etmeyi başaramayanlar kavuşmanın hayaliyle yaşamaya mahkûm olurlar. Terkin İsmaillerin olursa ulaştığın makam halilüllah olur. Sebeplerin dize geldiği yakıcının yakmadığı kesicinin kesmediği ötelerin ötesinde seni koruyup kollayan gönlünde gerçek sevgili olur.

Sözün Özü

Herkesin bir İsmail’i var, sizin İsmailliniz nedir? İsmailleriniz isteniyor sizden. Yani makam mevkiiniz, belki şanınız şöhretiniz, nefsi istekleriniz, şehvetleriniz, rahat ve lüks hayatınız, malınız mülkünüz, paranız pulunuz sizler için fitne sebebi olan evladı iyaliniz isteniyor. Rahata zevke düşkünlüğünüzü, belki zorlu ve meşakkatli bir o kadar onurlu bir yaşama kurban etmeniz isteniyor. Zaman sermayesinden yatırım yapmanız isteniyor, rıza-i, ilahi uğrunda. Emri bil maruf nehyi anil münker yapmak için zorluklara göğüs germeniz sabır ve sebat sahibi olmanız isteniyor. İbrahim’i bir duruşunuz, İsmail’i bir teslimiyetiniz olmadığı müddetçe asla cennetten gönderilen koçlarınız fidyeniz olmayacak. Kestiğiniz kurbanla elinize etten başka bir şey geçmeyecek. Kıldığınız namazlar sizi fuhşiyattan ve münkerattan alıkoymayacak. Belki paçavra gibi yüzünüze çarpılacak. Tuttuğunuz oruçla aç ve susuz kalacaksınız. O oruç size, şükrü, zikri öğretmeyecek; kötülüklere kalkan olmayacak. Hac ibadetiyle arınamayacaksınız. Mina’da attığınız taşlarla şeytanlar yanınızdan uzaklaşmayacak, Arafatta kestiğiniz kurbanla da Allah’la aranızdaki uzaklığı kapatamayacaksınız. Ceza olarak kestiğiniz kurbanla hata ve kusurlarınızı telafi edemeyeceksiniz. Zekatla malınızı temizlemeyeceksiniz. Allah benim vekilimdir demediğiniz sürece nemrutlarınızın yaktığı ateşler sizin için serin ve selamet olmayacak.

Belirli vakitlerde belirli şartları taşıyan hayvanlarınızı usulünce kesmek için yere yatırdığınızda Cebrail’in tekbirine eşlik edin. İsmail’in teslimiyetini düşünün İbrahim gibi bir babanın taklidini yaparak, şu anda yerdeki evladımda olsa Allah için kesmeye hazırım deyiverin. Ayetin bizlere öğrettiği gibi: “Şüphesiz benim namazım, ibadetim(kurbanım) hayatım ve ölümüm, Allemlerin Rabbi olan Allah içindir” (Enam,62) diyerek samimiyet ve ihlasınızı, kurban kesmedeki niyet ve gayenizi teyit edin. Her an her şeyinizi öyle feda etmeye razı olun ki o anda canınız, evladınız istense “ben ona da varım” diyebilesiniz.

Yüce Rabbimizin bir ayetiyle bitirelim:

“Onların (kurbanlarınızın) ne etleri nede kanları Allah’a ulaşır fakat ona sadece sizin takvanız ulaşır” (Hac, 37) buyuruyor.

Selam ve dua ile

http://www.abdullatifacar.com/

YORUM EKLE