İslâm Hukukunda Seferilik-Vatan İlişkisi Ve Hükümlere Etkisi-2

C- Tavattun/İstîtân:

Bir yerin vatan olarak belirlenmesini ifade eden bir kavramdır. Vatan kelimesi farklı anlamlarda kullanılıyor olsa da,(1) özellikle konumuz açısından bir insanın başta doğup büyüdüğü yer olmak üzere sürekli yaşamaya karar verdiği yeri ifade eder. Kişinin vatanı öncelikle doğup büyüdüğü yerdir. Daha sonra çeşitli sebeplerle başka bir yere göçer ve orada sürekli yaşamaya karar verirse bu yeni yer onun vatanı olur. İşte bu durum tavattun ya da istîtan kavramlarıyla ifade edilmektedir. Burada en önemli vurgu sürekliliktir. Yani, bir insanın bir yeri vatan edinmesi/tavattun, orada sürekli/ömür boyu kalmaya karar vermesini ifade eder.(2)

Bir yerde sürekli yaşamayı ifade eden bir kavramdır. Konumuz açısından taayyüş kavramı, bir insanın geçici olarak yaşadığı yeri değil sürekli yaşadığı yeri ifade etmektedir. Nerede yaşıyorsun? sorusunda kasdedilen insanın sürekli yaşadığı yerdir. Taayyüş kavramı tavattun kavramıyla doğrudan ilişkilidir ve bunda da sürekliliğe vurgu vardır. Diğer bir ifade ile tavattunun olabilmesi için taayyüşün olması ya da taayyüşün olabilmesi için tavattunun olması gerekmektedir. Bunda da te’bîd/sürekli kalış esastır.

II- Seferîlik, Niyet ve Vatan İlişkisi

İslâm dininin niyete verdiği önem bilinen bir husustur. Niyet, şârî tarafından bir asıl kılınmıştır. Burada Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in, “ameller niyetlere göredir” hadisini(3) hatırlamak yeterlidir.

Bir insanın seferi ya da mukim sayılması konusunda en önemli hususlardan/etkenlerden birisi niyettir. İslâm âlimleri, bir insanın seferî sayılabilmesi için belli bir mesafedeki bir yere gitmeye niyetlenmiş/karar vermiş olmasını şart koşmuşlardır. Kişinin seferî sayılmasının ölçüsü belli mesafede bir yere gitmeye niyet etmesi/karar vermesi olduğu gibi aynı zamanda gittiği yerde seferî mi mukim mi olacağı konusu da yine kişinin niyetine/kararına bağlıdır.

Dinen seferî sayılabilmek için kişinin, seferîlik hükümlerinin uygulanmasına sebep olabilecek bir mesafede bir yere gitmeye niyet etmesi/karar vermesi gerekir. Dolayısıyla bu kadarlık bir mesafede bir yere gitmeye niyet etmeyen kişi için seferîlik hükümleri sabit olmaz. Seferîlik için belirlenen bir mesafeye gitmek üzere niyeti bulunmayan bir kişi, çok uzun bir mesafeye yolculuk yapsa bile, hatta dünyayı dolaşsa bile, yine de seferi sayılmaz.(4)

Bir insan sefere niyet etmeksizin dünyayı dolaşsa seferî olmayacağı gibi, ikamete niyet etmedikçe bir yerde hakikaten ikamet ediyor olması onu mukim kılmaz.(5)

Kalınacak yer iki şehir, kasaba veya köy niteliğinde olursa 15 günden kısa kalışlarda seferilik hali devam eder. Mesela; bir eğitim veya maliye müfettişi, her gittiği şehirde bir hafta-on gün arasında kalarak yıl boyunca tüm ülkeyi dolaşsa, sürekli olarak seferi sayılır.(6)

Bu noktada konuyla ilgili günümüzde en fazla gündeme gelen/sorulan konulardan biri, kişinin ikamet ettiği yer ile iş yerinin farklı şehirlerde olması problemidir. Bir insan, A şehrinde ikamet ediyor fakat 90 km. veya daha uzak mesafede bulunan B şehrinde bir iş yeri açmış ve hafta içi B şehrine gidip hafta sonları da ikamet ettiği yer olan A şehrine geliyor. Bu durumda bu kişi işyerinin olduğu B şehrinde seferî mi mukim mi sorusu insanların zihnini meşgul ediyor. Her ne kadar bu durum üç mezhebe göre bir problem arzetmese de(7) Hanefî mezhebine göre amel eden Müslümanlar açısından bir problem olarak zihinleri meşgul etmekte ve zaman zaman bu konu soru olarak da sorulmaktadır. İşte burada niyet dediğimiz faktör devreye girmektedir. Bu kişi işyerinin bulunduğu B şehrine gittiği zaman orada kalacağı müddet on beş günden daha az olduğu için Hanefî mezhebine göre bu kişi seferî olacaktır ve namazlarını kısaltarak kılacaktır. Burada öne sürülebilecek olan “ama o kişi o işyerini kapatana kadar, belki üç yıl, belki beş yıl B şehrinde kalıyor” şeklinde bir itiraz, konu açısından önem arz etmemektedir. Zira o kişinin mukim mi seferî mi olacağını belirleyen niyetidir/kararıdır.

Konunun daha iyi anlaşılması için seferîlik konusunda net olarak belirlenmesi gereken en önemli hususlardan biri vatan konusudur. Zira bir insanın seferî olup olmaması hususunda vatan, merkezi bir konuma sahiptir.

Vatan konusunu en geniş şekliyle ele alan mezhep Hanefî mezhebidir. Onlar, vatanı, genel olarak vatan-ı aslî, vatan-ı ikâmet ve vatan-ı süknâ diye üçe ayırmaktadırlar. Ancak vatan-ı süknâ, hakikatte bir vatan olarak telakki edilmemiş, konunun daha iyi anlaşılması maksadıyla kullanılmıştır. Bu sebeple bazı Hanefî kaynaklar sadece vatan-ı aslî ve vatan-ı ikâmet ayırımını zikretmiştir. Vatan-ı aslîye vatan-ı karar, vatan-ı ikâmete de vatan-ı müsteâr isimleri de verilmektedir.(8)

Hanefî Kaynaklarda Vatan Kavramı

a- Vatan-ı Aslî: Kişinin kendi beldesini veya başka bir beldeyi yurt edinmesi, hanımı ve çocuklarıyla oraya yerleşmesi/tavattun, oradan ayrılmayı kasdetmeyip orada yaşamaya/taayyüş karar vermesi şeklinde tarif edildiği gibi, “kişinin doğduğu veya evlendiği ve vatan edindiği/tavattun ve sürekli yaşamaya/taayyüş karar verdiği yerdir” şeklinde de tarif edilmiştir. Vatan-ı aslî, vatan-ı ehlî, vatan-ı fıtrat ve vatan-ı karar diye de isimlendirilmektedir.(9)

b- Vatan-ı ikâmet: Bir insanın, ikâmete elverişli olan bir yerde on beş gün veya daha fazla kalmaya niyet ettiği/karar verdiği yerdir. Bu, vatan-ı müstear ve vatan-ı hâdis diye de isimlendirilmektedir.

c- Vatan-ı süknâ: Bir insanın kendi beldesi dışında bir yerde on beş günden daha az kalmaya karar verdiği yerdir.

Vatan-ı süknâyı bir vatan çeşidi olarak kabul etmeyenler, vatan-ı karar/vatan-ı aslî ve vatan-ı müsteâr/vatan-ı ikâmet şeklinde ikili taksim yapmışlardır. Zira kişi, vatan-ı süknâda müsafir/seferî olarak kalmaya devam eder. Dolayısıyla bunun varlığı yokluğu gibidir” demişlerdir. Vatan-ı süknâ hakikatte bir vatan değildir. Konunun daha iyi anlaşılması için tevessu’ kabilinden ıstılâhî bir ayırımdır.

(Devam Edecek…)

Düşünce Akla Düşünce

--- “Kimin "karşı"sında durduğun değil, kimin "yan"ında olduğun önemlidir; çünkü "karşı-durduğun"la değil, "birlikte yürüdüğün"le fark edilirsin...” (İhsan Fazlıoğlu)

--- "Okumadan Konuşanlar"ın Rağbet Gördüğü Bir Dünyada, "Okuyanlar" İçin En Sağlam Sığınak Suskunluktur!..

Selam ve duâ ile…

27.09.2018

__________________________________

(1) Geniş bilgi için bak: ed-Dâlî, el-Vatan ve’l-istîtân, I, 31, 32.

(2) Geniş bilgi için bak: ed-Dâlî, el-Vatan ve’l-istîtân, I, 34, 35.

(3) Buhârî, “Bed’ü’l-vahy” 1, “Eymân” 22, “Hiyel” 1; Müslim, “İmâra” 155; Ebû Davud, “Talak” 11; Nesâî, “Taharet” 60, “Talak” 24, “Eymân” 19; İbn Mâce, “Zühd” 26.

(4) Atar, Fahrettin, “Genel Olarak Seferîlik ve Hükümleri”, s. 21.

(5) Âlim b. Alâ, el-Fetâva’t-Tâtârhâniyye, II, 396.

(6) Döndüren, Hamdi, “Seferîlik Şartları ve Tâbîlik-Metbûluk”, s. 181.

(7) Zira Mâlikî ve Şâfiî mezheplerine göre gidiş ve dönüş günleri hariç dört gün ve daha fazla, Hanbelî mezhebine göre ise dört günden/yirmi vakitten daha fazla kalıyorsa mukimdir. Ayrıca bu mezheplerde seferî iken de namazları tam kılmak mümkündür. Mâlikî mezhebine göre seferde namazları kısaltmak müekked sünnettir. Şâfiî ve Hanbelî mezhebine göre ise namazları kısaltmak ruhsattır ve seferî kişi muhayyerdir, isterse namazlarını tam kılar isterse kısaltır. Fakat kısaltmak tam kılmaktan daha faziletlidir. Atar, Fahrettin, “Genel Olarak Seferîlik ve Hükümleri”, s. 26.

(8) Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 270; Kâsânî, Bedâi’, I, 598; İbn Nüceym, el-Bahr, II, 239; Zeylaî, Tebyînü’l-hakâik, I, 214; Haddâd, el-Cevhera, I, 104; Alim b. Alâ, el-Fetâva’t-Tâtârhâniyye, II, 510; Haskefî, ed-Dürrü’l-muhtâr, s. 106; Damad, Mecmeu’l-enhur, I, 243; İbn Abidin, Reddü’l-muhtâr, II, 614.

(9) ed-Dâlî, el-Vatan ve’l-istîtân, I, 60; Serahsî, el-Mebsût, I, 252.

YORUM EKLE
YORUMLAR
hayrullah çelebi
hayrullah çelebi - 11 ay Önce

Allah sihat ve afiyet ihsan eylesin ilmiolarak faydalandık ve inşAllah faydalanmaya devam edeceğiz selametle

Selami aydın
Selami aydın - 11 ay Önce

Hocam selamlar.oncelikle teşekkür ederim.seferilikde başlangıç noktası olarak nereyi baz alırız bitiş noktası nereyi baz alırız örnek Karaman Konya arası seferi ölümü.aydinlatirsaniz memnun olacam