Diyanet Sahipsiz Değildir !

Diyanet Sahipsiz Değildir !

    Son zamanlarda Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Erbaş’ın yazar Kadir Mısıroğunu hasta yatağında, evinde ziyaret etmiş olması birilerini iyice memnun etmiş gibi görülüyor. 


   Birileri derken 7 gün 24 saat her an teyakkuzda, kedinin ciğeri gözettiği gibi dini, din adımını vurmak için mevzide hazır bekleyen, dine salyalarını akıtarak hakareti marifet sayan belli bir cenahı kastediyorum.


   Köhne düşünce sahipleri,  tek tip adam görme heveslileri bir türlü bitmedi bu memlekette. Bunlar ne zaman adam olacaklar Allah aşkına. Farklı düşüncelere ve fikirlere tahammülleri hiç olmayacak mı? Kendilerinden başka insanların olduğunu ne zaman kabul edeceklerde rahat edeceğiz.


    Kadir Mısıroğlunun  bazı farklı  görüşleri olduğu belli… Tasvip edersiniz etmezsiniz. Ancak asıl mesele Kadir Mısıroğlunu ziyaret meselesi değildir. İnanın! 
    Mesele, Diyanet İşleri Başkanının şahsında din gönüllüsü kardeşlerimizi ve dolayısıyla Müslümanları yerden yere vurma meselesidir.


    Mesele, milletin gönlünde saygın bir yeri bulunan Diyanet Teşkilatını yıpratma meselesidir

.
    Mesele, Müslümanlar ile Kemalist geçinenleri karşı karşıya getirme meselesidir. 


    Mesele, farklı düşünen insanları birbirine düşürme meselesidir.


    Mesele, kuzu postuna girip sürüyü telef etme meselesidir.


     Kurtlar puslu havadan hoşlanırlar lakin tilkinin kurnazlığını unuturlar.


     Her şeylerini kargaşa ve tefrika üzerine kurgulayan böyleleri havaya bir sis bombası atarlar sonra kim kime, dumduma saldırılar başlar;  “Bakın Müslümanlar ve Müslümanlık işte bu” diyerek bıyık altından gülerler. Bu böyle devam eder, gider…


    Hiçbir şey tesadüf değil. Tesadüf, derseniz buna kargalar bile güler.


    Daha önceden çarşaf giydiği belli olmayan çarşaflı bir bayan çıkıyor. On kasım törenlerinde Atatürk ilah değil” diye bağırıyor. Gözaltına alınıyor. Atatürk’ün anısına hakaret etti, gerekesiye hapse atlıyor. 

  Ayrıca Atatürk’ün anısı derken ne kastedilmiş onu da anlamış değilim.  Bu gibi şeyleri senaryonun bir paçası olmadan inançtan kaynaklı söylense de tasvip etmek mümkün değildir. Bizim dinimiz kimsenin değerlerine dil uzatmayı uygun bulmaz, hele-hele fitneye sebebiyet verecek davranışları hiç tasvip etmez. 
   Neyse mesele bu değil.


   Sonra başka bir çarşaflı kadın çıkıyor, baltayla Atatürk’ün heykeline bir defa vurup gözaltına alınıyor. Neyse ki psikolojik sorunları olduğu açıklandı bu kadının.
   Hazır hücum emri verilmişken birisi kalkıyor, namazla hiçbir ilgisi olmadığı halde “Müslümanlar ezanın manasını bilmeleri gerekir, ben ezanın Türkçe okunmasını istiyorum” diye ortaya atılıyor. 


  Be adam! Ezan namaza ve kulluğa çağrıdır. Namaza ömründe kaç defa gittin. Gayen keşke ezanın anlaşılması olsa;  ezanın Arapça okunması gerektiğini anlatırdık sende aklıselimle dinler anlardın. Mesele çözülürdü. Ancak gayen üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek.


   Başka birisi çıkıyor: “Ezanı tümden kaldıralım, hiç okunmasın daha iyi.” Öyle ya buda işi kökünden hal yoluna gidiyor.
   Atatürkçü geçinen bir gurup insan “Vur de vuralım, kapat de kapatalım, öldür de öldürelim Atam.” diye sloganlarla toplumun yarasını iyice kaşımış oluyor.
   Delimi yok! Bir deli kuyuya bir taş atıyor, kırk akıllı onu çıkarmaya uğraşıyor. Delinin cezai müeyyidesi yoktur. Ancak akıllılara akıllı olmasını, akıllıca yerinde oturmasını söylemek yine bize düşüyor. 
    Şimdi bütün bunları üst üste koyduğumuzda, yan yana, alt alta getirdiğimizde ne anlamalıyız? Hüsnü zanca yapılmış tesadüfen ortaya çıkmış olaylar zinciri olarak mı görelim? 


   Görmüyoruz. Görme imkânımız yok. Biz, “Bir delikten Müslüman ikinci kez ısırılmaz” diye uyaran peygamberin izindeyiz. Mahcubuz O’na karşı. Çünkü ikinci kez değil, yüzlerce ısırıldık aynı delikten. Yüzlerce tuzaklara düştük. Vatan bizim sevdamız, bayrak bizim gölgemiz, ezan bizim inancımız. Tarihte bu değerlerimiz için hep önde olduk önde olmaya devam edeceğiz.  


   Ancak biz istiklal mahkemelerinde din adamlarının asıldığını, 28 Şubat döneminde Müslümanların biçildiğini biliyoruz. Unutmadık! Aklımız başımıza geldi. Uyandık! Uyumamak için göz kapaklarımızı iple bağlıyoruz. Fadime şahinlerin, Aczimendiler’in, Müslüm gündüzlerin rol aldığı senaryolarla nice zulümlere sebep yaratıldığını düşünüp mesele bir hasta ziyareti kadar basit olmadığını da görüyoruz.


   Biz bundan sonra ne kadar film çevrilmek istenirse isten sin, Müslümanlar üzerinden ne kadar senaryolar yazılırsa yazılsın 15 Temmuzda olduğu gibi, o filmi bir daha oynatmamaya kararlıyız.
   Diyaneti devletin sırtında kambur gören
   Din adamlarına olmadık hakaretler yağdıran
   İslam’ın değerleriyle oynamaktan zevk alan, devlet, bayrak, Atatürk sevdalıları gibi görünenler sizlere sesleniyorum!
   Birileri,  PKK’lıları hapishanede ziyaret ederken, HDP’lilerle kol kola yürüyüş yaparken, Atatürk posterleriyle PKK’nın paçavraları aynı miting’e yer alırken neredeydiniz? Bir kelime edebildiniz mi? 


   Terörist cenazesine giden milletvekilleri hangi sıfatla gitmişti oraya. HDP’lilerle kol kola, gönül gönüle her kesimle ittifak yapmak meşrudur, anlayışıyla bir araya gelenlere bir söz dahi söyleme cesaretiniz yok muydu?  Söyleyecek söz bulamadınız mı yoksa?
   O zaman aynı vatan aynı bayrak aynı Atatürk hassasiyetiniz neredeydi.


   Mesele din diyanet olunca şahan kesiliyorlar. Atatürk’ü maske olarak kullanıyorlar. Atatürk’ü sevdiklerine de inanmıyoruz.
   Atatürk’ü sevseydiler muasır medeniyeti hedef göstermiştir O;  Bunca yapılan yatırımlara iyi ki olmuş deme cesaretini de gösterirdiler.
   Atatürk’ü sevseydiler “Yurtta sulh, cihanda sulh”  anlayışını benimser, ilk önce “Ben Müslüman’ım ve Müslümanca bir hayat sürmek istiyorum” diyen insanlarla barışırdılar.    Onların değerleriyle iyi geçinirdiler. 


   Son söz olarak: Diyanet ve din gönüllüsü kardeşlerimizin bu ülkenin sigortasıdır. Hata ve eksikleri olabilir. Bu her kurumda var. Ancak bıçak kemiğe dayandığında mesele, vatan. millet  bayrak olunca ilk önce meydanları dolduracak olan yine onlardır. 
     
       Selam ve dua ile….

- Abdullatif Acar

Güncelleme Tarihi: 19 Kasım 2018, 08:47
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER