Ehl-i Sünnet Olmanın Özellikleri!..

Daha önceki yazılarımızda da ifade ettiğimiz gibi, Hz. Ömer Efendimizin şehid edilmesiyle ümmet içerisinde fitne kapısı açılmış/kırılmış; devamında yaşanan Hz. Osman Efendimizin şehid edilmesi, Cemel ve Sıffîn savaşı gibi olayların peşinden ümmet arasında fitne giderek büyümüş ve gruplaşmalar başlamıştır. Her ne kadar daha öncesinde Müslümanlar arasında çeşitli konularda farklı tonlarda ayrı görüşler ortaya çıkmış olsa da, bir gruplaşma olarak dinî ve siyasî içerikli ilk ayrılış Sıffîn savaşında yaşanan Hakem olayını sebep gösteren ayrışmadır. Daha sonra Harîciler olarak isimlendirilecek olan bu grup, “Hüküm ancak Allah’ındır” âyetini slogan olarak kullanıp ayrışmış ve İslam ümmeti içerisinde ilk fırkalaşmanın nüvesini oluşturmuştur.

Daha sonraki süreçte çeşitli felsefî, itikadî, siyasî vs. gerekçelerle İslâm ümmeti içerisinde “Ana Yol”dan ayrılan farklı oluşumlar/gruplar teşekkül etmiştir. Siyasî ve dinî içerikli ilk ayrışan grup olan Haricîlerin ardından yine siyasî içerikli olup zamanla dinî kisveye bürünen Şia’nın ortaya çıkışı beraberinde bazı tartışmaları doğurmuş; felsefî/dinî içerikli bazı problemlerin de gündeme gelmesiyle Cebriyye, Kaderiyye, Mu’tezile, Cehmiye, Müşebbihe, Mücessime gibi çeşitli fırkalar ortaya çıkmıştır.

Bu fırkaların ortak özelliği bid’at/sonradan ortaya çıkma/türedi oluşları ve bir şekilde “Ana Yol”dan ayrılmış olmalarıdır. Bizim burada “Ana Yol” olarak ifade ettiğimiz ve tarihi süreç içerisinde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat olarak isimlendirilen grup ise, yukarıda isimlerini zikrettiğimiz gruplar gibi türedi/sonradan ortaya çıkma bir grup olmayıp, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in hayatından itibaren sahabenin üzerinde bulunduğu yolu ifade etmektedir ve bu sebeple tarafımızdan “Ana Yol” kavramıyla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat terkibi, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in Sünnet’i ve sahabenin yolu üzere olan kişileri ifade etmektedir ve Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, diğer fırkalar gibi sonradan teşekkül etmiş bir grubu değil, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’den itibaren Müslümanların üzerinde bulunduğu Ana Yolu ifade etmektedir. Diğer bütün fırkalar, sonradan ortaya çıkıp işte bu “Ana Yol”dan ayrılmaları sebebiyle bid’at/türedi fırkalar olarak isimlendirilmiştir.

Her bir fırkayı diğerlerinden ayıran temel esaslar vardır ve bu esaslar o fırkanın kimliğini oluşturur. Zira kimlik, bir şeyi diğer şeylerden ayıran ve sadece o şeye mahsus olan özellikleri/vasıfları ifade eder. Mesela Hâricîlerin en önemli kimlik göstergesi büyük günah işleyen kimselerin dinden çıkacağı/kâfir olacağı görüşü iken, Şia’nın en önemli kimlik göstergesi İmamet ve Takiyye meselesidir. Mu’tezile, beş temel esasla diğer fırkalardan ayrılır ve bu beş temel esas Mu’tezile’nin kimliğini oluşturur. Bu noktada Ehl-i Sünnet’i diğer fırkalardan ayıran; diğer bir ifade ile Ehl-i Sünnet’in kimliğini oluşturan bazı özellikler vardır ki, bir Müslümanın Ehl-i Sünnet sayılabilmesi için bu özellikleri taşıması gerekir.

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in Özellikleri

Aslında Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat olmanın en önemli özelliği isminde gizlidir ve isimle müsemmâ olan herkes, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’tir. İsimlendirmedeki Sünnet kavramı, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in i’tikad, amel ve ahlâk olarak ortaya koyup tatbik ettiği ilke ve prensipleri ifade ederken; Cemaat kavramı ise sahabeyi ifade etmektedir. Sahabe neye nasıl inanmış ve neyi nasıl yapmışsa, o hususlarda onlar gibi davranmak Ehl-i Sünnet’in ayırt edici vasfıdır. Dolayısıyla Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in Sünnetiyle ve sahabeyle problemi/ârızası olan herkes Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in dışında demektir.

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in özellikleri konusunu detaylı olarak ele almak mümkünse de, biz burada günümüz açısından önem arz ettiğini düşündüğümüz bazı hususlar üzerinde durmakla yetineceğiz.

1- Âmentü olarak ifade edilen Allah’a, meleklere, peygamberlere, kitaplara, âhiret gününe ve hayır ve şerriyle kaza ve kadere iman etmek. Bu altı iman esası içerisinde ayırt edici özelliğe sahip olan husus, altıncı sırada zikredilen kaza ve kader konusudur. Zira ilk beş esasta temelli bir fark/ihtilaf bulunmazken, fırkaların duruşunu/kimliğini belirleyen temel esas kaza ve kader konusudur. Ehl-i Sünnet, hayır ve şerriyle kaza ve kadere iman eder. Hangi gerekçeyle olursa olsun kaza ve kadere iman konusunda ârızalı olan kişi ve gruplar Ehl-i Sünnet olarak kabul edilemez.

2- Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat terkibinde geçen cemaat kavramına tekabül eden sahabeye sevgi ve saygı göstermek. Zira Ehl-i Sünnet’in en önemli özelliklerinden biri, sahabeye özel bir önem vermektir. Bir kimsenin Ehl-i Sünnet olup olmadığını tesbit etmenin bir yolu da sahabe hakkındaki tavrına/görüşüne bakmaktır. Şu veya bu mülahazayla sahabe hakkında olumsuz şeyler söyleyen, Sahabe arasında cereyan etmiş hadiseler konusunda ölçüsüz tavır takınan ve bir kısım sahabîlerin güvenilmez oldukları anlamına gelen iddialar ileri süren kimsenin Ehl-i Sünnet’le bir ilişkisi yoktur. Sahabe’nin udûl kabul edilmesi Ehl-i Sünnet’i diğerlerinden ayıran en önemli hususlar arasında yer alır. İster “ilmî/akademik araştırma” görüntüsü altında isterse mezhebî mülahazalarla bu gerçeğe mesafeli duranların konumunu teşhiste tereddüde mahal yoktur.

3- Ehl-i kıble tekfir edimez. Ehl-i kıble olan, Allah Teâlâ'ya ve Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem’in Allah’ın Rasûlü olduğuna inandım dediği halde, Ana Yol’dan ayrılan ve yanlış inançlara sapanları tekfir etmemek Ehl-i Sünnet’in en önemli ayırt edici özelliklerinden biridir.  Zira Ehl-i Sünnet dışındaki bid’at/türedi fırkaların hepsinde şu ya da bu şekilde kendi dışındakileri/kendilerinden olmayanları tekfir etme hastalığı vardır. Günümüzde de FETÖ terör örgütü ve benzeri yapıların en önemli özelliklerinden birinin de kendi dışındakileri “Müslüman olarak görmeme/tekfir” tavrı olduğu unutulmamalıdır.

4- İyi/dindar olsun kötü/günahkâr olsun her Müslümanın arkasında namaz kılmak. Fâsık/günahkâr imamın/devlet başkanının arkasında namaz kılmak ve ona isyan/hurûç etmemek konusuyla da ilgili olan bu husus, Ehl-i Sünnet’in genel kabullerinden biridir. Buradaki kötü/günahkâr olmaktan maksadın, itikâdî anlamda değil amelî konularda günah işleyenler olduğu göz ardı edilmemelidir. Zira itikâdî anlamda bid’at ehli kişilerin arkasında namaz kılmak genel olarak mekrûh kabul edilmiştir. Tarihi süreç içerisinde ortaya çıkan Hâricî ve Vahhâbî gibi fırkalar ve bunların günümüzde yansımaları sayılabilecek el-Kâide, Boko Haram, Daiş, Fetö gibi örgütler ve yaptıkları göz önüne alındığında Ehl-i Sünnet’in bu ilkesi daha iyi anlaşılacaktır.

Ayrıca kendilerini Ehl-i Sünnet diye lanse eden, hatta kendilerini Ehl-i Sünnet’in tek savunucuları gibi gösteren ancak Cuma namazlarını camilerde kılmayıp kendi özel mekânlarında kılan; Diyanet’in imamlarının arkasında namaz kılınmaz diyen; Ehl-i Sünnet adı altında kendi propagandasını yapan ancak Ehl-i Sünnet’le uzaktan yakından alakası olmayan fikir ve görüşlere sahip olan grup ve örgütlerin bu tavırları gözden kaçırılmamalı; FETÖ terör örgütünün dini istismar ettiği gibi, bu grup ve örgütlerin de Ehl-i Sünnet kavramını istismar ettikleri göz ardı edilmemeli ve bu grup ve örgütlere karşı da dikkatli olunmalıdır. Ayrıca bu tavrın arka planında tekfirci bir zihniyetin olduğu da unutulmamalıdır.

Düşünce Akla Düşünce

--- Akıl fukara olunca, dil ukala olur.

--- Küçük insanların, büyük kibirleri vardır.

Selam ve duâ ile…

19.07.2018

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa GEZGİN
Mustafa GEZGİN - 1 yıl Önce

Selamün aleyküm Sayın Hocam.

Ehli sunnet
Ehli sunnet - 1 yıl Önce

Sayın hocam farz olan cuma namazı mı kılmak yoksa bu namazı camide mi kılmak... Allah cuma namazını camide kılın diye emretmiş midir... ? Günahkarın arkasında namaz kılınır onda haklısınız... Peki bu ülkede bir hristiyan veya yahudi ve alevi imam olması mümkün mü? Mümkünse ki bu kesinlikle mümkün sonuçta memurluk ta devlet dini şart koşmuyor ... Bu halde o kimsenin arkasında namaz kılınır mı? Yanlış anlamayın ben demiyorum imamlar müslüman değil diye... Çok değerli imamlarımız var camilerde çok şükür...saygılar

Enes koç
Enes koç - 1 yıl Önce

Bazı gruplar bizi ehli sünnet dışı tanımlıyor bizde Resulullahın izinden yolundan gitmeye çalışıyoruz karınca misali sevmek izinden gitmeye çalışmak bilen yeterli olacaktır