“Ehl-i Sünnet Mezhebinin Teşekkülü”nden Söz Edilebilir mi?

İtikadi mezhepler olarak bilinen Mu’tezile, Şia, Hâricîlik...

“Ehl-i Sünnet Mezhebinin Teşekkülü”nden Söz Edilebilir mi?

İtikadi mezhepler olarak bilinen Mu’tezile, Şia, Hâricîlik, Cebriye, Kaderiyye vs. mezheplerin varlığı bilinen bir husustur ve bu mezheplerin ortaya çıktıkları bir zaman dilimi vardır. Bu mezheplerin ortaya çıkmasında çeşitli sebepler ortaya konabilirse de, en önemli sebeplerden birinin siyasi olaylar olduğunu söyleyebiliriz.

Hz. Ömer’in şehadeti, peşinden Hz. Osman’ın şehit edilmesiyle başlayan fitne Müslümanları derinden etkilemiş, Sahabe, Cemel ve Sıffîn savaşı gibi büyük fitnelerle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Müslümanlar arasında en büyük kırılmanın Sıffîn savaşıyla meydana geldiğini söylememiz mümkündür. Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in vefatından yaklaşık yirmi beş yıl sonra hicri 37, miladi 657 yılında meydana gelen Sıffîn savaşında yaşanan hakem olayı sebebiyle bir grup, “hüküm ancak Allah’ındır” diyerek ayrılmış ve ilk itikadi fırkanın nüvesini teşkil etmiş; Hâricîlik olarak isimlendirilen bu nüve, zamanla itikadi bir fırka haline gelmiştir. Ayrıca kelime olarak “taraftar” anlamına gelen şia kelimesi, Hz. Ali taraftarlarını ifade etmek üzere “şia-i Ali” olarak kullanılmış, şia kelimesi zamanla itikadi bir fırkanın alemi olarak ön plana çıkmıştır. Bu anlamda ilk fırkaların, ki Hâricîlik ve Şia’dır, ortaya çıkış sebebi siyasidir denilebilir.

Yaşanan bu olaylardan sonra “büyük günah/kebâir işleyen bir kişinin iman durumu” meselesi Müslüman toplumun gündemine girmiş; zamanla Müslümanların farklı kültürlerle karşılaşmasının da etkisiyle ulûhiyyet, nübüvvet, kader, iman-amel ilişkisi, hilafet, insanın hürriyeti/irade, adalet, salah-aslah meselesi, vs. gibi çeşitli konular tartışılır olmuş; bu tartışmalar neticesinde çeşitli fırkalar ortaya çıkmış ve serdedilen görüşler zamanla kurumsal anlamıyla mezhep haline gelmiştir ve bu fırkaların bir ortaya çıkış zamanı vardır. Mesela ilk fırka olarak nitelenebilecek Hâricîlik, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in vefatından en az yirmi beş yıl sonra ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu fırkaların bir teşekkül süreci vardır. Yani her bir fırka bir anda bütün ilke ve esaslarıyla oluşmuş kurumsal anlamda bir mezhep olarak ortaya çıkmış değildir. Bu fırkalar belli görüşler çerçevesinde belli bir zaman sürecinde bir mezhep olarak teşekkül etmiştir.

Cemel ve Sıffîn savaşlarıyla birlikte farklı iç ve dış gelişmelerin etkisiyle ortaya çıkan bu dinî/siyasî akımlar/mezhepler, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’den ve Sahabe’den intikal eden dinin anayolundan şu ya da bu şekilde bir ayrılmayı/ayrışmayı ifade eder. Zaman içinde ortaya çıkan ve vücut bulan bu oluşumlar ana yoldan/ana gövdeden kopmakta; bir ayrılma/sapma olarak boy göstermektedir. Başta Hz. Ali ve Abdullah b. Abbas olmak üzere birçok sahabinin başta Hâricîler olmak üzere bu “sonradan ortaya çıkan” gruplarla/fırkalarla mücadelesi, bu fırkaların birer “sapma” olduğunun en önemli göstergesidir. Zaten Hâricî ismi, Arapça "خَرَجَ" “çıktı” fiilinin ism-i fâili olup “çıkan” anlamına gelmektedir. İslâm tarihinde bu ilk ortaya çıkan fırkanın niçin “hâricî/çıkan” olarak isimlendirildiğinin ve bunların “ne/nere”den çıktıklarının üzerinde düşünülmesi gerekmektedir. Haricîlerden sonra ortaya çıkan diğer fırka ve gruplar da “sonradan ortaya çıkma” yönüyle Hâricîler gibi birer ayrılma/sapma oluşumları temsil etmektedirler.

Ehl-i Sünnet Neyi Temsil Eder?

Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, risâlet görevini şüphesiz hakkıyla yerine getirmiş, Allah Teâlâ’nın dinini eksiksiz olarak tebliğ etmiş ve İslâm’ı itikat, amel ve ahlâk yönleriyle, zâhir ve bâtnıyla bir bütün olarak Sahabe’ye öğretmiş; bu Din, bütün yönleriyle Sahabe’de tecessüm/taşahhus etmiş; Sahabe de, özellikle âlim sahabiler vasıtasıyla, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’den öğrendikleri şekliyle bu Din’i sonraki nesle eksiksiz bir şekilde nakletmiştir. İşte Ehl-i Sünnet, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in bütün yönleriyle Sahabe’ye öğrettiği; Sahabe’nin de Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’den öğrendikleri şekliyle sonraki nesle intikal ettirdikleri dinî inanışı/anlayışı/duruşu temsil etmektedir.

Ehl-i Sünnet Ne zaman Ortaya Çıktı?

Hemen şunu ifade edelim ki, “Ehl-i Sünnet ne zaman ortaya çıktı?” sorusu, doğru bir soru değildir. Zira Ehl-i Sünnet’in ortaya çıkış zamanı yoktur; zira Ehl-i Sünnet “sonradan ortaya çıkan” bir oluşum/mezhep değildir. O zaman Ehl-i Sünnet nedir? Ehl-i Sünnet, baştan beri Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in öğrettiği ve Sahabe’nin de üzerinde bulunduğu ilke ve esaslara sahip olan ana gövdedir; Sahabe’nin üzerinde bulunduğu anayoldur. Diğer bir tabirle Ehl-i Sünnet, Sıffîn savaşından önceki dönemden beri Sahabe’nin üzerinde bulunduğu yoldur. Bu sebeple Ehl-i Sünnet, diğer fırkalar gibi fırkalardan herhangi bir fırka değildir; işte bu sebeple Ehl-i Sünnet’in “ortaya çıkış zamanı ve teşekkül süreci” yoktur. Hâricîlerle başlayıp zaman içerisinde ortaya çıkan bütün fırkalar, sonradan ortaya çıkıp bu anayoldan/gövdeden ayrıldıkları için “sonradan ortaya çıkan” anlamında “bid’at fırkalar”; anayoldan bir sapma olduğu için de “fırak-ı dâlle=sapan/sapık fırkalar” olarak nitelendirilmişlerdir.

Zaman içinde vücut bulan bu oluşumlar/fırkalar ana gövdeden kopmakta/ayrılmakta ve Müslüman toplumu pek çok açıdan tehdit eder hale dönüşmektedir. Bu “ayrılma/sapma” karşısında ana gövdenin, bu “sonradan ortaya çıkan/bid’at” din anlayışları karşısında sessiz kalması düşünülemezdi. Ana istikameti muhafaza eden çoğunluğun, bu oluşumlar karşısında ilk anda ortaya koyduğu refleksif tepki, zaman içinde sistemli bir “direnme ve savunma” faaliyetine dönüşmüş; daha sonra bu anayol, “Ehl-i Sünnet” ya da “Ehl-i Sünnet ve’l-cemaat” olarak isimlendirilmiştir. Bu terkipteki “Sünnet” kavramı, Sünnet merkezli bir duruşu/anlayışı/varoluşu ifade ederken, “Cemaat” kavramı da başta Sahabe olmak üzere Sahabe’nin yolundan giden çoğunluğu/sevâd-ı âzamı ifade etmektedir.

Elbetteki Ehl-i Sünnet ismi/kavramı, fırkaların ortaya çıkmasından önceki dönemlerde kullanılan bir isim/kavram değildi ve zaten buna da gerek yoktu. Zira Sıffîn savaşına ve sonraki bazı gelişmelere kadar herhangi bir ayrılma/ayrışma/sapma söz konusu değildi. Ayrıca Ehl-i Sünnet terkibinin bu anayola, ana gövdeye alem/özel isim olması da üzerinde dikkatle durulması gereken bir husustur. Zira sonradan ortaya çıkmış bütün bid’at fırkaların ortak özelliği, söylemlerini Kur’ân âyetleri üzerine inşâ etmiş olmaları ve şu ya da bu şekilde Sünnet’le problemli oluşları; Sünnet’e karşı “arızalı” bir duruşa sahip olmaları; Sünnet konusunda her birinde farklı şekilde tezahür eden bir “arıza”nın bulunmasıdır. Ana gövdenin/anayolun merkezinde ise “Sünnet” bulunduğundan, kaderin bir cilvesi olarak Ehl-i Sünnet terkibi bu ana gövdeye/yola alem/özel isim olmuştur. Ehl-i Sünnet isimlendirmesinde, “müsemmânın isimden önce var olması durumu” söz konusudur.

Yazımızın başlığını oluşturan “Ehl-i Sünnet mezhebinin teşekkülünden söz edilebilir mi?” sorusunun cevabı da ortaya çıkmış oldu; “Ehl-i Sünnet mezhebinin teşekkülü”nden söz edilemez. Zira Ehl-i Sünnet “sonradan ortaya çıkan/bid’at” bir oluşum/mezhep değildir. Ehl-i Sünnet, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in davetine icabet edildiği andan itibaren vardır. Aksini iddia edenlerin, “fırkaların ortaya çıkmasından önceki dönemde, ki Sıffîn savaşını esas alırsak bu en az çeyrek asırlık bir dönemdir, Sahabe ve Tâbiîn’in hangi ilke ve esaslara iman ettikleri; hangi inanışa/anlayışa/duruşa sahip oldukları” sorusunun cevabını vermeleri gerekmektedir.

Düşünce Akla Düşünce

--- Şehidi Olmayan Toprak, Vatan Değildir…

--- Bizim İçin Şehitlik, Korkulan Bir Şey Değil, Ulaşılmak İstenen Bir Makamdır…

--- “Bizi Beklemesinler” Diyen Kahramanlarımıza Selâm Olsun…

Selam ve duâ ile…

25.01.2018

NOT: Afrin operasyonuna katılan bütün askerlerimizi Rabbim muhafaza etsin... ayaklarına taş değdirmesin… Rabbim ordumuzu muzaffer eylesin… seferlerini kutlu, zaferlerini mübarek eylesin... Rabbim düşmanlarımızı kahru perişan eylesin; düşmanlarımızı birbirine düşürsün... Rabbim ümmet-i Muhammed'i selâmete erdirsin...

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER