Kadınların Cemaatle Namaz Kılması-4

Üç haftadır ele aldığımız kadınların cemaatle namaz kılması konusunda sonuç olarak şu şekilde bir değerlendirme yapmamız mümkündür:

Daha önce yaptığımız açıklamalar göstermektedir ki, kadının kadınlara imamlığı konusunda Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’den doğrudan ve açıkça emredici ya da yasaklayıcı sahih bir beyan mevcut değildir. Ümmü Varaka rivâyeti ile sadece Zeyd b. Ali’nin Müsned’inde yer alan, fakat gerek Sünnî gerek Şiî/Caferî başka kaynaklarda tarafımızdan rastlanılmayan Ümmü Seleme rivâyeti ise ihticâc edilecek durumda değildir. Delil olarak kullanılan rivayetler ya Hz. Âişe ve Ümmü Seleme gibi kadın sahabîlerin uygulamaları ya da sahabe ve tâbiînden olan âlimlerin yorumlarıdır/görüşleridir.

Gerek cemaatin önemiyle ilgili, gerekse cemaate iştirak etmeyenlere yöneltilen tehditlerle ilgili olarak erkeklerin cemaat olmasına yönelik emir ve tavsiyeler,(1) cemaati terk edenlerle ilgili tehditler,(2) kadınlar için varid olmamıştır. Her ne kadar hadislerin umumuna kadınların da dâhil olabileceği akla gelse de, klasik dönem fıkıh bilginlerinin, bu emir ve tavsiyelerin ve tehditlerin kadınları da içine aldığını, cemaatle namaz kılmanın erkek ve kadın için aynı hükmü ifade ettiğini söylediği bilinmemektedir. Üstelik kadının en görünmeyeceği, kendisini en fazla setredeceği yerlerde kıldığı namazın daha faziletli olduğu Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem tarafından beyan buyrulmuştur.(3)

Aynı şekilde farz namazları cemaatle kılmanın hükmü konusunda İslâm âlimleri tarafından ortaya konulan görüşler de, erkeklerin farz namazları cemaatle kılmalarının hükmüyle alakalıdır. Kadınların farz namazlarda cemaate iştirak için camiye gitmelerine ise pek olumlu bakılmamıştır.(4)

Kadının kadınlara imamlığının câiz ve müstehab olduğunu söyleyen Şâfiî mezhebi âlimleri de bu gerçeği ifade etmişlerdir. Farz namazları cemaatle kılmak, Şâfiî mezhebinde esah olan görüşe göre erkekler için farz-ı kifâye olup, kadınlar için ise cemaat ne farz-ı ayn ne de farz-ı kifâyedir, onlar için müstehabdır. Kadınların cemaate iştiraki hakkında erkeklerin cemaate katılmalarıyla ilgili tekid/vurgu yoktur. Kadınların cemaati terk etmeleri mekruh değildir, aksine evlerinde kıldıkları namaz daha faziletlidir. Kadınların evlerinde kıldıkları namaz her halükârda mescitte kıldıkları namazdan daha hayırlıdır. Oysaki erkeklerin cemaati terk etmeleri mekruhtur.(5)

Hanbelî mezhebinde cemaat farz-ı ayn kabul edilirken, bu hüküm sadece erkekler içindir, kadının evinde kılması ise daha hayırlıdır.(6)

Kadının kadınlara imamlığını câiz gören, kadınların kendi aralarında cemaatle namaz kılmasını câiz ve müstehab kabul eden âlimler dahi kadınların cemaat olmasının, erkeklerin cemaatinin hükmünde olmadığını, erkeklerin cemaati hakkındaki te’kidin/vurgunun kadınların cemaati hakkında bulunmadığını söylemişlerdir. Bunlardan cemaatin sorumluluğu ve hükmü açısından kadınların erkekler gibi olmadığı sonucunu çıkarmamız mümkündür. Allah’a kulluğun en önemli göstergelerinden olan namaz ibadetinin toplumsal tezahürü olan cemaat, daha çok erkeklere yönelik ve erkeklerin görev ve sorumluluğunu ilgilendiren bir alan olarak görülmektedir.

Asr-ı saadette kadınların mescide geldikleri ve erkeklerle beraber cemaatle namaz kıldıkları bilinen bir gerçektir.(7) Fakat kadınların kendi aralarında cemaat olmaları, içlerinden bir kadının onlara imamlık yapması şeklinde bir uygulama yaygın bir şey değildir, hatta uygulanan bir şey değildir. Bu konuda sadece Hz. Âişe ve Ümmü Seleme radıyallahü anhümâ’nın kadınlara namaz kıldırdıklarına dair rivayetlerin dışında uygulama bilinmemektedir. Bunların imamlığı ile ilgili olarak da farklı rivayetler mevcuttur. Bazı rivayetlerde mutlak olarak imamlık yaptıkları zikredilirken,(8) bazı rivayetlerde farzlarda(9) imamlık yaptıkları, bazı rivayetlerde ise nafilelerde(10) imamlık yaptıkları zikredilmektedir.

Anladığımız kadarıyla Asr-ı Saadet’te ve sonrasında sahabe döneminde kadınların kendi aralarında cemaat olarak namaz kılmaları ve aralarından bir kadının onlara imamlık yapması şeklinde bir uygulama yaygın bir uygulama değil, hatta çok da bilinen bir uygulama değildir. Şu halde Hz. Âişe ve Ümmü Seleme’nin namaz kıldırmaları, bunun câiz olduğunu gösterme ve talim/öğretim amaçlı olduğu şeklinde anlaşılabilir.(11)

İbn Abbas, İbn Cüreyc, Mücahid ve Atâ gibi sahabî ve tâbiînden âlimlerin kadının kadınlara imamlık yaptığında onların ortasında durması gerektiği şeklinde yapılan rivayetler(12) de, kadının kadınlara imam olarak kendi aralarında cemaat halinde namaz kılmalarının “sünnet/müstehab” olduğuna delil olamaz, yalnızca bunun câiz olduğunu gösterir.

Kadının kadınlara imamlığını mekrûh kabul eden Hanefîlerin delil olarak kullandığı rivayetler içerisinde, “Farz namazları mescidde cemaatle kılmak veya şehidin cenaze namazına katılmak hariç, kadınların cemaatinde hayır yoktur”,(13) “Kadın imamlık yapmasın”(14) şeklindeki rivayetler, konuyla doğrudan ilgilidir ve Hanefîlerin görüşünü desteklemektedir.

Hanefî âlimler, Hz. Âişe ve Ümmü Seleme radıyallahü anhümâ’nın kadınlara imamlık yapıp namaz kıldırdıklarına dair rivayetlere itibar etmemişler, nesh ile açıklama yoluna gitmişlerdir.(15) Ancak bu nesh görüşü çok da yerinde olan bir izah tarzı değildir. Zira bir fiilin “sünnet” olarak değerlendirilebilmesi için, o fiilin Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem tarafından tavsiye edilmiş veya genellikle yapılmış olması/muvâzabe gerekmektedir. Oysa kadının kadınlara imamlığı konusunda Allah Rasûlü’nün böyle bir beyanı mevcut olmadığı gibi, Hz. Âişe ve Ümmü Seleme’nin kadınlara imam olup namaz kıldırmalarını onaylayıp onaylamadığı da tespit edilmiş değildir. Böyle bir onay/takrir tespit edilmiş olsa bile, bunun “sünnet” olduğunu değil, “câiz” olduğunu gösterir. Dolayısıyla Hz. Âişe ve Ümmü Seleme’nin kadınlara namaz kıldırmaları, olsa olsa bunun câiz olduğuna delalet eder, sünnet oluşuna değil.  Ayrıca hükmün mensûh olduğu söyleniyorsa bu mensûh hükmü nesh eden bir de nâsih bulunmalıdır. Oysaki kadının kadınlara imamlık yapmasının mensûh olduğunu söyleyen Hanefî âlimlerin kaynaklarında nâsih delil zikredilmemektedir.

Ayrıca Hz. Ömer’in, Teravih namazının cemaatle kılınmasında Übey b. Ka’b’ı erkeklere imam olması için, Süleyman İbn Ebi Hasme’yi de kadınlara imam olması için tayin etmesi,(16) yine Hz. Ali’nin, Teravih namazında erkekler için bir imam, kadınlar için de bir imam tayin etmesi(17) de Hanefîlerin görüşünü destekleyen uygulamalardır. Eğer kadınların içlerinden birinin imam olarak kendi aralarında cemaat olup namaz kılmaları müstehab olsaydı, Hz. Ömer ve Hz. Ali, Teravih namazında kadınlara bir erkek imam tayin edeceğine, Hz. Âişe gibi âlim, fakih bir kadını tayin ederlerdi.

Hz. Âise ve Ümme Seleme’nin uygulamaları, bazı sahabe ve tâbiî görüşleri, kadının kadınlara imamlığının câiz olduğunu göstermektedir. Bu tür uygulama ve değerlendirmelerle birlikte, kadınların kendi aralarında cemaat olarak namaz kılmalarının asr-ı saâdette bilinen ve yaygın olarak uygulanan bir durum olmadığı gerçeğini dikkatten uzak tutmamak gerekir. Haberlerin tümü birlikte değerlendirildiğinde kadınların kendi aralarında cemaat olmalarının onlar için mesrû/sünnet kılınmadığını söylemek mümkündür. Hz. Âişe ve Ümmü Seleme’nin kadınlara namaz kıldırmalarının ise talim amaçlı olduğu kanaatindeyiz. Böyle olmasa bile istisnaî bir tatbik olup genel hükme ulaşmaya elverişli değildir. Bu çerçevede kadının kadınlara imamlığı konusunda “kadının kadınlara imamlığı mekrûhtur” şeklindeki Hanefî mezhebi âlimlerinin görüşünün daha isabetli olduğu kanaatindeyiz.

Düşünce Akla Düşünce

--- “İnsanları kişiliksizleştiren hesapları, köleleştiren de zaaflarıdır!..” (Saffet Köse)

--- ''Herkes, kendi görüş alanının sınırlarını dünyanın sınırları zanneder…" (Schopenhauer…)

--- “İnsanın başkası olması kolay, 'kendi' olması zordur; çünkü başkası olmak 'rol yapma'yı, kendi olmak, tüm 'maskeleri atma'yı gerektirir...” (İhsan Fazlıoğlu)

Selam ve duâ ile…

13.09.2018

__________________________________

(1) Buhârî, “Salât” 87; “Ezan” 9, 30, “Cemaat” 4, 6, 44; Müslim, “Salât” 129, “Mesâcid” 245, 249; Ebû Davud, “Salât” 48; Tirmizî, “Salât” 49; İbn Mâce, “Mesâcid” 16; Mâlik, Muvatta’, “Salât” 3, “Cemaat” 1, 3. Nesâî, “Mevâkit” 22, “Ezân” 31, “İmâmet” 45; İbn Mâce, “Mesâcid” 18; İbn Hanbel, Müsned, II, 236, 278, 303, 374, 424.

(2) Buhârî, “Ezan” 29; Müslim, “Mesâcid” 252, 253; Ebû Davud, “Salât” 47; İbn Mâce, “Mesâcid” 17; Mâlik, Muvattâ’, “Cemâat” 3; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, III, 159; İbn Hanbel, Müsned, II, 314.

(3) Ebû Davud, “Salat”  54; İbn Hanbel, Müsned, II, 76; Abdürrazzak, el-Musannef, III, 150; İbn Huzeyme, es-Sahih, III, 94.

(4) Mezheblerin görüşleri ile ilgili bkz: Zeydan, el-Mufassal, I, 210-213; Kadınların cemaate iştirakiyle ilgili rivâyetlerin değerlendirilmesi için bak: Yeşil, Mahmut, “Kadınların Cemaate İştiraki ile İlgili Hadisler Üzerine Bir İnceleme”, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, XVII, s. 47-62.

(5) Şirazî, el-Mühezzeb, I, 179; Râfiî, el-Aziz, II, 140-142; Nevevî, Minhâc, s: 118; Ravda, I, 444; el-Mecmû’, IV, 183, 198; Cüveynî, Nihâyetü’l-matlab, II, 364; Rûyânî, Bahru’l-mezheb, III, 14; Gazzâlî, el-Vasît, II, 221; Şirbinî, Muğni’l-muhtâc, I, 350, 351; Şevkânî, Neylü’l-evtâr, V, 429.

[1] İbn Kudâme, el-Kâfî, I, 395, 397, el-Mukni’, IV, 265; İbn Kudâme, Şemsüddin, eş-Şerhu’l-kebîr, IV, 265; Merdâvî, el-İnsaf, II, 213.

(6) İbn Kudâme, el-Kâfî, I, 395, 397, el-Mukni’, IV, 265; İbn Kudâme, Şemsüddin, eş-Şerhu’l-kebîr, IV, 265; Merdâvî, el-İnsaf, II, 213.

(7) Buhârî, “Mevakitü’s-Salât” 27; “Ezan” 163, “Cuma” 13; Müslim, “Salât” 136, “Mesacid” 230; Ebû Davud, “Salât” 8, 53; Nesâî, “Mevakît” 25; İbn Mâce, “Mukaddime” 2; Mâlik, Muvatta’, “Vaktü’s Salât” 4; İbn Hanbel, Müsned, VI, 33, VI, 37; İbn Kudâme, Muvaffakuddin, el-Muğnî, III, 38.

(8) İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, III, 569; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, III, 187.

(9) Abdürrazzak, el-Musannef, III, 141; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, III, 569; Dârakutnî, es-Sünen, II, 263; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, III, 187.

(10) Abdürrazzak, el-Musannef, III, 141.

(11) Mâzirî, Şerhu’t-Telkîn, II, 671; Tehânevî, İ’lâü’s-sünen, III, 1300, 1301.

(12) Abdürrazzak, el-Musannef, III, 140.

(13) İbn Hanbel, Müsned, VI, 66, 154; Taberânî, el-Kebîr, XII, 317; el-Evsat, IX, 142; Heysemî, Mecmeu’z-zevâid, II, 136, 154, III, 76, 125.

(14) İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, III, 570.

(15) Serahsî, el-Mebsût, I, 133; Kâsânî, Bedâi’, I, 157; Bâbertî, el-İnâye, I, 363.

(16) İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, IV, 327; Abdürrazzak, el-Musannef, IV, 258; Mervezî, Kıyamü Ramazan, s. 64. Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, II, 695.

(17) İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, IV, 327; Mervezî, Kıyamü Ramazan, s. 64; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, II, 695.

YORUM EKLE