KUDÜS'TE BİZİM AĞLAMA DUVARIMIZ YOK (II)

 Kudüs’ü dava konusu yapan şey, sadece o yerin fiziksel özellikleri o mübarek ve mukaddes mabetlerin güzellikleri değildir. O şehrin sizinle kurduğu irtibat ve manevi bağ önemlidir. İşte Kudüs böyle bir yer işgal eder “Ben müminlerdenim” diyen herkesin gönlünde. Allah’la buluşmaya, miraca yükselmeye yoldur Kudüs. O kapıdan girilmeden, orayı elde etmeden zafer kazanmak mümkün değildir. Yüce Allah, ayetleriyle  oranın önemini vurgulamış, Mescidi Aksa ve çevresinin bereketli ve kıymetli yer olduğunu bildirmiştir.

“İsra” olayını anlatan ayeti kerimede yüce Allah şöyle buyuruyor. 

“Bir gece kulu Muhammed’i Mescidi Haramdan yola çıkararak kendisine bazı mucizelerimizi gösterelim diye, çevresini kutsal saydığımız Mescidi Aksaya ulaştıran Allah, her türlü noksanlıktan uzaktır. O her şeyi işiten ve her şeyi görendir.” (İsra,1)

Kudüs, İslam davasını dava edinenlerin davası… Ben Müslüman’ım, diyenin Müslümanlık davası. Ancak Kudüs bugün mahzun ve öksüz. Kudüs bugün mazlum ve sahipsiz. Üç beş Filistinlinin ukdesine yüklenecek kadar hafif ve kolay değildir Kudüs davası. Büyük insanın davası da büyük olmalı ya! Ancak buda bedel ister. Kudüs bugün bizi adam etmek için kendisine büyük bedeller ödememizi beklemektedir. 

Davasız insanın ne sevdası ne aşkı ne de muhabbeti samimi olur. Madem asıl davamız İslam’dır Kudüs denen bir derdimiz, kavuşmak istediğimiz bir sevdamız var demektir. Derdi, dert edinmeyenin dermanı olmaz. Kudüs için ağlamayanın ağladığı hiçbir şeyden fayda elde edilmez. Kudüs için ağıtlar yakarken ölmüş, gitmiş yapılacak bir şey kalmamıştır, deyip bir mevtanın arkasındaki çaresizliğimizi ifade ederek mazeret mi uydururuz kendimizce. Ağlarken, sızlarken kendimize gelmeli, ihmal ettiklerimizi telafi etmeli, boşluklarımızı doldurup yıktıklarımızı mı imar etmeliyiz.

Kudüs’te bizim ağlama duvarımız yok ancak ağır emanetlerimiz var. İslam’ın sahip çıkın, diye sırtımıza yüklediği ilk kıblemiz var. Peygamberlerin, ecdadımız Selahattin Eyyubi’nin, Osmanlının, gözü gibi baktığı, ağıtlar yaktığı mirasımız var. Hani müminler emanetlerine riayet ederdi; ihanet etmezdi. O zaman Kudüs niye ağlıyor bugün. Kudüs’ün sokaklarında niye zulüm kol geziyor. Kendi vatanında insanın garip olması kadar daha ağır ne ola bilir? Kadın erkek, çoluk çocuk demeden katledilen, mahallelere hapsedilen Filistinli kardeşlerimizin bu hali kanımıza dokunmalı değil mi? İtilen, kakılan Müslümanlar ibadetlerini silahların gölgesinde yapıyorlar? Kudüs yakılıyor. Kudüs yıkılıyor. Kudüs kan ağlıyor. Kudüs, ben güçlüyüm öyleyse haklıyım, diyenlerin dillerinde kirletiliyor. Birçok kez işgale uğrayan Kudüs ve Filistin topraklarında bugün, güya son hamleyi yapmak istediler hırsız, arsız, uğursuz işgalci Haçlı ve Siyonist ittifakı… Göğsünü gere gere haklıymış edasıyla Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etti İslam’ın baş düşmanı Amerika. Gücün silahta olduğunu zannettiler. Yanılıyorlar. Güç imandadır. Güç yürek işidir. Kudüslü çocuklar koca koca adamlarla alay edercesine silahlar karşısında sapan taşlarıyla mücadele ediyorlar. İsrail diye bir devlet tanımıyorlar. Olmayan devletin başkentimi olur muymuş, diyor laf ebeliği yapan her kendini bilmeze ders veriyorlar. Çünkü onlar biliyorlar ki; Kudüs davası bir yaşam şeklidir. Filistin’in çocukları zalimlerin zulümleriyle pişiyor, gelişiyorlar. Yürekleri her haksızlık karşısında daha bir heyecan ve öfkeyle kabarıyor. Mescidi Aksa, sevdası onları hiçbir zorluk karşısında yıldıramıyor. 

Kudüs’ü sevmek imtiyaza sahip olmaksa bunu Filistinli kardeşlerimiz yapıyor zaten, diyemeyiz. Onların fedakârlığı bizim üzerimizde ki sorumluluğu almaz. Onların çektikleri sıkıntılar bizlere mükâfat kazandırmaz.

Hz Meymune validemiz Peygamberimiz(s.a.v.)’e:

“Ey Allah Resulü Mescid’i Aksa hakkında hükmün ne olduğunu bildirir misin?” diye sorduğunda Peygamberimiz(s.a.v.): 

“Orası haşr ve dirilişin gerçekleşeceği yerdir. Gidin orada namaz kılın! Çünkü orada kılınan bir vakit namaz, başka yerde kınlan bin vakit namaz gibidir” buyurdu.

 “Peki oraya gidecek imkan bulamasam ne dersiniz?” Diye sorduğunda ise Resülullah(s.a.v.):

“Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamaz iseniz Kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderir…” Buyurdular (İbni Mace, İkame,196) 

Kudüs’ün sokakları bugün karanlık, Kudüs’ün karanlığında Filistinli kardeşlerimizin imdat çığlıkları ve: “Ey dünya Müslümanları neredesiniz, öldünüz mü? Kudüs elden gidiyor” sitemleri yankılanıyor. Kudüs karanlık; her yerde askeri kontrol noktaları, her köşe başında nöbetçi kuleleri… Müslümanlar adım adım takip ediliyor. Kudüs’ün karanlığına rağmen İslam adına yola çıkan hiçbir topluluk ve cemaat asla yolunu bulamaz. Evet, bugün Mescit’i Aksan’ın kandilleri yanmıyor. Yansa da aydınlatmıyor. Yolları kapalı, ibadet maksadıyla yolculuk yapılmaya değer Peygamberler'in mirası bu mukaddes mabedin cemaati istenilen seviyede değil. Bir şekilde ibadet için engeller aşılıp gidilmişse de silahların gölgesinde secdeye varılıyor, Fakat bir mazlum intizarıyla eller duaya açılıyor. İşte bir gün o mazlumların duası kabul olacak, zalimler ve işgalciler hak ettiği cezaya çarptırılacaktır... (Devam edecek) 

http://www.abdullatifacar.com/

YORUM EKLE