google-site-verification: googlebd29998c3817fb63.html

insanlık fotoğrafının hangi kalesine baksak Hüzün ve Matem Görmekteyiz

"Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi" İstanbul’da başladı...

insanlık fotoğrafının hangi kalesine baksak Hüzün ve Matem Görmekteyiz

Diyanet İşleri Başkanlığının düzenlediği “Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla İstanbul’da başladı.

Dolmabahçe Sarayında gerçekleştirilen açılış oturumuna Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman, Başbakan Binali Yıldırım ve Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş da katıldı.

Başbakan Binali Yıldırım

Başbakan Binali Yıldırım, zirvenin açılış oturumunda yaptığı konuşmasında, katılımcıları selamlayarak üç ayların tüm İslam coğrafyasına huzur, barış ve kardeşlik getirmesi temennisinde bulundu.

Temel sorunların tespiti, çözüm önerileri ve işbirliği imkanlarının belirlenmesi konusunda katılımcılarla birlikte kafa yorulacağını dile getiren Başbakan Yıldırım, "Birbirimizle tanışıklığımızı daha da artıracağız, ihmal edilmiş kardeşlik bağlarımızı yeniden ihya etme imkanı bulacağız. Din eğitimi, din hizmetleri alanında işbirliği tesis etmek veya var olan işbirliğini daha ileri seviyelere taşıma imkanına sahip olacağız. Zirveye yapacağınız katkılar için şimdiden hepinize teşekkür ediyorum. Bu çalışmanın bütün Müslüman kardeşlerimiz ve insanlık ailesi için hayırlara vesile olmasını mevlamdan diliyorum." diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, azınlık sorununun küresel bir mesele olduğunu, Müslümanları da çok yakından, doğrudan ilgilendirdiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Bugün dünya Müslüman nüfusunun yaklaşık üçte biri yaşadığı ülkelerde azınlık muamelesi görmektedir. Müslüman azınlıkların yaşadığı en yakıcı sorun Batı'da yükselen İslam karşıtlığı, diğer adıyla İslamofobi ve azınlık düşmanlığı meselesidir. İslamofobi bir dinden ziyade insan hakları sorunudur. Müslümanlara karşı temelsiz korku, düşmanlık ve nefret söylemi İslamofobinin ırkçılık ve yabancı düşmanlığının çağdaş yansımalarından biridir. Bu tanımıyla İslamofobi tıpkı antisemitizm gibi tarihi, sosyolojik, siyasi dini birçok nedeni bünyesinde barındıran özel bir ırkçılık türü olarak ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. Özel bir ayrımcılık türü olarak İslamofobi haklar arasında diğerlerinin yanı sıra en fazla din özgürlüğü, iş hakkı, eğitim hakkı, ifade özgürlüğünün kullanımıyla ilgili olarak gündeme gelmektedir.İslam düşmanlığının yol açtığı nefret söylemi, sosyal dışlanma, toplumlarda uyumu, çok kültürlülüğü ve ortak yaşamı ciddi olarak tehdit etmektedir. İnsan hakları, demokratik değerler, İslamofobi yüzünden günden güne örselenmektedir. Hal böyleyken Avrupa'da yükselen aşırıcılık ve İslam karşıtlığının boyutları, eğer gerekli müdahaleler olmazsa daha da vahim bir boyuta ulaşacaktır."

TBMM Başkanı İsmail Kahraman

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı İsmail Kahraman, toplam 1,8 milyarlık Müslüman nüfusun büyük bir güç olduğunu belirterek, "Bu büyük gücün bir araya gelmesini önlemek için hileler, desiseler netice veriyor. Bunun idrakinde olmalı, birlikteliğimizi güçlendirmeliyiz." dedi.

Kahraman, İslam ülkelerinin birlik ve beraberlik şuuruyla hareket etmesi durumunda çözülemeyecek sorun olamayacağını söyledi.

Müslümanlar arasında bazı suni bölünmelere sebep olacak çalışmalar yapıldığını ifade eden Kahraman, "Dünya üzerinde 1,8 milyar Müslüman var. Bu büyük gücün bir araya gelmesi önlemek için hileler, desiseler netice veriyor. Bunun idrakinde olmalı, bu tip hareketlere mani olmalı, birlikteliğimizi güçlendirmeliyiz." dedi.

İslam'da azınlık kelimesinin bulunmadığını vurgulayan Kahraman sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dinimiz, 'yaratılanı yaratandan ötürü severiz' düsturu üzerindedir. Dinimizde ırkından, dininden, renginden dolayı öteleme yoktur. Bu husus İslam dışındaki devletlerde tersine olmuş ve azınlık kavramı ile hareket edilmiş, sömürülme noktasına gidilmiştir. Veda Hutbesi'nde 'Bir Arap'ın yabancıya, bir yabancının da Arap'a üstünlüğü yoktur. Bütün insanlar Ademoğullarıdır. Adem ise topraktandır. Sözlerimi dinleyin ve anlayın, her Müslüman diğer Müslümanın kardeşidir.' demiştir. Arakan'da, Filistin'de ve diğer bölgelerde azınlıklara yapılan eziyetler ve zulümler hepimizi üzüyor. Sorunların giderilmesinin çaresi yan yana, birlikte olmamızla mümkün."

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: “Müslümanlar, aralarında çok sağlam bir kardeşlik bağı kurmalıdırlar”

Zirvenin açılış oturumunda bir konuşma yapan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, davetlilere katılımlarından dolayı teşekkür etti.

“‘Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi’, İslâm’ın zaman, mekân, ırk, renk, dil, statü ve cinsiyet farkı gözetmeksizin insanlıkla buluştuğunun ve kıyamete kadar da buluşmaya devam edeceğinin en canlı şahididir” diyen Başkan Erbaş, zirvenin, dünyanın farklı coğrafyalarındaki Müslüman varlığının dinî liderleriyle meselelerin müzakere etmek ve işbirliğini geliştirmek amacıyla düzenlendiğini belirtti.

Başkan Erbaş, aynı zamanda Başkanlığın, din hizmetlerinin günümüzün şartlarına ve ihtiyaçlarına uygun bir şekilde planlanmasını ve sahih dini bilgi ile yürütülmesini hedeflediğini de ifade ederek,” “Bu istişare toplantısı da din eğitimi, din hizmetleri ve dini yayınlar alanında görülen eksiklikleri gidereceğimiz, gönül ve akıl birliğiyle ufkumuzu geliştireceğimiz, işbirliğine yönelik stratejiler belirleyeceğimiz ve bunları eyleme geçirme iradesini ortaya koyacağımız önemli bir toplantıdır” dedi.

İslam’ın evrenselliğinin coğrafi bakımdan da tecelli ettiğine dikkat çeken Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, “Asr-ı saadetten günümüze Müslümanlar yeryüzünün her bir köşesine ulaşmışlardır. İslam’ın rahmet iklimi, insanlığa barış ve esenliği getiren ilkeleri, bütün dünya ülkelerinde sizlerin değerli gayretleriyle yaşanmakta ve temsil edilmektedir” diye konuştu.

Başkan Erbaş, Diyanet İşleri Başkanlığının daha önceki yıllarda Avrasya İslam Şuraları, I. ve II. Afrika Müslüman Dini Liderler Zirveleri, Latin Amerika ve Karayip Adaları Müslüman Dini Liderler Zirvesi gibi önemli toplantılara ev sahipliği yaptığına işaret ederek, “Kardeşlik ahlakının ve hukukunun gereği olarak düzenlediğimiz her bir toplantının gönüllerimizi birleştirdiğini, tecrübelerimizi paylaşmaya vesile olduğunu ve problemlerimize ortak çözümler üretmeye katkı sağladığını büyük bir memnuniyetle müşahede ettik” şeklinde konuştu.

Müminlerin Allah’ın huzurunda tek üstünlük ölçüsünün takva olduğunu ve ilahi bir fermanla kardeş kılındığını ifade eden Başkan Erbaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“İnsanlık fotoğrafının hangi karesine baksak, hüzün ve matem görmekteyiz”

Sosyal, kültürel, siyasi ve iktisadi açılardan devasa sorunların ve küresel krizlerin kuşatması altında olan dünyamız, tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşamaktadır. İnsanlığa huzur, barış ve refah getirme iddiasıyla denenen tüm ideolojiler ve politikalar inandırıcılığını yitirmiştir. Dünya insanının neredeyse yarısı açlık ve sefaletle boğuşmaktadır. 100 milyondan fazla insan ülkesini zorunlu olarak terk etmiş ve mülteci olarak hayatta kalmaya çalışmaktadır. İnsanlık fotoğrafının hangi karesine baksak, hüzün ve matem görmekteyiz.

“Sömürge ve istilâ politikalarından en fazla İslam toplumları etkilenmiştir”

İslam dünyası da savaşlar, işgaller, şiddet ve yoksulluk altında zor ve sıkıntılı süreçlerden geçmektedir. İslam coğrafyasının Gazze, Doğu Guta, Şam, San’a, Kabil, Trablus, Mogadişu, Myanmar gibi şehirlerinden bugün acı ve gözyaşı içerisinde feryatlar yükselmektedir. Özellikle son iki asırdır dünyada yaşanan gelişmelerden, bilhassa sömürge ve istilâ politikalarından en fazla İslam toplumları etkilenmiştir. İslam dünyasına yönelik işgal ve baskı, öncelikle oryantalizm çalışmaları ile başlamış, Müslüman coğrafya, acımasız müdahalelere maruz kalmıştır. Özgürlük mücadelelerinin sürdüğü ve bağımsızlıkların ilan edildiği dönemlerde de emperyalist güçler İslam dünyasından elini çekmemiştir. Yeryüzündeki Müslüman varlığının birbirleriyle irtibatını koparmaya ve kardeşlik duygularını zayıflatmaya yönelik birçok proje hayata geçirilmiş, bu gayeye matuf sinsi faaliyetler halen devam etmektedir.

“Etnik kimlik ve mezhep farklılığı üzerinden fitne üretilerek ümmetin kardeşlik şuuru zayıflatılmaya çalışılmaktadır”

Önemle vurgulamak isterim ki, son iki asırdır İslam coğrafyasında etnik kimlikler, mezhep ve meşrep farklılığı üzerinden fitne ve tefrika üretilerek ümmetin kardeşlik, birlik ve beraberlik şuuru zayıflatılmaya çalışılmaktadır. Bir yandan terör ve şiddet diğer yandan fakirlik ve cehalet Müslüman dünyanın büyük çoğunluğunu etkileyen temel sorunlar olmaya devam etmektedir. Azınlık olarak varlığını sürdüren kardeşlerimizin durumu ise bazı ülkelerde daha da hassas bir hale gelebilmektedir.

“İslam’ın temel kavramlarını istismar eden eli kanlı terör örgütleri kuruldu”

Oryantalist çalışmaların, merhamet dini olan İslam’a yönelik en büyük iftiralarından birisi onun şiddet yoluyla yayıldığını iddia etmektir. Günümüzde de bu yanlış algıyı adeta somutlaştırmak için, İslam’ın temel kavramlarını istismar eden eli kanlı terör örgütleri kurulmuştur. DEAŞ, Boko Haram, eş-Şebab gibi terör örgütlerinin arkasında hangi kirli çıkar ilişkilerinin olduğu apaçık ortadadır. Uluslararası güç ve iktidar savaşlarının ürettiği bu kukla yapılar, aslında bilhassa gençlerimizle İslam’ın rahmet ve adalet mesajı arasına perde çekmeyi amaçlayan birer araçtır. Hiçbir insanî ve ahlâkî değeri tanımayan bu gruplar, ideolojik şartlanmışlık içinde yakıp yıkmakta, İslam medeniyetinin tarihî, kültürel, estetik ve mimarî mirasını yok etmektedir. Bu şiddet sarmalında esasında İslam’ın kavram ve ilkeleri tahrif ve tahrip edilerek ortak değerler zedelenmekte, vahdet ve kardeşlik bilinci yara almaktadır.

“İslamofobi İslam’a ve Müslümanlara yönelik bir düşmanlığa dönüşme potansiyeli taşımaktadır”

Son derece önemli olan bir diğer husus da, cihad, şehadet gibi İslam’ın en muazzez kavramlarının arkasına gizlenen bu terör örgütlerinin maddi tahribatları kadar manevi bir yıkıma da sebep olmalarıdır. Hain eller tarafından medya aracılığı ile dünya gündemine getirilen vahşet görüntüleri, küresel ölçekte İslamofobinin beslenmesine hizmet etmektedir. İslamofobi endüstrisiyle oluşturulmaya çalışılan korku ve nefret, hem İslam’a hem de Müslümanlara yönelik topyekûn bir düşmanlığa dönüşme potansiyeli taşımaktadır. Nitekim geldiğimiz noktada, Müslümanlara ve ibadet mekânlarına yönelik fiziki şiddete varan saldırılar artmış; özellikle bazı Avrupa ülkelerinde Müslümanların inanç ve ibadet özgürlükleri kısıtlanmaya başlanmış; iş bulma, eğitim alma vb konularda ciddi ayrımcılıklar ortaya çıkmıştır. Birçok Avrupa ülkesinde siyasi partilerin oy almak için İslamofobiye dayalı propagandalar üzerinden seçim kampanyaları yürüttükleri ve terör örgütlerinin karanlık yüzüyle, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilen bir dini bağdaştırmaya çalıştıkları görülmektedir. Hâlbuki İslamofobi bütün dünyada bir insanlık suçu kabul edilmelidir. İslamofobiyle mücadele konusunda Müslümanların alternatif söylemlerini, eylem planlarını oluşturmaları ve bütün dünyada yaygınlaştırmaları gerekmektedir. İslâm âlimlerinin, kaba, dışlayıcı ve tekfir edici bir dille İslam’ın anlatılmasına müsamaha göstermemesi, Peygamberimizin eşsiz örnekliğinde, mutedil, kuşatıcı, kucaklayıcı ve zarif bir üslubu, dinî söyleme hâkim kılmaları elzemdir.

“FETÖ, itikadi, ameli ve ahlâkî bir sapma hareketidir”

Burada, ülkemizin birliğini ve bütünlüğünü hedef alan, yüce milletimizin istiklaline ve istikbaline kurşun sıkan FETÖ terör örgütünden de bahsetmek istiyorum. 15 Temmuz 2016 gecesinde yaşadığımız hain darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ terör örgütü, dine hizmet kisvesi altında yayılan dış güdümlü bir yapı olup, İslam’ın bütün değerlerini karanlık ve süfli emellerine alet eden, itikadi, ameli ve ahlâkî bir sapma hareketidir.Bilindiği gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde milletimiz bu terör örgütünün hain darbe girişimini tüm dünyaya örnek olacak şekilde cesur ve şanlı bir direnişle bertaraf etmiş; dinine, vatanına, milletine, özgürlüğüne ve hukuk düzenine sahip çıkmış; 251 şehidimiz ve 2196 gazimiz bu kalkışmanın derin izleri olarak tarihe geçmiştir.

Biliyoruz ki, FETÖ üyeleri, sizlerin de iyi niyetini istismar ederek kapınızı çaldılar, dinî görünümlü eğitim faaliyetleri organize ederek okullar açtılar, üniversiteler kurdular. Sizler, haklı olarak milletimize karşı beslediğiniz samimi sevgiyi ve güveni onlara da gösterdiniz. Zira tarih boyunca, her türlü dünyevi, siyasi ve ekonomik çıkarını din perdesi arkasına saklayarak İslâm’ı istismar eden böyle bir örgüte bizler gibi sizler de karşılaşmamıştınız.

FETÖ’nün bir ihanet projesi olduğunun anlaşılması, büyük bir belanın defedilmesi anlamına gelmektedir”

Ancak 15 Temmuz bir dönüm noktası olmuştur. Artık FETÖ’nün bir ihanet projesi olduğunun sizler tarafından da anlaşılması, hepimiz için büyük bir belanın defedilmesi anlamına gelmektedir. Zira bu hain terör örgütü güçlü ve zenginleri, fakirlere; gayri Müslimleri de Müslümanlara tercih etmiştir. Çocuklarımızın akıl ve iradelerini esir almış, onları ülkesine ve ailesine bağlı iyi birer Müslüman şahsiyet olarak eğitmeleri gerekirken, örgüte militan haline getirerek millet ve ümmet ülküsünden uzaklaştırmıştır. Netice itibariyle hala çevrenizde bu terör örgütünün İslam’a ve Müslümanlara verdiği zararı görmeyen veya göremeyenler varsa, hain din istismarcılarının gerçek yüzünü onlara göstermek için mücadelemizi hep birlikte sürdürmeliyiz.

“Kur’an ve sahih sünnete dayalı bir din öğretiminden asla ödün vermeden yeni nesiller yetiştirmeliyiz”

İslam dünyasının çok yönlü saldırılarla yıpratılmaya çalışıldığı bir dönemde, dünya Müslümanları olarak bir araya gelmemizin büyük bir önemi ve ulvi bir manası olduğu açıktır. Bizler, ‘insanlığa örnek olarak sunulmuş vasat ümmet’ olmanın sorumluluğu ile yüce dinimizi insanlığa en güzel şekilde sunmalıyız. Bu bağlamda, Kur’an ve sahih Sünnete dayalı bir din öğretiminden, ahlâk ve maneviyat eğitiminden asla ödün vermeden yeni nesiller yetiştirmeliyiz. Dolayısıyla, ‘Mevlana Programı’ olarak üniversiteler arası uyguladığımız öğrenci ve öğretim üyesi değişimini ve ülkelerimizde din hizmeti sunan hocalarımıza yönelik hizmet içi eğitim programlarını daha kapsamlı hale getirmeliyiz.

“Müslümanlar fitne ve tefrikaya sebep olan her türlü davranıştan özenle kaçınmalıdırlar”

Yeryüzünü İslam’ın barış, huzur, merhamet ve adalet mesajıyla tanıştırma mükellefiyeti taşıyan Müslümanların, öncelikle kendi aralarında çok sağlam bir kardeşlik bağı ve güçlü ilişkiler ağı kurarak ortak bilince erişmeleri, geleceği kuşatan projeler üretmeleri gerekmektedir. Müslümanlar, yurt edindikleri coğrafyalarda karşılaştıkları ve kendi aralarında yaşadıkları sorunları, samimiyetle, gerçekçi, derinlikli, yapıcı ve ikna edici bir yöntemle, bütüncül bir bakış açısıyla ele alarak hep birlikle daha iyi bir geleceği inşa etmelidirler. İslam’da ilim, irfan, hikmet ve ahlak bir bütündür. Tarih boyunca Müslümanlar, vahyi esas alan, akla değer veren, mutedil ve kucaklayıcı bir yaklaşımla dünyaya umut ve güven aşılamışlardır. Bugün de birlik ve beraberliğimizi zedeleyen, barış ve huzurumuzu bozan, fitne ve tefrikaya sebep olan, suçlayıcı, ötekileştirici her türlü söz, anlayış ve davranıştan bütün Müslümanlar özenle kaçınmalıdır.

“Müslümanlar, bütün insanlık için barış, adalet, huzur ve onurlu bir hayatın teminatı olacaktır”

Bütün dünyadaki Müslüman kardeşlerimizle kurduğumuz köprülerin bundan sonra da birçok hayırlı işe ve hizmete vesile olacağı muhakkaktır. Müslüman varlığının hayat sürdüğü her bölgeye özel ilgi göstermemiz, sorunlar, çözümler, imkânlar ve ihtiyaçlar açısından üzerinde beraberce çalışmamız gerekmektedir. Bugün, insanlığın küresel meseleleri, İslam coğrafyasının devasa sorunlarının varlığı bizi asla ümitsizliğe sevk etmemelidir. Hepimiz Rabbimizin; “Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün olan sizsiniz” hakikatine yürekten bağlıyız. Müslümanlar, 1400 yılı aşkın ilim ve medeniyet birikimiyle, genç ve dinamik nüfusuyla, yer altı ve yerüstü zenginlik kaynaklarıyla dünyanın en büyük imkânlarına sahiptir. Gücünü ve potansiyelini kullandığında Müslüman varlığı, bütün insanlık için barış, adalet, huzur, refah ve onurlu bir hayatın teminatı olacaktır. Bizler inanıyoruz ki Allah’ın izniyle Müslümanlar büyük bir dirilişin ve uyanışın arefesindedir.

100 farklı ülkeden 250 davetlinin katıldığı ve 4 gün sürecek olan zirve, sonuç bildirgesinin okunması ile sona erecek.

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2018, 22:50
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner8

banner7