Dirilişin Sırrı Zikir

İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygıyla ürpermesinin zamanı gelmedi mi?

Dirilişin Sırrı Zikir

Dirilişin Sırrı Zikir

 “İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı
kalplerinin saygıyla ürpermesinin zamanı gelmedi mi?” (Hadid,
57/16.) diye soruyor Alemlerin Rabbi. Geldi de geçiyor bile. Zira
Rabbimize verdiğimiz kulluk sözünü unutmaya başladık gün
geçtikçe. Hayat telaşesi bizi kıskıvrak yakalayıverdi, her gün
bir başka bahaneyle erteler olduk O’nu anmayı, zikrinden an
be an uzaklaşır olduk. “Beni anın ki ben de sizi anayım.” (Bakara,
2/152.) demişti oysa Yaratan. Televizyon ve bilgisayar karşısında
akıp giden zamana aldırmayan, telefonla konuşmak uğruna
bütün işini bırakan bizler, O’nu anmaya vakit bulamadık. Kı-
salttıkça kısalttık ibadetlerimizi, azimetleri terkedip ruhsatlarla
yetinir olduk. Heyhat, onlara da gereken özeni gösteremedik.
Kendimizi veremedik Rahman’a bir namaz süresince, huşuya
eremedik.

“Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten
alıkoymasın.” (Münafikûn, 63/9.) buyurmuştu Rabbimiz.
Malların ve evlatların yanı sıra akrabalarımız, arkadaşlarımız,
işimiz ve aşımız, makamımız da alıkoydu bizi Rahman’ı anmaktan.
Her biri O’nun ikramıydı bu dünya nimetlerinin, bizi
Rabbimize daha da yakınlaştırması, zikrimizi şükrümüzü artırması
gerekirdi aslında. Ama bu nimetlerle öylesine meşgul
olduk ki biz, nimeti vereni unuttuğumuz gibi teşekkürü de
hatırlamadık; olanı azımsadık, hep daha fazlasını aradık. Hani
“Allah ve Rasûlü’nü herşeyden daha fazla” sevecektik ya mü-
min olarak, bu ikisi dışındakilerin sevgisi ağır basmaya başladı
içimizde. Dünyalıklara meylettikçe onların sevgisi kök saldı
gönlümüzde ve gün geldi bu sevgi hayatımıza yön veren yegane
rehber oldu.
“…(Kulum) Beni andığında onunla beraberim… O bana bir
karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım... (Buhârî, Tevhîd, 15.)
diye müjdelemişti bizi Yüceler Yücesi Rabbimiz. O, kendisine
yaklaşmamız için türlü vesileler sıralamış ve kendi rızası için
yaptığımız her işi ibadet saymışken biz, görmezden geldik bü-
tün bunları. “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim.” (Mü’min,
40/60.) çağırısına da kulak vermedik, hep başka yerlerde aradık
devayı. Nihayetinde biz O’ndan uzaklaştıkça O da uzaklaştı
bizden. Kalbimizden çekti nurunu, karanlıklar içinde bıraktı.
Hakk’a kapanan kalbimizin üzerini gaflet örtüsü bürüdü.
Sevgi, merhamet gibi latif duyguların barınağı olmaktan çıktı
kalbimiz, nefsani ve şeytani duyguların odağı oldu. İnceliğini,
rikkatini kaybedip sertleşti, kaskatı kesildi. Hissedemez olduk
böylece: samimiyetimizi yitirdik, bencilleşip cimrileştik, hep
nefsimizi önceledik, günah işlemek artık bizi hiç rahatsız etmedi.
Kalbimizin mahiyeti bozulunca azalarımız da terketti
görevini. Hakkı göremedi gözlerimiz, yeryüzünü baştanbaşa
kaplayan Rabbani ayetleri göremedik yanı başımızdaki yoksulu
göremediğimiz gibi. Rahmani çağrılara kapandı kulakları-
mız, vicdanımızın sesini duyamadık, tıpkı mazlumun feryadı-
nı işitemediğimiz gibi. Hayra uzanamadı ellerimiz, ayaklarımız

banner178
hayır kapılarına varamadı. Ruhsuzlaştık böylece, hayatımız
anlamını kaybetti. Sonuçta yaşayan bir ölüden farkımız kalmadı.
Rabbimizi anmanın vakti çoktan geldi. Baharla canlanan
ölü toprak gibi zikirle dirilmenin zamanı şimdi. Ne kadar gü-
nahkar olsak da varalım Mevla’nın kapısına, için için ağlayıp
halimizi arzedelim. Tövbe edelim günahlarımıza bıkmadan,
yorulmadan. Gizli ve aşikar yakarışlarla O’nun engin rahmetine
sığınalım, günde belki yüz belki bin kere istiğfar ile günahlarımızı
dökelim, kendimizi affettirelim.
İbret nazarıyla bakalım hayata. Esen rüzgardan yağan yağ-
mura, göklerin ve yerin yaratılışına nazar edelim. Hayatı siyah
beyaz görmeyi bırakıp “Allah’ın boyasıyla” boyanan bu kainatı
temaşa edelim. Her yerde O’nu görelim, her eseriyle birlikte
O’nun başka bir esmasını farkedelim. Farkettikçe hayretimiz
artsın O’nu hep tesbih ve takdis edelim. Hayran olalım O’na,
tekbirlerle, tehlillerle imanımızı tazeleyelim.
Besmeleyle başlayalım her işimize. Yeni güne başlarken,
elbisemizi giyerken, ağzımıza ilk lokmayı koyarken, aracımıza
binerken... O’nu analım ki her işimizde O’nu her an yanımızda
bulalım. Hamdedelim Alemlerin Rabbine, aldığımız nefesten
başlayıp saymakla bitmez nimetler için şükretmeye devam
edelim. Kadrini bilelim her birinin, bizden muhtaç durumda
olanları görüp halimize binlerce şükrü çok görmeyelim.
El açıp yalvaralım Rabbimize, dua edelim. Sayısız nimetlerinden
hangisini istiyorsak çekinmeyip ihtiyacımızı dile getirelim.
Yalnızca O’na dayanalım, O’na sığınalım her türlü şerden,
istiaze getirelim. Korkularımzı, üzüntülerimizi, sıkıntılarımı-
zı paylaşalım onunla, yalnızca kötü zamanlarda değil refaha
erince de unutmayalım O’nu anmayı. Sevincimizi, coşkumuzu
yine O’nunla paylaşalım. Mevlamızı dost edinelim ki O da bizim
dostumuz olsun veliyyullah olalım.
Rasûlüllah’ın tavsiyesi üzere “Dilimiz her daim yaş kalsın”
Rabbimizin zikriyle. (Tirmizî, Deavât, 4.) Tevbe ve istiğfarla, tesbih
ve takdisle, tekbir ve tehlille, şükür ve dua ile zikredelim
O’nu. O’nu analım her vesileyle, yaratılmışların ahengine
eşlik edelim, kainattaki canlı cansız herşey gibi biz de zikredelim
O’nu daima. Zikredelim ki kalbimizden gaflet perdesi
insin. Dilimizin zikri kalbimize insin, kirini pasını silsin de
onu Hakk’ın nuruyla doldursun. Hakikate ayna olsun yeniden 
kalplerimiz, tefekkürle coşsun. Rahman’ı anmakla aradığı
huzuru bulsun. (Ra’d, 13/28.) Kalbimizi besleyen zikir azalarımı-
za da hayat versin sonra. Gözlerimiz hakikati görsün, kulaklarımız
hayır kulağı olsun. Zikrimiz fikrimize yön versin, ne
yaparsak “Allah için” yapalım, O’nun rızasından başka kaygı
taşımayalım. Bütün duyularımızla hissedelim varlığımızı, hayatı
dolu dolu yaşayalım. Velhasıl zikirle tutunalım hayata,
zikrullahla diri kalalım ve Rasûlüllah’ın şu manidar sözlerini
hiç unutmayalım: “Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyen kimsenin
hâli, diri ile ölünün hâline benzer.” (Buhârî, Deavât, 66.)

Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2018, 20:42
banner179
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER