Ezanda Tekbir Cümlesinin RÂ’sı Nasıl Okunur?

Ezanda Tekbir Cümlesinin RÂ’sı Nasıl Okunur?

Ezan-ı Muhammedî, Cuma namazı ve beş vakit ezan için meşrû kılınmış, Müslümanları günde beş vakit namaza ve felaha/kurtuluşa davet eden ilâhî bir çağrıdır. Ezan, her ne kadar sünnet-i müekkede hükmünde olsa da İslâm’ın şiârından olup bir beldede ezanın tamamen terk edilmesi hoş karşılanmamış, İmam-ı Muhammed, “eğer bir belde halkı toptan ezanı terk ederlerse onlarla savaşırım” demiştir.(1)

Ezanın hükmü, keyfiyeti/lafızları, okunuş şekli, kimlerin ezan okuyup okuyamayacakları, ezanın sünnetleri, ezanda tercî, teğanni gibi hükümler fıkıh kitaplarımızda genişçe ele alınmıştır. Dolayısıyla ezan, nesilden nesile tevarüs ettiği şekliyle okunması, özellikle müezzinlik yapan insanlarımızın ezanla ilgili bu hükümleri öğrenmeleri ve buna göre ezan okumaları önem arz etmektedir.

Ezanla ilgili hususlardan bir tanesi de ezanda iki tekbir cümlesi vasledildiğinde/birleştirildiğinde birinci “Allahü Ekber” cümlesinde geçen “Ekber” lafzındaki Râ’harfinin nasıl okunması gerektiği hususudur. Bilindiği gibi ezanın başında dört, sonunda da iki “Allahü Ekber” cümlesi bulunmaktadır. Bu yazımızda, ezan okunurken ezandaki tekbir/“Allahü Ekber” cümlelerinin vasledildiği zaman nasıl okunacağı meselesini ele almak istiyoruz.

Ezanın teressül, kâmetin ise hadr üzere okunacağı hususunda farklı bir görüş bulunmamaktadır. Neredeyse bütün fıkıh kaynaklarında "وَيَتَرَسَّلُ فِي الْأَذَانِ وَيَحْدُرُ فِي الْإِقَامَةِ" “müezzin, ezanı teressül, kâmet ise hadr üzere okur” ibareleri bulunmaktadır.(2) Zira Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, Bilal-i Habeşî’ye hitaben, " إذَا أَذَّنْت فَتَرَسَّلْ وَإِذَا أَقَمْت فَاحْدُرْ" “ezan okuduğun zaman teressül üzere/yavaş yavaş, kâmet yaptığın zaman da hadr üzere/hızlıca oku” buyurmuştur.(3) Teressül, ezan kelimelerinin arasını ayırmak, tertil, teenni ve acele etmeksizin yavaş yavaş okumak demektir.(4)

Ezan ve Kâmetin Cezimli Okunması

Ezanın okunuşu meselesiyle ilgili olarak, ezan cümlelerinin nasıl okunacağı hususunda üzerinde durulan meselelerden biri, ezan cümlelerinin son harfinin cezimli/sakin olarak okunması gerektiği meselesidir. Ezanın okunuşunda teressül, yavaş yavaş ve cümlelerin sonunda durarak/vakıf okunması asıldır/esastır. İbrahim en-Nehâî’den, farklı varyantları olsa da, "اَلْأَذَانُ جَزْمٌ، وَالْإِقَامَةُ جَزْمٌ" “Ezan cezimdir, ikâmet de cezimdir” şeklinde nakledilen,(5)  ve yine İbrahim en-Nehâî’den nakledilen, "شَيْئَانِ مَجْزُومَانِ كَانُوا لَا يُعْرِبُونَهُمَا الْأَذَانُ وَالْإِقَامَةُ" “İke şey cezimlidir ve bu ikisini i’rab üzere yapmazlardı; Ezan ve Kâmet”(6) şeklinde nakledilen rivayetler, genel olarak ezan cümlelerinin vakıf üzere okunarak cümlelerinin sonunda sakin olarak durulması şeklinde yorumlanmıştır.

Fakihler, ezandaki cezmi, “ezan kelimelerinin vakıf üzere sakin olarak okunmasıdır”;(7) “ezanın bütün cümlelerinin cezmedilmesi ve kendinden sonraki cümleye bitiştirilmemesidir”;(8) “uzatılmaması ve i’rab edilmemesi; aksine sonunun sakin kılınmasıdır”;(9) “kelimelerin/cümlenin birbirine i’rab halinde bitiştirilmemesi, aksine cezimli olarak okunmasıdır”(10) şeklinde farklı ibarelerle fakat aynı anlama gelecek şekilde tarif etmişlerdir.

Bu nakillerden/tanımlardan yola çıkarak, ezanın cezmedilmesiyle ilgili fakihlerin muradını, “müezzinin, ezan cümlelerinin her birinin sonunda cümlenin son harfini sakin kılarak durması, bir cümleyi kendisinden sonraki cümleye bitiştirmemesidir” şeklinde ortaya koyabiliriz.

Ezan ve Kâmette Cezmin Hükmü

Cezimli okumanın ezanın sünnetlerinden ve âdâbından olduğu hususunda âlimler ittifak etmişlerdir. Zira ezan okumada aslolan teressüldür. Bu da teenni ile yavaş yavaş okumaktır ki, cezimli okumak da buna dahildir. Kâmette cezimli okumanın hükmü konusunda ise âlimler ihtilaf etmiş olup, Hanefîlerin bir görüşüne ve Mâlikî ve Şâfiîlere göre kâmeti cezimli okumak müstehap değildir. Çünkü cezimli okumak, ezanın sünnetlerinden olup ezanda aslolan teressüldür. Kâmet ise hadr üzere okunur ve bunda vakıf asıl olmayıp matlup olan idrâcdır. İkinci görüş ise, Kâmetin de ezan gibi cezimli okunması müstehabdır görüşüdür ki, bu da Hanbelîlerin görüşü olup Hanefîler ve Mâlikilerin bir görüşü de böyledir.(11)

Cezimli Okumanın Şekli

Fakihler, cezimli okumanın şeklinin, müezzinin ezan cümlelerinin sonunda cümlenin son harfini sakin kılarak durması, bir cümleyi kendisinden sonraki cümleye bağlamaması şeklinde olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Ancak tekbir cümleleri konusunda ihtilaf etmişlerdir ki, bu ihtilaf da iki hususta; vakıf ve vasıl yönüyle ve cezim ve i’rab yönüyledir.

1- Vakıf ve Vasıl Yönüyle Tekbir Cümlelerinin Okunuşu

Bu meselede âlimler farklı görüşler ortaya koymuşlardır ki şu şekilde sıralamamız mümkündür:

a- Birinci Görüş: Ezandaki tekbir cümlelerinde, iki tekbir cümlesi vasledilerek bir tek cümle olarak tek nefeste okunur. Bu konuda ezanın başındaki tekbirlerle sonundaki tekbirler aynı hükme tâbidir. Bu görüş, Hanefîlerin ve Şâfiîlerin görüşüdür.

b- İkinci Görüş: Her bir tekbir cümlesi müstakil olarak “Allahü Ekber” şeklinde okunur ve vakıf yapılır. Bir tekbir cümlesi diğerine vasledilmez/bitiştirilmez. Bu konuda ezanın başındaki tekbirlerle sonundaki tekbirler aynı hükme tâbidir. Bu görüş, Hanbelîlerin görüşü olup bazı Hanefîlerle bazı Mâlikîlerin ve Şâfiîlerden bir vecih/ mezhep mensubu müctehidlerin Şâfiînin usûlüne uygun olarak ortaya koydukları ictihad ve tahriçlerinden biridir.

c- Üçüncü Görüş: Ezanın başındaki tekbir cümleleriyle sonundaki tekbir cümleleri farklı hükümlere tâbidir. Buna göre ezanın başındaki tekbirlerde, iki tekbir cümlesi birleştirilerek bir tek cümleymiş gibi okunur, ezanın sonundaki tekbirler ise biri diğerine vasledilmeksizin müstakil olarak okunur. Bu görüş, Mâlikîlere göre râcih görüş ve Şâfiîlerden bir vecihtir.(12)

2- Cezim ve İ’rab Yönüyle Tekbir Cümlelerinin Okunuşu

Bu konuda âlimler üç farklı görüş ortaya koymuşlardır ki, şu şekilde sıralamamız mümkündür:

a- İki tekbir cümlesindeki birinci tekbirin Râ’sı, “Allahü Ekbera” şeklinde fetha ile, “Allahü Ekberu” şeklinde damme ile ve “Allahü Ekber” şeklinde durulup sakin olarak üç şekilde de okunabilir.

b- İki tekbir cümlesindeki birinci tekbirin Râ’sı, sakin olarak durulur ve fetha ile hareke verilerek bir sonrakine vasledilir. Damme ile okunması/vasledilmesi hatadır ve bunu avâmdan olan insanlar yapar.

c- İki tekbir cümlesindeki birinci tekbirin Râ’sı, damme ile hareke verilerek okunur.(13)

İki tekbir cümlesindeki birinci tekbirin Râ’sının fetha ile harekelenmesi sebebi şudur: ezan, mevkuf/tevkîfî olarak işitilmiştir ve onda aslolan Râ’nın sakin olmasıdır. Fakat ikinci cümlenin “Allah” lafzından önce geldiği için fetha olarak hareke verilmiştir. Damme olarak okunacağını söyleyenler ise, “Ekber” lafzının, tekbir cümlesindeki mübteda olan “Allah” lafzının haberi olduğu için damme olarak okunacağını söylemişlerdir.

Buraya kadar yaptığımız nakillerden anlaşılacağı üzere, dört mezhep âlimleri, ezanın teressül kâmetin ise hadr üzere okunacağı konusunda görüş birliği içerisindedirler.(14) Yine genel olarak ezanın cezimli/cümlelerin son harfinin sakin olması konusunda da farklı bir görüş yoktur. Özellikle iki tekbir cümlesinin vasledilerek okunduğunda birinci tekbir cümlesindeki son harf olan Râ’nın harekesinin nasıl olacağı konusunda, her üç şekilde de; yani “Allahü Ekbera” şeklinde fetha ile, “Allahü Ekberu” şeklinde damme ile ve “Allahü Ekber” şeklinde durulup sakin olarak okunabilir görüşleri bulunmaktadır. Bunun yanında “Allahü Ekbera” şeklinde fetha ile okunmasının müstehap olduğu hususu üzerinde durulmaktadır.

Ezanda aslolan teressüldür ve teressül, ezan kelimelerinin arasını ayırmak, tertil, teenni ve acele etmeksizin yavaş yavaş okumak demektir.(15) Ezan okurken her bir cümlenin sonunda durmak/vakıf ve cümlenin son harfinin harekesini cezimli/sakin yapmak, teressül üzere okumanın gereğidir. Tekbir cümlelerinin okunuşunda ise, yukarıda da ifade edildiği gibi, iki tekbir cümlesi bir cümleymiş gibi tek nefeste okunur. Bu durumda birinci tekbir cümlesinin son harfi olan Râ harfinin harekesinin nasıl olacağı meselesi, ihtilaflıdır. Daha çok Mâlikîler, “Ekber” lafzının haber oluşu yönüyle damme ile geçişi savunurken, özellikle Hanefîler ve Şâfiîler, Râ’nın sakin olduğunu ve vasledildiğinde, "المَ اللهُ لاَ إِلَهَ إلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّوم" âyetinde olduğu gibi, ikinci cümlenin “Allah” lafzındaki Elif’in harekesinin Râ’ya intikal ettirilerek fetha ile geçişi savunmaktadırlar.

Bazı Şâfiî fıkıh kitaplarında, “iki tekbir cümlesini bir tek nefeste/birleştirerek okumak ve birinci tekbir cümlesindeki Râ harfinin fethalı, ikinci tekbir cümlesindeki Râ harfinin sakin okunmasının ezanın sünnetlerinden olduğu” açıkça ifade edildiği gibi,(16)  müezzinin ezan cümlelerinin sonunda durmasının müstehap olduğu, zira ezanın mevkûf/tevkîfî olarak rivayet edildiği ifade edildikten sonra Herevî’nin, “avâmdan olan insanlar “Ekber” lafzındaki Râ harfinin dammeli olarak “Allâhü Ekberu” şeklinde söylerler/okurlar. Ebü’l-Abbâs el-Müberred Râ’yı fethalı yapar ve birinci Râ fethalı ikinci Râ sakin olacak şekilde “Allahü Ekbera-llahü Ekber” diye okur ve çünkü ezan mevkûf/tevkîfî olarak işitilmiştir. Onda aslolan “Allahü Ekber Allahü Ekber” şeklinde Râ’nın sakin olmasıdır. "المَ اللهُ لاَ إِلَهَ إلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّوم" âyetinde olduğu gibi, ikinci tekbir cümlesindeki Allah lafzının Elif’inin fethası önündeki Râ’nın sakin olması sebebiyle Râ’ya nakledilmiş ve Râ’nın harekesi fethalı olmuştur derdi” dediğini nakletmektedirler.(17)

Hanbelî mezhebinin fıkıh kaynaklarında da benzer ifadeler geçmekte ve, “ezan teressül üzere, kâmet de hadr üzere okunur ve bu ikisinde i’rab yapılmaz, aksine her bir cümlede vakfedilir” denilmektedir.(18)

Hanefî fıkıh kitaplarında, ezan cümlelerinin sonunda vakfedilmesi/durulması gerektiği ve iki tekbir cümlesi vasledildiğinde/bitiştirildiğinde birinci tekbir cümlesinin “Ekber” lafzındaki Râ harfinin sakin olması sebebiyle, ikinci tekbir cümlesindeki “Allah” lafzındaki Elif’in fethasının Râ’ya nakledileceği ve Râ’nın fethalı okunacağı hususu vurgulanır.(19)

Mehmet Zihni Efendi, konuyu, “ezan ve kâmet kelimeleri meczûmdur ki, gerek tekbirler gerek sair cümleler birbirine vaslolunmamak üzere sonları sakin bırakılır. Tekbirlerin vaslında Râ’lar nakl-i hareke ile Allâhü Ekbera-llâhü Ekber” şeklinde meftûh/fethalı olur. İnsanlar bundan gafildirler. Ezanda hakikaten vakf, kâmette ise niyyeten vakf vardır” cümleleriyle özetler.(20)

Haskefî de, “Ekber lafzının Râ’sı fetha ile okunur. Avam ise bunu zamme ile okumaktadır” diyerek konuya dikkat çeker.(21)

Ravzatü'l-Ulemâ’dan naklen İbn Âbidîn de, Lügat âlimi İbnü’l-Enbârî’nin, “avâm takımı “Ekber” lafzının Râ’sını zamme ile okurlar” dediğini; Müberred’in de, “Ezanın cümle sonlarında durularak okuna geldiği mevkuf/tevkîfî olarak işitilmiştir. “Ekber” lafzının okunmasında asıl olan Râ’nın sakin okunmasıdır ve lafzatullahdaki/Allah lafzındaki Elif’in harekesi Râ’ya verilir. Tıpkı "المَ اللهُ لاَ إِلَهَ إلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّوم"  âyetinde olduğu gibi.” Dediğini nakletmektedir.(22)

Konuyla ilgili farklı yaklaşımları nakleden İbn Âbidîn, konunun sonunda şunları söylemektedir: Sonra ben, hocamız Abdülganî en-Nablûsî’nin bu konuyla ilgili yazmış olduğu Tasdîku men ahber bi-fethi râillâhi Ekber isimli risalesini gördüm. Orada pek çok nakilde bulunmuştur. Risâlenin özeti şudur: Ezanda sünnet olan, birinci “Allahü Ekber” cümlesinin Râ’sında durmak/sakin okumak ya da birinci “Allahü Ekber” cümlesini ikinci “Allahü Ekber” cümlesine vasletmektir/bağlamaktır. Birinci “Allahü Ekber” cümlesinde durulursa/sakin okunursa kâfidir. Birinci “Allahü Ekber” cümlesi ikinci “Allahü Ekber” cümlesine vasledilirse/bağlanırsa, sakin okumayı niyet ederek Râ’ya üstün hareke verilir. Damme hareke verilirse sünnete aykırı hareket edilmiş olur. Çünkü birinci Ekber’in üzerinde durmak istenmesi onu asaleten sakinmiş gibi yapmıştır. Bu sebeple üstün hareke verilir.(23)

Sonuç olarak şunları söylememiz mümkündür: Ezan okurken iki tekbir cümlesi vasledildiğinde, birinci tekbir cümlesinin son harfi olan Râ’nın harekesini üç şekilde de; yani “Allahü Ekbera-llahü Ekber” şeklinde fetha ile, “Allahü Ekberu-llahü Ekber” şeklinde damme ile ve “Allahü Ekber-Allah Ekber” şeklinde durulup sakin olarak okumak câizdir. İhtilaf, câiz olup olmaması yönüyle değil, istihbâb/müstehab oluş yönüyledir. Ancak ezan mevkuf/tevkîfî olarak rivayet edildiğinden sünnet/müstehap olan, “Allahü Ekbera-llahü Ekber” şeklinde fetha ile okunmasıdır.

Düşünce Akla Düşünce

--- Hepiniz kendi ayıplarınızın hamalısınız. Başkalarının kusurlarını kınamayınız. (Sadi Şirazi)

--- Herkes aynı anda geceyi yaşar, Ama herkesin karanlığı farklıdır!!!

--- "İnsana en çok acı veren şey, söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur." (Dostoyevski)

Selam ve duâ ile…

28.03.2019

_______________________________________________________

(1) Tahtâvî, Hâşiye alâ Merâkı’l-felâh, s. 194, Beyrut 1418/1997; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 384, Beyrut, 1421/2000.

 (2) Örnek olarak bak: İmâm Muhammed, el-Asl, I, 110, Beyrut 1433/2012; el-Câmiu’s-sağîr, s. 84; Beyrut 1406; Serahsî, el-Mebsût, I, 131, Beyrut, 1414/1993; Kâsânî, Bedâiu’s-sanâî, I, 149, Beyrut 1982; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, I, 244, Dâru’l-fikr, Baskı Yeri ve Tarihi Yok; Zeylaî, Tebyînü’l-hakâik, I, 92, Bulak 1313; Haddâdî, el-Cevheratü’n-neyyire, I, 44, el-Matbaatü’l-hayriyye 1322; Aynî, el-Binâye, II, 89, Beyrut 1420/2000; Tahtâvî, Hâşiye alâ Merâkı’l-felâh, s. 196, Beyrut 1418/1997; Şîrâzî, el-Mühezzeb, s. I, 58, Beyrut, Tarihsiz; Nevevî, el-Mecmû’ şerhu’l-Mühezzeb, III, 108, Dâru’l-fikr, Tarihsiz; Mürdâvî, el-İnsâf, s. 293, Beyrut 1419; İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 295, Kahire 1388/1968.

(3) Tirmizî, “Salât” 143; Hâkim, el-Müstedrek, I, 320; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 428.

(4) Haddâdî, el-Cevheratü’n-neyyire, I, 44; Aynî, el-Binâye, II, 89; Nevevî, el-Mecmû’, III, 109, Dâru’l-fikr, Tarihsiz; İbn Kudâme, Şemsüddin, eş-Şerhu’l-Kebîr, III, 71, Kahire 1415/1995.

(5) İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, I, 229; Beyhakî, Şuabü’l-imân, I, 229.

(6) Zeylaî, Tebyînü’l-hakâik, I, 91, Bulak 1313; İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 296; İbn Kudâme, Şemsüddin, eş-Şerhu’l-Kebîr, III, 73, Merdâvî, el-İnsâf fî ma’rifeti’r-râcih mine’l-hilâf, III, 72, Kahire 1415/1995; İbn Müflif, el-Mübdi’ fî şerhi’l-muknî, I, 271, Beyrut 1418/1997.

(7) İbn Nüceym, el-Bahru’r-râik, I, 271; Heyet, Fetâva’l-Hindiyye, I, 56.

(8) Karafî, ez-Zehîra, II, 49, Beyrut 1994.

(9) Suyûtî, el-Hâvî li’l-fetâvâ, I, 412, Beyrut 1427/2004.

(10) İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 296, Kahire 1388/1968.

(11) Kâsânî, Bedâiu’s-sanâî, I, 149; Heyet, el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 56; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 386; Karâfî, ez-Zehîra, II, 49, Beyrut 1994; Haraşî, Şerhu Muhtasari’l-Halîl, I, 230, Beyrut, Tarihsiz; Hattâb er-Ruaynî, Mevâhibü’l-celîl fî şerhi Muhtasari’l-Halîl, I, 426, Dâru’l-fikir, 1412/1992; İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 295.

(12) İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 386; İsnevî, el-Mühimmât fî şerhi’r-Ravza ve’r-Râfiî, II, 457, Beyrut 1430/2009; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 321, Dâru’l-kütübi’l-ilmiyye, 1415/1994; İbn Kudâme, Muvaffakuddin, el-Muğnî, I, 295; İbn Kudâme, Şemsüddin, eş-Şerhu’l-Kebîr, III, 73, Kahire 1415/1995; Makdisî, el-İknâ’, s. 78, Beyrut, Tarihsiz; Behûtî, Keşşâfü’l-kınâ’ an metni’l-İknâ’, Dâru’l-kütübi’l-ilmiyye, Tarihsiz; Merdâvî, el-İnsâf fî ma’rifeti’r-râcih mine’l-hilâf, III, 72, Kahire 1415/1995.

(13) İbn Nüceym, el-Bahru’r-râik, I, 271, 272; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 386; er-Râî, İntisâru’l-fakîri’s-sâlik li-tercîhi mezhebi’l-İmâm Mâlik, s. 336, Beyrut 1981; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 321, Dâru’l-kütübi’l-ilmiyye, 1415/1994; İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 295.

(14) Bak: el-Mevsûatü’l-fıkhiyyetü’l-Kuveytiyye, VI, 8, Kuveyt 1404-1427.

(15) Haddâdî, el-Cevheratü’n-neyyire, I, 44; Aynî, el-Binâye, II, 89; Nevevî, el-Mecmû’, III, 109, Dâru’l-fikr, Tarihsiz; İbn Kudâme, Şemsüddin, eş-Şerhu’l-Kebîr, III, 71, Kahire 1415/1995.

(16) Hadramî, el-Mukaddime, s. 82, (İbn Hacer Heytemî’nin el-Minhâcü’l-kavîm’i ile birlikte), Dâru’l-kütübi’l-ilmiyye, 1420/2000.

(17) Nevevî, el-Mecmû’, III, 128; İmrânî, el-Beyân fî Mezhebi’l-İmâm eş-Şâfiî, II, 66, Cidde 1421/2000; Nevevî, el-Mecmû’, III, 128; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 321; Heytemî, el-Minhâcü’l-kavîm, s. 82, 83, Dâru’l-kütübi’l-ilmiyye, 1420/2000; Demîrî, en-Necmü’l-vahhâc fî şerhi’l-Minhâc, II, 49, Cidde 1425/2004.

(18) Makdisî, el-İknâ’, s. 78, Beyrut, Tarihsiz; Behûtî, Keşşâfü’l-kınâ’ an metni’l-İknâ’, Dâru’l-kütübi’l-ilmiyye, Tarihsiz; Merdâvî, el-İnsâf fî ma’rifeti’r-râcih mine’l-hilâf, III, 72, Kahire 1415/1995.

(19) Kâsânî, Bedâiu’s-sanâî, I, 150, Beyrut 1982; Haskefî, ed-Dürrü’l-muhtâr, s. 55, Beyrut 1423/2002; Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, s. 78, el-Mektebetü’l-asriyye, 1425/2005; (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 386.

(20) Mehmed Zihni Efendi, Ni’met-i İslâm, s. 52, İstanbul 1316.

(21) Haskefî, ed-Dürrü’l-Muhtâr, s. 55, Beyrut 1423/2002.

(22) İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 386.

(23) İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 386.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Faruk zümrüt
Faruk zümrüt - 2 ay Önce

Teşekkür ederim
Özenle hazırlanmış

Said kılınç
Said kılınç - 1 ay Önce

Bu yaziyi kopyalayabileceğimiz bir formata sokarmisiniz.