KIBLESİ OLMAYANIN KUDÜS DİYE BİR DERDİ OLMAZ (III)

  Müslümanlar Kudüs’le ilgili hiçbir mazeret ileri süremez. Ya hasretiyle yanıp kavrulacak, gücü yetmiyorsa gözyaşlarıyla dua edecek, o yaşları yarın huzuru mahşerde yüce Allah, Kudüs için ne yaptın, diye sorduğunda gösterecek ya da hiçbir şey yapmadığının hesabını verecekler. Hâlbuki ilk önce bizim, Mescid’i Aksan’ın etrafını çeviren duvarlardan çok kalbimizle Kudüs arasına ördüğümüz duvarları yıkmamız gerekir. Kudüs’le asıl uzaklığımız da işte budur.

Müslümanlar, zaman geçirmeden, birlik olup radikal kararlar alarak bizzat ellerini hatta gövdelerini Kudüs’ün altına koymak mecburiyetindeler. Çünkü yarın çok geç olabilir. Kudüs tamamen kendi kaderine terk edilir, yıkılırsa, yakılırsa o enkazın altında bütün İslam devletleri kalır. Bugün ABD’nin yanında onun kirli emellerine hizmet eden, zilletin içerisinde kendini ona mecbur hisseden, açlıktan ölen insanlara rağmen yatlara, katlara milyon dolarlar akıtan, mazlumun sesine kulakları tıkayan, deve kuşu misali başını kuma gömen, saltanatıma dokunmasınlar da her şeyi yapmaya hazırım intibası uyandıran, yarın bunun bedelini mazlumların ve masumların üzerine kurduğu saltanatlarını kayıp ederek ödeyeceklerdir. Bugün Kudüs’e göz yuman Amerikan uşakları ve köleleri yarın -Allah muhafaza- Kâbe ve Mescit’i nebi gibi mukaddes yerleri de satmaktan çekinmeyecekleridir. 

 Biz abdestin mekruhlarını, bayramın hangi gün olacağını tartışa duralım, ufak-tefek ihtilaflarımızı gözümüzde büyütüp bir birimize kaşlarımızı çatalım azılı düşmanlarımız; Haçlı zihniyeti ve Siyonistler kılıçlarını çoktan çekmiş durumdalar. Öyle ki Müslüman’ı Müslüman’a kırdırarak keyifle, bıyıklarının altından gülerek, votkalarını yudumlamaktalar. Bunlar, “Demokrasi, Medeniyet, Hürriyet” diyerek İslam ülkelerini kendilerinin Hegemonyası altına soktular. Müslümanlar, hazır bu kadar birbirine düşman iken fırsat bu fırsat, diye yeni yeni planlarını devreye sokmaktalar. Bugün, şunu yeniden hatırlamaya çok daha ihtiyacımız var: Müslümanlar ancak bir birlerinin velileri ve yardımcılarıdır. Küfür ise tek millettir, onlarda birbirlerinin yardımcılarıdır. İslam topraklarının ve Kudüs’ün esaret altına girmesi, onların kendi aralarındaki ittifakı karşısında gereğini yapmayışımız, aramızdaki ihtilaflarımızın çözümünde kur’an ve sünneti devre dışı bırakmış olmamızdan, Kur’an ipine sıkıca tutunmayışımızdandır. Hâlbuki Allah bizi uyarıyor:

“Allah ve Resulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz. Gücünüz ve devletiniz elden gider. Sabırlı olun çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”(Enfal, 46)

 Güç gidince, kuvvet zaafa uğrayınca insan kendini yalnız hissediyor. 

Rahmetten uzaklaşan insanda her zaman Korku peyda oluyor. Güç gidince, Kudüs’ün ve daha nice mukaddesatımızın işgali kolaylaşıyor. Cahillerin ve korkakların cesareti artıyor. Şair ne güzel demiş:

Sen! Ben! Desin efrat aradan vahdeti kaldır;

Milletler için işte kıyamet o zamandır.

Evet, Kudüs de kıyamet kopuyor!

Bu aslında Kudüs’ün değil, sahip çıkılmazsa, Müslümanların kıyameti olacak. Kudüs’ün ağıt yakması kendisi için değil, Müslümanların param parça olmuş hali içindir. Öyleyse dualarımız Kudüs için olduğa kadar birazda Kudüs’ü bu hale getiren biz Müslümanlar için de olsun. 

Kurt kocayınca çakalların maskarası olur demişler ya! Bugün bunu yaşıyoruz. Bir buçuk milyar İslam toplumu küçücük İsrail’in elinde piyon durumuna düşmüş.

Peygamber Efendimiz bizi uyarıyor:

“Yakın bir zamanda milletler her taraftan sizi birbirlerine ikram ederler. Misafirlerin nasıl ki oturdukları sofrada önlerine gelen tirit tepsisini birbirlerine ikram ettikleri gibi: “buyurun, diye birbirlerine ikramda buyurdukları gibi…”

Ashab’ı Kiram dehşetten titreyerek sordular:

Ya Resulüllah! Ogün biz az sayıda olacağımız için mi bu hal başımıza gelecek?

Resul’ü Ekrem Efendimiz buyurdular ki:

“Hayır. Sizler bugünden daha çok sayıda olacaksınız. Fakat bu çokluğunuz sel suyundaki saman çöpü gibi olacak. Bu hal olunca da düşmanlarınızın kalbinde sizin muhabbetiniz çıkarılacak. Sizi saymayacaklar. Size kıymet vermeyecekler. Ve sizin kalplerinizde vehn olacak.”

Ashabı Kiram Efendilerimiz vehn’den maksadın ne olduğunu anlamamışlar ve sormuşlardı. Peygamberimiz şöyle cevap buyurdu:

“Zilletle, alçakça yaşamayı seveceksiniz. İnsanca ölmeyi çirkin göreceksiniz.”(Müsned,II,359)

Bu uyarı bile Müslümanları uyandırmak için yetmez mi? Birlik içerisinde olamayan; tefrika içerisinde bulunan milletler başkalarının kulu kölesi olur. Çokluğumuza değil, Allah’ın yardımının tecellisi için imanımıza ve ihlâsımıza bakmalıyız. Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmemeliyiz. Kendi aramızda merhametli, kâfirlere karşı güçlü, ferasetli ve kararlı hareket etmeliyiz. Bizden olmayanları sırdaş edinmemeliyiz. Çünkü onlar bizim hep kötülüğümüzü isterler. Onların bizlere besledikleri kalplerindeki düşmanlık yaptıklarından daha büyüktür.

Kudüs Müslümanların aynasıdır. Kudüs kan ağlarken ağaca girmiş kurt misali tefrika içten içe birliğimizi kemirmeye devam etmekte. İşgalin büyüğü bugün nasırlaşmış yüreklerde, istila edilmiş kalplerde, yumuşamayan hissiyatsız insanların duygularındadır. Eğer gönlümüzü ve kalbimizi esir ettiğimiz nefsin istilasından, dünyevi menfaatlerin girdabından, kula kul olmanın, güçlünün yanında bulunmanın esaretinden kurtarabilirsek şunu garanti ederim ki; Kudüs, Yahudi ve Siyonistlerin esaretinden mutlaka kurtaracaktır. Ümmet olarak ölü toprağını ne zaman üzerimizden atarız işte o zaman Kudüs’ün sokakları yine adaletin hakkaniyetin ve merhametin güzelliklerine şahit olacaktır. Kudüs’ün anahtarı er veya geç teslim edilecektir. 

Evet, Kudüs ifade ettiğimiz gibi, birçok peygamber'in ya uğradığı ya da bir süre ikamet ettiği, dualarında unutmadığı, Hak için mücadelelerde bulunduğu kabirlerinin medfun bulunduğu, birçok ayetin tecelligahı mukaddes ve mübarek bir beldedir. Onun ulvi ve değeri bizzat ayetle sabittir. 

Kudüs kıbleye dönenecek niyeti olan insanların gözünde dava’dır. Yoksa! Kıblesi olmayanın davası Kudüs olur mu? Gözü namazda olmayanın gönlü Kudüs’te olur mu? Bu nedenle Kudüs birazda namazı ruhundabbarındıran bir yüceliş ve yükseliştir. 

İbadet ve itaatteki gevşekliğe rağmen Kudüs’ün ıztırabını yaşamak biraz tezatlık oluşturacağı muhakkaktır Müslüman’ın hayatında. Heyecan ve öfkemizde dahi hakkın rızası bulunmalı. Kudüs için öfkelenen namaz için üzülmüyorsa, Kudüs için naralar atan günah işlediği zaman ağlayamıyorsa nefsinin bu mukaddes davayı bulandırıp bulandırmadığını kontrol etsin. Bu nedenle Kudüs davası bir toprak parçasına sıkıştırılacak, belli bir ırka mal edilecek kadar basit değildir. Kudüs davası bir yönüyle kulluk davasıdır, Kudüs davası Allah’ın emrini yaşama davasıdır. 

İsra hadisesi, çok uzak mesafelerin kısa bir zaman içerisinde Allahın lütfüyle kat edildiği gece yürüyüşüdür. Kim bilir? Bugünün karanlığı yarının gülüşüdür. Karanlığın koyuluğu sabahın yakınlığının göstergesi olsa da Mekke gibi ızdırap ve imtihanı geçmeden, sabrı, şükrü ve tevekkülü kuşanmadan, her şeye rağmen tavizsiz ibadet ve itaate devam etmeden Rab katında kabul görmenin mümkün olmayacağını da bilmeliyiz. 

Selahattin Eyyübin’in “Kudüs kan ağlarken bana gülmek haramdır” ahdini hatırlamalı, gülmemek için değil, gülmeyi kendimize helal hale getirmek için Kudüs ilgili bir şeyler yapmanın gayreti içerisinde olmalıyız. Sloganımız “Bugün Kudüs için ne yaptın” olsun.

Son söz olarak Rabbimizin şu Ayetiyle bitirelim yazımızı: 

“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın, eğer inanmışsanız, üstün gelecek sizsiniz.” (Al-i İmran, 139) 

Selam ve dua ile...

http://www.abdullatifacar.com/

YORUM EKLE