Kimin Muhaciriyiz?

Her şeylerini arkalarında bırakıp yollara düştüler. Varlıklarını terk edip yokluğa talip oldular. Kendi memleketlerinin sakinleri iken başka bir diyarda...

Kimin Muhaciriyiz?

Her şeylerini arkalarında bırakıp yollara düştüler.
Varlıklarını terk edip yokluğa talip oldular. Kendi
memleketlerinin sakinleri iken başka bir diyarda muhacir
olmayı tercih ettiler. Onlar artık, Allah ve Rasulü uğruna
çıkılan kutlu bir göçün kahramanlarıydılar. Ancak şüphesiz
onlar için vatanlarından, ailelerinden, evlatlarından ayrılmak
kolay değildi. Öyleyken vatanlarını terk edip en sevdiklerinden
ayrılmayı göze almalarının sebebi neydi? Neydi Allah
Rasulü’nün dudaklarından çok sevdiği Mekkesi için “Senden
(zorla) çıkarılmış olmasaydım, seni (asla) terketmezdim.”
(Tirmizi, Menakıb, 68) sözlerinin dökülmesine sebep olan? Hz.
Ebu Bekir’i mağarada Süraka ile Hz. Ali’yi ise Rasulüllah’ın
yatağında en azılı düşmanları ile karşılaştıran sebep neydi?
Yiğitlerin cesaretini sınayan, en cesur olanların kalplerine
korku düşüren, Rahman’ın muhacirlerinin ise ancak imanını
artıran hicret, kimin içindi?
Allah ve Rasulü uğruna yola düşenler için hicret, bir milat,
zamana düşülen bir işaretti. Artık onlar için zaman, hicretten
önce ve sonra olarak ikiye ayrılmıştı. Hicret ile İslam’ın muhacirleri,
Rasulüllah’ın ayak izlerini takip ederek Yesrib’i medeniyetin
merkezi Medine eylemişlerdi. Peki, Mekke’den Medine’ye
yol alan herkes, hicrete bu anlamı yüklemiş miydi? Rahman’ın
muhacirlerinin gözünde bir Peygamber ibadeti olan hicret, aralarından
bir kişi için sadece bir göçten ibaretti. O, Mekke’den
Medine’ye sevdiği bir kadına kavuşmak, onunla evlenebilmek
için göç etmişti. İlk Müslümanlardan ve ilk muhacirlerden olan
Ümmü Kays b. Mihsan (İbnü’l-Esir, Üsdü’l-Ğabe, VII, 368.) Medine’ye
hicret edince, onunla evlenmek amacını taşıyan bir sahabi de
onun ardından Medine’ye gitmişti. Hicretinin gayesi Ümmü
Kays olduğundan bundan böyle ona “Ümmü Kays’ın muhaciri”
denilmişti. (Taberanî, el-Mu’cemü’l-Kebir, IX, 103; İbn Hacer, Fethu’l-Bari,
I, 10.)
Rivayete göre, bu olay üzerine Allah Rasulü şöyle buyurdu:
“Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim
Allah ve Rasulü için hicret ederse, hicreti Allah ve Rasulü’nedir.
Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı
hicret ederse, onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir.” (Buhârî,
Bedü’l-Vahy, 1.)
Sevgili Peygamberimizin bu mübarek sözleri, bugün muhataplarına
şu soruları hatırlatıyor: “Kimlerin, nelerin muhaciriyiz
bugün? Hicretimiz kimin için? Adımlarımız kimin izini takip
ediyor? Kimin için gece gündüz demeden yollara düşüyor, yolculuğun
zahmetine katlanıyor, cefasını çekiyoruz? Yolculukta
döktüğümüz terler kimin uğruna? Para mı, güç mü, itibar mı,
aşk mı, şöhret mi yoksa Rızaullah mı menzilimiz? Hakk’a mı
batıla mı, kesrete mi vahdete mi dönük yüzümüz? Yolculuğumuz
nereye, nereye gidiyoruz? Daha da önemlisi hicretimiz
esnasında niyetimiz ne, kalbimizde ne taşıyoruz?”
Kalbimizde taşıdığımız niyete göre yolculuğumuz kutlu bir
göç, bir destan, ihlasın, sadakatin, kulluğun bir ifadesi olabilir.
Çünkü bütün davranışlara anlam katan, onları Allah katında

banner178
değerli kılan niyetlerdir. Niyetler, amellerin ruhudur. İnsanın
bu ruhu hissetmesi ise ancak kendisine yaklaşmasıyla, içine,


KİMİN MUHACIRIYIZ?


özüne, gönlüne bakmasıyla mümkündür. Eğer kişi kendisine
yabancılaşmamışsa, aynadaki suretini hâlâ tanıyabiliyorsa,
gözleri kalbindekileri göremeyecek kadar körleşmemişse, kalbindeki
niyetlerini idrak edebilir. Kalbin niyetlerin mahalli olmasından
dolayı Rasul-i Ekrem, “Allah sizin dış görünüşlerinize
ve mallarınıza bakmaz, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim,
Birr, 34.) buyurarak onun nazargâh-ı İlahî oluşuna dikkat
çekmiştir.
Niyetler, amellere açılan kapılardır ve ancak niyet hayır
olduğunda akıbet hayır olabilir. Niyetlerin temizliği, arınmışlığı
ve halis oluşu kadar amellerimiz ihlaslı sayılabilir. Bu yüzden
Rabbimiz, ancak samimi bir şekilde ve kendi rızası gözetilerek
yapılan amelleri kabul eder. (Nesaî, Cihad, 24.) Dini yalnız Allah’a
has kıldığımızda (A’râf, 7/29.), Rabbimize karşı samimi bir kulluk
sergilediğimizde davranışlarımız O’nun için bir değer arz eder.
Niyetlerimizde rıza-yı Hakk’ı gözetmediğimizde, niyetimizi
salih kılamadığımızda ise salih amellerden de söz edilemez. Bu
durumda, ruhumuzun miracına sebep olması gereken namazlarımız,
bizleri kötülüklerden alıkoyamaz. Oruçlarımız, artık bizim
için bir kalkan değildir, sadece açlık ve susuzluktan ibarettir.
Kurbanlarımız Rabbimize kurbiyete vesile olamaz, elimizde
kalan sadece onların etleri ve kanlarıdır. İhlasın yerini gösteriş,
samimiyetin yerini riya almışsa, sağ elimizin verdiğini sol elimizin
bilmemesi gereken fedakârlıklarımızı herkes biliyorsa,
o vakit sadakalarımız Rabbimize sadakatimizi ifade etmekten
çok uzakta demektir. Gösteriş malzemesi yapılan sadakalar ömrümüze
bereket getirmekten ziyade bizi çoraklaştırır. Riya ile
safiyetini kaybeden ameller, Rabbimizin katında, üzerinde az
bir toprak bulunan ve şiddetli yağmura maruz kalınca çıplak
hâle gelen kayaya benzer. (Bakara, 2/264.)
Halis ameller, riya ile gösteriş arzusu ile “desinler diye” yapılarak
kirletildiğinde anlamını kaybeder, samimiyet olmadan
değerler değerini yitirir. Cömert desinler diye infakta bulunan,
âlim desinler diye ilim tahsil eden, kahraman desinler
diye savaşan kimsenin çabasının hiçbir kıymeti yoktur.

Hattabu kimseler, sahte niyetlerle yapılan sahte amellerinden ötü-
rü ahirette hüsrana uğrayacaklardır. (Müslim, İmare, 152.) Çünkü
ihlası, samimiyeti bilmeyene insanlar “âlim” dese de hakiki cahil
odur. Gönlünü Rabbinin rızasıyla zenginleştirmeyenin adı
“zengin” olsa da hakikatte o, insanların en yoksuludur. Samimiyetsiz
secdelerle âbit, dünyaya gönül bağlayarak zahit, Ümmü
Kays’lara hicret ederek muhacir olunmaz. Gerçek muhacir, her
şeyden önce dünyaya ve dünyalıklara dair her şeyi terk ederek
“ihlas”a hicret edendir.

Uzaklarda bir yerlerde boynu bükük
bir hâlde ihlas bizi bekliyor. Riyadan, kibirden, ikiyüzlülükten
uzaklaşıp samimiyetin kapısını ne zaman çalacağız? Kulluk
gösterilerinden, gösteriş bağımlılığından, uzaklaşıp ihlas ve takvanın
gönlünü ne zaman alacağız? Sahi yolculuğumuz nereye,
bizler kimin muhaciriyiz?

banner179
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER