Kadınların Hak ve Özgürlüklerinden Ne Anlıyoruz?

    Biliyorsunuz her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 5 Aralık ise Dünya Kadın Hakları Günü olarak kutlanıyor. Hiç bir mahsuru yok. Bir faydası olacaksa da iyi… Lakin meselenin derinliği, kadın ve erkek haklarını savunmaktan çok daha öte bir şey. Asıl sıkıntı bu gibi tartışmaların yanlış zeminde yapılmasıdır. Neyi ve niçin tartıştığınızı bilmediğinizde çoğu kez tartışmalar kısır döngüden öteye geçmiyor. Bu durum kadın ve erkekler arasında kutuplaşmaya, keskin görüş ayrılıklarına sebep oluyor. Ön yargı ve tutumlar çözümden daha uzak, katılaşmış ve taşlaşmış bir halde karşınıza çıkıyor. Bir taraftan kadınları savunalım derken ailenin dengesini, erkekleri ötekileştirerek bozuyoruz. Hâlbuki açıklarımızı kapatmak, başka bir taraftan kocaman delikler açmak suretiyle olmamalı.
 

   Asıl mesele anlayışlarımız ve sloganlarımızda ki tutarsızlıktır. Mesela “eşitlik” derken ne kastetmiş oluyoruz. Özgürlük ve eşitlik kavramlarını önceleyerek kadınlara ne kadar haklar tanımış oluyoruz. Ya da sınırları tespit edilmemiş özgürlüğün insana ne gibi faydaları olabilir? veya özgürlük herkesin hoşuna giden her şeyi yapması demek midir?
 

   Bir mağazanın önünden geçerken bir ilanla karşılaşıyorsunuz "bizimle çalışır mısınız?" diye. Özenle yazılmış bir yazı. Erkek gidip talip olsa o işe "yok efendim biz bayan elaman arıyoruz" dendiğinde bayanlar “bakın biz ne kadar farklıyız erkeklerden, bizden başkasını almıyorlar.” diyebilirler mi?
 

   Kasiyer olarak genelde bayanların tercih edilmesi, sekreterlerin alımlı, bakımlı ve güzel bayanlardan seçilmesi sadece bir tercih meselesi kadar basit değildir? Satış elemanları  kapının önünde müşterileri karşılarken ne amaçlanıyor. Hiçbir ilgisi ve alakası olmadığı halde bazı reklamlarda oynatılan kadınları daha fazla kar etmenin ve kazanmanın aracı olarak görmüş olmuyor muyuz?
   

  Bu gibi tercihlerin kadının cinsiyetiyle alakası yok dememiz mümkün değil elbette ki. Adeta kadınların cazibesi kullanılıyor. Ekonomik obje, reklamın en etkili yolu olarak görülen kadınlara sokaklar ve sahneler gösterilmiş, evlerdeki çocukların bakımı ve  muhtaç oldukları anne sevgisi ihmal edilmiştir. Televizyon ekranlarında özgürlük adı altında kadınların şahsiyetleri, iffet ve hayâları küçük dimağların gözleri önünde tarumar ediliyor.

  Sokakta gayri insani ilişki yaşayan kadınların “cinsel özgürlük isteriz, istediğimiz zaman istediğimiz kişiden hamile kalmak bizim hakkımız” diye yürüyüş yaptıklarında “buda onların özgür iradesidir” deme cesaretini kim gösterecek. Bu özgürlük anlayışı zamanla öyle tehlikeli boyutlara ulaşır ki aile müessesesi denen bir mefhum kalmaz. Aile çökünce o toplumun felakete sürüklenmesi içten bile değildir.

    Bugün Avrupa, bunun ıstırabını çekerken Türkiye’yi kendi birliklerine dâhil etmek için kendi yasalarını dayattılar. Bizde zinanın serbest olmasıyla alakalı kanunu meclisten geçirerek en büyük hatayı işledik. Bu nedenle iki kişi istekli olarak zina etse suç sayılmıyor. Bu sefer gayri meşru çocukların kürtajla alınarak tuvalet deliklerine, çöp bidonlarına atıldığına her gün haberlerde şahit oluyoruz. Kadın özgürlüğü adı altında daha doğmadan katledilen, sokaklarda anneden bulamadıkları sevgiyi kötü alışkanlıklarda arayan çocukların özgürlüğü ne olacak.
 

    Bugün en önemli problemlerin başında ifrat ve tefrit hususunda dizginleyemediğimiz bir eşitlik ve özgürlük anlayışının hâkim olması nedeniyle  aile yapısında roller karışmış, fıtrata müdahale edildiğinden huzur kalmamış. Evlenmek için sıraya giren insanlar birkaç ay sonra boşanmak için adliyenin kapısını aşındırıyorlar. Kadın “ben özgürüm” diyor her şeyi meşru sayıyor. Erkek “güç bende, o zaman ben haklıyım” deyip zulmediyor kadına. Kadını korumak adına onun beyanını esas alan mahkeme erkeği apar- topar evinden kovuyor. Yıllarca verilen nafaka mağduru erkekler bunalıma giriyor. Cinnet geçiren, hanımını sokak ortasında katleden erkeklerin haberini duyuyoruz? Eşinden ayrılan erkekler ve kadınlar ancak icra yoluyla çocuklarını görebiliyorlar.

    Cinselliği önceleyen bir anlayışın ve eğitimin ürünü olarak, vücut hatları bozulur, kariyer yapmaya engel olur, özgürlüğü sınırlar düşüncesiyle çocuk yapmayan kadınlar fıtratlarında olan bu duyguyu köpek ve hayvanlarla bastırmaya çalışıyorlar. Ayrıca özgürlük adı altında yıllarca nikâh yerine flört hayatı yaşamayı teşvik ederek gayri meşru ilişkiler adeta özendirildi. Aile yuvası kurulduysa da pamuk ipliğiyle bağlı olduğundan küçücük bir sarsıntıda yerle bir oldu. Huzursuz ailelerdeki çocuklar toplumun adeta kanayan yarası haline geldi.

   Cahiliye döneminde kadınların haliyle bugünün cehalet anlayışına kurban edilen kadın algısının arasında temelde fazla bir fark yok. Sadece söylemlerden öteye geçemeyen, onların asli haklarını perdeleyen, fıtratlarını zedeleyen bir anlayış hâkim.

    Dün, bugün ve  yarın ve kıyamete kadar cahiliyenin her türlüsünü ve anlayışlarını ayaklar altına alan, kadına gerçek anlamda değer veren İslam onun haklarını birçok emriyle teminat altına almıştır.

   "Cennet anaların ayakları altındadır" sözü peygamberimizin değil de batılı bir bilim adamının ağzından çıkmış olsaydı o sözün kitabını basar, okullarda okuturlardı herhalde "sizin en hayırlınız hanımlarına karşı iyi davrananızdır” hadis-i şerifi feminist geçinenlere ne ifade ediyor.

    Eşitlik ve özgürlük adaletin olmadığı yerde zilleti yaşatır insana. Çünkü her özgürlük hak olmadığı gibi her eşitlikte adil değildir. İslam kadına hakkını iade ederken ayrıca onun yaratılış özelliklerini dikkate almış, fıtratına uygun işlerle onu istirham etmiş. Erkeği de aynı açıdan değerlendirerek sorumluluk yüklenmiştir.

   Kadın ve erkeği yaratıp eşler olarak var etmesi huzurlu olmanın bir vesilesi olarak saymıştır dinimiz İslam. Huzur ise herkesi aynı yarışta koşturmakla sağlanamaz. Bir ayetinde şöyle buyuruyor Yüce Allah:

   “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun( varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır”(Rum,21)
   Hanımları hususunda Allahtan korkun, onlar hassastır, hemen kırılabilir; kırmayın dikkat edin. Onların iyi taraflarını görün. Onlara fırsat verin, Onlar emanettir, gibi birçok tembihlerle erkekleri uyaran İslam kadar kadını koruyan hiç bir beşeri sistem yoktur. İşte asıl özgürlük budur.

   İslam’da Allah’a ibadet ve itaat etmede, kulluk görevlerini yerine getirmede kadın erkek eşittir. Her ikisi de dünyayı imar ve ıslah etmek için gönderilmiştir. Dünyayı huzur ve saadet yurdu haline getirmek için kadın ve erkeği birbirinden farklı ve üstün görmek yerine, biri birini tamamlayan bir bütün olarak algılamalı, en üstün olmanın Allah’tan en fazla korkmakla mümkün olacağını bilmeliyiz. Allah korkusu insanın kalbinde olursa o insan hiç kimseye zulmetmez. Herkese hakkını verir. Görev ve sorumluluğunu bilir. Kimseyi ezmez, kimseyi üzmez. Kimseden kendini üstün görmez, görev ve yetkisini iyice, adaletle yerine getirir. Kadınların ve çocukların kendisine emanet olduğu bilinciyle hareket eder. Harama göz dikmez, helalini memnun etmenin telaşını yaşar. İsraf etmez, kem gözlere zemin hazırlamaz. Kendisine reva görmediğini başkalarına reva görmez…
Selam ve dua ile...

http://www.abdullatifacar.com/

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Yılmaz
Ahmet Yılmaz - 8 ay Önce

Teşekkür ederim hocam çok güzel bir yazı