Kadınların Cemaatle Namaz Kılması

Namaz, imandan sonra İslâm dininin en önemli rüknüdür. Namaz ibadetinin en önemli sosyal tezahürü ise namazların cemaatle eda edilmesidir. Cemaatle namaz kılmanın hükmü konusunda mezhepler farklı görüşler ortaya koymuş olsa da, bütün mezhepler cemaatle namaz kılmanın önemini dile getirmişlerdir.

Cemaatle namaz kılma konusunda özellikle son çeyrek asırdır üzerinde en çok durulan ve gündemi işgal eden hususlardan biri, kadınların cemaate iştiraki ve namazları cemaatle kılmalarıdır. Modern dönemlerde feminist hareketlerin de etkisiyle kadınların cemaate iştiraki konusunda çeşitli algılar oluşturulmuştur.

Biz, kadınların cemaate iştiraki ve cemaatle namaz kılmaları konusunu seri halinde ele almak istiyoruz. Konunun kadınların cemaate iştirak edip erkek bir imamın arkasında namaz kılmaları ve kendi aralarında cemaat olup kadın bir imamın arkasında namaz kılmaları olmak üzere iki boyutu üzerinde duracağız.

I- İmâmet Kavramı:

İmâmet (إمامة), أَمَّ – يَؤُمُّ fiilinden masdar olup, dildeki kullanımı itibariyle “yönelmek, kasd etmek, esas, temel, asıl, merkez, önde olmak, öne geçmek, rehberlik etmek, yönetmek” anlamlarına gelmektedir.(1)

“İmam” ise, “Kendisine uyulan, önde bulunan, ön ayak olan, halife, mezhep kuran zat, önder” demek olup, ister istikamet üzere ister sapıklık üzere olsun bir topluluğun kendisine uydukları kimsedir.(2)

Namaz imamlığı, “cemaatin namazının, dinin belirlediği şartları taşıyan bir başkasının namazı ile irtibatlı olmasıdır” şeklinde tanımlanmıştır. Yani cemaatin namazının imamın namazına bağlanmasıdır.(3)

İmâm kelimesi, sözlükteki “önder ve öncü” anlamıyla da bağlantılı olarak dinî literatürde zengin bir kullanıma sahip olmu­ş,  fıkıh ekolleri gibi geniş­ kapsamlı fikir hareketlerine ve sosyal olu­şumlara öncülük eden, görüşleri ilim muhitinde geni­ş yankı uyandıran âlimler de imam diye anılmış­tır.(4)

II- Cemaatle Namaz ve Namazda İmâmet:

İslâm, mensuplarının bir araya gelip küçük-büyük toplulukların oluşturulması ve sosyal kontrolün sağlanması için bir takım ibadetleri ve sosyal münasebetleri vesile kılmıştır. Günde beş vakit farz namazın cemaatle edâ edilmesi, büyük kalabalıkların iştirakiyle haftada bir kılınan Cuma namazı ve yılda iki defa edâ edilen bayram namazları söz konusu vesilelerin en önemlilerindendir.(5)

Rasûlullah (s.a.), risâlet görevi gereği, kendisine inen ilâhî vahyi tebliğ ettiği gibi, Müslümanların indirilen vahyi nasıl anlayacaklarını, nasıl tatbik edeceklerini, Allah’a karşı kulluk görevlerini nasıl yerine getireceklerini de hem kavlî olarak izah etmiş hem de fiilî olarak ümmete göstermiş ve öğretmiştir. Bu meyanda namaz ibadetinin edâsı konusunda Rasûlullah (s.a.)’in üzerinde ısrarla durduğu bir konu da namazların cemaatle edâ edilmesidir. Bunun neticesi olarak da namazların cemaatle edâ edilmesiyle doğrudan ilgili olarak, özellikle kadın, erkek ve çocukların birlikte namaz kıldığı cemaat içinde “imamlık” ve “cemaatte saf düzeninin nasıl olacağı” meselesi önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle kadınların cemaate iştirak etmeleri durumunda, kadınların cemaatin neresinde duracağı, safların tanziminin nasıl olacağı, kadının saf düzenine etkisinin ne olduğu (muhâzâtü’n nisâ) meseleleri de konumuz açısından son derece önemlidir.

“Yüzyıllar boyu Müslümanların ifa ede geldiği en önemli ve temel ibadetlerden biri olan namaz, kuşkusuz Rasûlullah (s.a.)’in sahabeye öğrettiği ve onların da silsile yoluyla bizlere kadar getirdiği, uygulanma biçimi Rasûlullah (s.a.)’in sünneti ile yerleşmiş bir ibadettir. Yani hem Rasûllullah (s.a.)’in namazın cemaatle ifa şekli hakkında söyledikleri ve bu husustaki uygulaması hem de cemaatle namaz hakkında sahabeden vârid olan görüşler, peygamber ve sahabe dönemindeki mevcut uygulamanın, zaman ve çevre şartlarına göre meydana gelen bazı küçük yorum farkları hariç, asırlar boyu tatbikatta devam ettiğini göstermektedir. Dolayısıyla bu yerleşmiş uygulama, özellikle kadın erkek karışık cemaat içerisinde, kadının imamlığının ne derece mümkün olacağına da bir yönüyle yardımcı olacaktır.(6)

KADININ KADINLARA İMAMLIĞI

Kadının imamlığı konusu, İslâm’ın ilk dönemlerinden (sahâbe döneminden) itibaren gündeme gelmiş ve tartışılmıştır. Kadının imamlığını ele alan fakihler, konuyu “kadının kadınlara imamlığı” çerçevesinde ele almış ve farklı görüşler ortaya koymuşlardır. “Kadının erkeklere imamlığı” konusunda ise, cumhûr-u ulemâ indinde ihtilaf olmayıp, ittifakla bunun câiz olmadığını söylemişlerdir.

“Kadının kadınlara imamlığı” konusunda, İslâm mezhebleri arasında, “kadının kadınlara imamlığını câizdir”, “kadının kadınlara imamlığı câiz fakat mekrûhtur”, “kadının kadınlara imamlığı câiz değildir” şeklinde üç temel görüşün olduğunu görüyoruz.

Kadının kadınlara imamlığı konusunda İslâm âlimleri farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Fukahânın cumhuru, gerek mescitte gerek mescit dışında cemaat halinde kılınan farz ve nafile namazlarda kadının kadınlara imamlık yapmasını câiz ve müstehap görmüşlerdir.(7)

Hanefî mezhebi âlimleri kadının kadınlara imamlık yapmasının câiz olmakla beraber mekrûh olduğunu,(8) Mâlikî mezhebi âlimleri ise kadının kadınlara imamlık yapmasının câiz olmadığını söylerken,(9) İbrahim en-Nehaî (96/715) ve eş-Şa’bî (104/722) gibi bazı âlimler ise, kadının farz namazlarda değil sadece nafile namazlarda kadınlara imamlık yapabileceğini söylemişlerdir.(10)

I- Kadının Kadınlara İmamlığını Câiz Görenler ve Delilleri:

Fakihlerin çoğunluğu, kadının kadınlara imamlığını gerek farz namazlarda olsun, gerek nâfile namazlarda olsun câiz görmüşlerdir. Başta Şâfiî ve Hanbelî mezhebi olmak üzere, Şia’nın iki büyük fıkıh ekolü olan Caferiyye ve Zeydiyye mezhebleri ve Zâhiriyye mezhebine göre, kadının kadınlara imamlığı câizdir. Kadının kadınlara imamlığını câiz gören âlimler, imam olan kadının cemaatin önüne geçmeyeceği, saffın ortasında duracağı konusunda da görüş birliği içindedirler.(11)

Kadının kadınlara imamlığını câiz gören âlimler, hangi namazlarda câiz olduğu konusunda ihtilâf etmişlerdir. Bunların çoğunluğu, farz olsun nâfile olsun bütün namazlarda kadının kadınlara imamlığını câiz görürken, bazıları ise sadece nâfile namazlarda câiz görmüşlerdir.

 (Devam Edecek…)

Düşünce Akla Düşünce

--- "yalnız hüznü vardır kalbi olanın..." (İlhâmi Çiçek)

--- "Ey gül, nazîrin olmaz idi hârın olmasa"  (Riyâzî)

Selam ve duâ ile…

16.08.2018

__________________________________

(1) Cevherî, es-Sıhah, أمم md; Feyrûzâbâdî, Kâmûsü’l-muhît, أمم md; Zebîdî, Tâcü’l-arûs, أمم md.

(2) Cevherî, es-Sıhâh, أمم md; İbn Manzûr, Lisânü’l-arab, أمم md; Zebîdî, Tacü’l-arûs, أمم md; Mutarrizî, el-Muğrib, أمم md; Feyyûmî, el-Misbâh, أمم md; Öğüt, “İmam”, DİA, XXII, 199; Mahmutoğlu, Yakup, “Namazda Kadının İmâmeti”, İHAD, XI, 284. İsra 17/71 ve Tevbe 9/12 âyetlerinde bu anlamda kullanılmıştır.

(3) Tahtavî, Haşiyetü’d-Dürr, I, 239; İbn Abidin, Reddü’l-muhtâr, II, 284; Kahraman, Abdullah, “Kadının Namazda İmamlık Yapma Hakkı”, Ma’rife, VIII/1, s. 168.

(4) Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, I, 84, Öğüt, Salim, “İmam”, DİA, XXII, 188.

(5) Kahraman, Abdullah, “Kadının Namazda İmamlık Yapma Hakkı”, Ma’rife, VIII/1, s. 169.

(6) Mahmutoğlu, Yakup, “Namazlarda Kadının İmameti”, İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi, XI, 285.

(7) Maverdi, el-Havi el-Kebir, II, 356; İbn Kudame, el-Muğnî, III, 33, 34; ed-Darir, el-Vâdıh, I, 357, 358; Ebü’l Hattab Kelvezanî, el-Hidâye, s: 99; el-Merdâvî, el-İnsaf, II, 263, 264; Şeyh Saduk, Men la yahzuruhü’l-fakih, I, 396, H: 1177; Tûsî, Tehzibü’l-ahkâm, III, 205, H: 487; Ahmed Murtaza, Şerhu’l-ezhar, I, 283.

(8) Serahsî, el-Mebsût, I, 133; Kâsânî, Bedâi’, I, 141, 157; Bâbertî, el-İnâye, I, 260.

(9) İbn Münzir, el-Evsat, IV, 227; el-İşrâf, II, 149; Bennâ, Fethu’r-rabbânî, V, 235; Mâzirî, Şerhu’t-Telkîn, II, 670; İbn Hazm, Hasan el-Basrî’yi kadının kadınlara imamlığını câiz görenlerden olarak zikrediyor. İbn Hazm, el-Muhallâ, III, 128. Desûkî, Hâşiye, I, 326.

(10) Mâverdî, el-Hâvî, II, 356; İbn Münzir, el-İşrâf, II, 150; Zeydan, el-Mufassal, I, 253.

(11) Şafiî, el-Ümm, II, 321; Maverdi, el-Havi el-Kebir, II, 356; İbn Kudame, Muvaffakuddin, el-Muğnî, III, 33, 34; el-Mukni’, IV, 383; el-Kâfî, I, 416; ed-Darir, el-Vâdıh, I, 357, 358; Ebü’l Hattab Kelvezanî, el-Hidâye, s: 99; İbn Kudame, Şemsüddin, eş-Şerhu’l-kebir, IV, 383; el-Merdâvî, el-İnsaf, II, 263, 264; Şeyh Saduk, Men la yahzuruhü’l-fakih, I, 396, H: 1177; Tûsî, Tehzibü’l-ahkâm, III, 205, H: 487; Ahmed Murtaza, Şerhu’l-ezhar, I, 283; Ettafeyyiş, Şerhu Kitâbi'n-nîl, II, 216, 217; Zühaylî, el-Fıkhü’l-İslâmî, II, 175, 176.

(12) Mâverdî, el-Hâvî, II, 356; Gazali, el-Vasit, II, 221; Şîrâzî, el-Mühezzeb, I, 189; Nevevi, el-Mecmû’, IV, 188, 198; Ravdatü’t-talibin, I, 444; Rafiî, el-Aziz, II, 142; Rûyânî, Bahru’l-mezheb, III, 14; İmrânî, el-Beyân, II, 428; İbn Kudâme, Muvaffakuddin, el-Muğnî, III, 37; el-Kâfî, I, 398; Zerkeşî, Şerhu’l Hırakî, I, 406; Merdâvî, el-İnsaf, II, 299.

YORUM EKLE