Hicret Bir Varoluş Mücadelesidir


   Bugünlerde hicri yılbaşını idrak edebilmenin vermiş olduğu huzur ve mutluluk içesindeyiz. Bu vesileyle  Muharrem ayının ilk gününden itibaren 1440. Yılını yaşamaya başladığımız  hicretin bizlere verdiği mesaj nedir? Onun üzerinde bir nebze durmak istedik bu yazımızda.
Her şeyden önce Hicret olmuş bitmiş, islam tarihinde bir kaç sayfalık yer işgal etmiş, dinlediğimizde biraz heyecanlandığımız bazen de duygulanabildiğimiz kadar sıradan bir olay değildir. Hicret kıyamete kadar her müslümanın hayatında varoluş  mücadelesidir. Hicret iyi anlaşılmadığı, verdiği dersler iyi okumadığı müddetçe bu varoluş hareketi yokluğun, zilletin ve sefaletin düşmanlar karşısında hezimetin sebebi haline dönüşebilir. (Allah muhafaza.)
 Hicret, hak ile batılın mücadelesi olduğu kadar bu iki şeyin tercihinde hakkın ve haklının
yanında olma hususunda insanın ruhi olgunluğa doğru seyiridir. 
  Madem Hicret  bir varoluş mücadelesidir o zaman her müslümanın Mekke gibi ağır bir imtihanı, hicret gibi bir yolculuğu söz konusudur doğal olarak. Bu yolculuk öyle bir yolculuk ki, kıyamete kadar devam edecektir. Mekke'de başarılı olmak her şeyden önce nefsle, bütün engellere rağmen amansız bir şekilde mücadele etmekle, görünür ve görünmez düşmanların bütün oyunları, entrikaları, dayanılmaz zulümleri karşısında imandan, sadakat ve samimiyetten asla taviz vermemekle mümkündür.
Müslümanın bugünki durumu mekke döneminden çok farklı değil. Her taraftan saldırılmakta, boykotlar uygulanmakta, insanlar yerlerinden yurtlarından edilmekte; zulüm ve haksızlık diz boyu. Ebu cehillerin ve  Ebu Leheplerin  sadece ismi değişmiş; Firavunlar saltanatlarının kaygısıyla her şeyi meşru sayıyor. Nemrutların ateşleri Müslümanları yakıyor. Çünkü Müslümanlar, İbrahimler'in hicretini ve teslimiyetini, Musalar'ın mücadelesini, Hz. Peygamber'in kararlılığını ve samimiyetini anlamış değil. 
 Hicrette herkese ve her kesime ders vardır. Peygamber'in hayatında sadece Ebu cehillerle mücadele yok; münafıklarla, Yahudilerle ve nice islam karşıtı kesimlerle de mücadele vardı. 
   O'nun hayat yolculuğunda devlet başkanından tutun aile resiliğine kadar, güçsüz durumda ki insanların yapması gerekenlerden en güçlü zamanlarda ne yapmak gerektiğine kadar herkesime uyarı ve örnekler vardır.  
 Müslüman olarak bizim kayıp ettiğimiz asıl nokta düşmanlarımızın galip geldiği an değildir. imanımızın zaafiyete uğradığı, samimiyetimizin ve ihlasımızın zayıfladığı andır. İnancını hayatına hakim hale getirmeyen, asrı saadetin mimarları olan başta Peygamberimiz olmak üzere sahabelerin hayatını örnek almayan, onlara hayran olması gerekirken, batılı gibi yaşamayı ayrıcalıklı gören, Avrupa hayranlığıyla hayatını geçiren, benliğinden uzaklaşan, kendi değerlerini ayaklar altına alan insanlar  ne kadar hakimiyet sahibi olursa olsunlar, imkanları ne kadar fazla olursa olsun bir gün, elde ettikleri bütün kazanımları  kayıp etmeye nahkümdür. Bunu da zihnimizin bir tarafında muhafaza etmeliyiz.  
   Müslüman iradesinin hakkını verecek, herkes sorumluluğunun gereğini yerine getirecek, fevri davranmayacak; ümmet şuuruyla hareket edecek. Bu saldırılar karşısında ucuz planların peşinde olmayacak. İbadet ve itaatine her şart ve ortamda devam edecek, krizlerden medet ummayacak. Gerisi bizin işimiz değil, Allah'ın taktiridir. 
   Malumunuz Mekke'de inen ayetlere mekiki Medine de inenlere ise Medini diyoruz. Mekke'de inen ayetlerin nuzul sebepleri vardır. o zamanın şartlarını dikkate alınmış ve emri ilahi bütün müslümanların ihtiyaçları dikkate alınarak nazil olmuştur. Aynı şekilde Medinede inen ayetlerin muhatabı da sadece Medinede yaşayanlar  değildir. Onun için her isanın bir mekke bir de Medine dönemi vardır diye ısrar ediyoruz. 
 Hicret bu geniş persteftikten baktığımızda ana rahminden dünyaya, dünyadan kabire, kabirden asıl yurdumuza yaptığımız yolculuğun adıdır. 
   Hicret, hiç bir imkanın kalmadığı yerde imkan arayışı olarak bilinmeli dini mümini İslamı dünyaya hakim hale getirmek için. Yani hicret Mekke karanlığını aydınlatmak için Medineden destek alma arayışı olarak algılanmalı. Hicret kaçış değil, medeniyetin inşasına Mekkenin yerine Medine den başlamaktır.                                                                              Hicret, terk etmeden kavuşmanın olmayacağını fısıldar  kulaklara. Tehlikelerle dolu olan bu yolculukta sadakat ve samimiyetin yanında iyi bir yoldaşda  olmalı yanımızda; Kimlerle dava arkadaşlığı yaptığımıza dikkat etmeliyiz. Peşimize düşen şeytan ve yandaşlarını mecalsiz ve çaresiz bırakacak tevekküle tutunmalıyız. Bizi saklayanın  hira mağarması olmadığını bilmeli, örümceğe ağı ördüreni görmeliyiz. Hicret birazda şudur: Delaletten hidayete, isyandan teslimiyete,  günahlardan nedamete karanlıktan, aydınlığa kanat çırpmaktır.
Peygamber Efendimiz bu hususta şöyle buyuruyor:
 " Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların zarar görmediği kişidir. Muhacir ise, Allah’ın yasaklarını terk eden kimsedir." ( Buhari, İman, 4.)

   Enaniyet ve bencillik Hicret yolunda düşmandan daha tehlikelidir. Bu kutlu yolda Allah ve Resülü herşeyden daha aziz bilinmeli. Ensar konumunda olanlar kardeşçe olmanın gereklerini yerine getirmeli muhacir ise yük olmak değil yüklenilen islam davasını hep beraber taşıyabilme kaygısıyla hareket etmeli. Kısır döngülerle ve anlamsız çekişmelerle tefrika ve fitne çıkararak bu kutlu dava tehlikeye atılmamalı. Kuran  ve sünnet etrafında sıkıca bir birimize tutunmalıyız. Biz Allah'ın dinine yardım etme niyetinde olduğumuz müddetçe Allah'ın bizi yardımsız bırakmayacağına inancımız  tam olmalı. Tevekkül sebepler yerini getirdikten sonra neticesini Allah bırakmaktır. Korkumuz, ümidimiz ve kaygımız islam için olunca Allah belki bizim elimizle İslam'ı dünyaya hakim hale getirecektir. Allah bu dini Peygamberimiz ve asabının daha sonra gelen alim ve ülemanın ve nice mücadele erlerinin eliyle bu günlere getirdi. Kıyamete kadar da islam dini dilden dile gönülden gönüle yayılmaya ve yaşanmaya devam edecektir. Hatırlarsınız! Hicret yolculuğunda peygamberin en yakın arkadaşı Hz. Ebu Bekir, takip eden düşmanların, sığındıkları mağarada kendilerini görmeye ramak kala kaygılanmıştı da peygamber onu " korkma ya Ebu Bekir Allah bizimle beraberdir." diye tevekkül dersi vererek teselli etmişti halbu ki Hz. Ebubekir'in kaygısı  kendisi için değil, İslam Peygamberi içindi. Düşmanların Hesaplarını ters düz eden; gören gözlerini kör edip ellerini ve ayaklarını birbirine dolayan  Allah, bu sefer örümceğe ağ ördürüp mağaranın önünü kapatarak dostlarını yardımsız bırakmadı.  
   Meşakkatli bir yolculuğun sonunda Medineye, büyük bir çoşku eşliğinde ulaşıldı. 
Evet ne imtihan biti ne de Hicret... 
 Mekkenin imtihanını kendi şartları içerisinde değerlendirdiğimiz gibi Medineyi de yine kendi şartları içerisinde değerlendirmemiz gerekir. 
   Yokluklukla imtihan olur da varlıkla olmazmı, sıla imtihan olurda kavuşmakla imtihan olunmaz mı? Aslında kavuşmak bazen birçok yeni mücadelenin başlangıcıdır. Medine insana böyle bir sorumluluk yükler. Çünkü biz yola çıkarken Mekkeyi gözden çıkararak çıkmadık. Gayemiz sadece Mekkeye yani terk ettiklerimize kavuşmak değil, esas mabudumuz ve mahbubumuz olan Allah'ın rızasına ulaşmaktır. Bu Mekkede olacaksa Mekke, Medine de olacaksa medine, başka bir yer gerekliyse de orası.. 
    Bu nedenle Hicret, farklı isimlerle dünyanın her tarafına/tarafında devam etti.   
   Fetihler sadece beldelerin fethi diye anlaşılırsa hicretten hakkıyla ders alınmamış olunur. İslam dini gönlü esas alır. Bunun için zayıfken sabrı, güçlüyken affı kriter olarak ortaya koymuştur. Sabrederken mükafat kazanırsın; af ederken insan kazanırsın. Bunun mükafatını ise  kalemler yazmaktan acizdir. Dinimiz bir insanı haksız yere öldürenin bütün insanlığı öldürmüş gibi olacağını bildirirken bir insanı hidayetine vesile olamayı da dünyadaki en kıymetli şeye sahip olmaktan daha evla görmüyor mu? 
    Peygamberimiz  çok sevdiği Mekkesini teslim almak için  geri dönerken  bu sefer af sılahını kullanmıştı da kalplere adeta bu merhamet yüklü davranışı ok gibi saplanmıştı. Peygamberin bu istisna davranışı hayret ve hayranlığın sınırlarını zorladı ve  sadece mekke değil gönüller dahi fethedildi. Peygamberimiz Son olarak Arafat ta binlerce Sahabe yi şahit tutarak bu dini tebliğ ettiğime, elimden geleni yerine getirdiğim şahitmisiniz, diyerek islam dinini tamamladığını  ve mükemmel hale getirdiğini bildirip son noktayı koydu. Peygamberin hicreti ahirete irtihaliyle son buldu. Ya bizler! Bugün bu yolculuğa biz devam etmiyor muyuz? Tercihlerimizi kimin ve neyin tarafında kullanıyoruz? Neyi ve ne için terk ediyoruz? Kısaca: Ey Müslüman senin hicretin nereye?
Selam ve dua ile...
11.09.2018/ Erzurum 

http://www.abdullatifacar.com/

YORUM EKLE