Ramazan'dan Sonra da İbadetlerimize Devam Etmeliyiz

 Farz olan oruç sayılı günlerle sınırlıdır.

Ramazan'dan Sonra da İbadetlerimize Devam Etmeliyiz

O günler bitmek üzere. Başı rahmet ortası mağfiret sonu günahlardan kurtuluş olan ramazan ayının bu son günlerinde kurtuluş beraatını almak için hazırlanan kullar olduğu gibi, bu  mukaddes zaman dilimini beyhude geçirenlerde oldu elbette ki. Halbuki bu günler bizler için bir fırsat aralığıydı. Bu fırsat bir ömür boyu kulluğumuzu daha iyi yapabilmek adına çok önemli kazanımlar edinmemize vesile olacaktır. 

    Ramazan ayını on bir ayın sultanı makamına çıkaran kadir gecesi olduğu gibi,  kadir gecesini kıymetli hale getiren de hidayet rehberi, kurtuluş reçetesi olan kuranın bu gecede inerek kalpleri aydınlatmaya başlamasıdır. 

       Kadir gecesi, içerisinde kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı olduğunu Rabbimiz bizlere bildirmiştir.

      “Doğrusu biz kuranı kadir gecesinde indirirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh (Cebrail) o gecede rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar bir esenliktir” (Kadir suresi,1-5)

    Peygamberimiz(s.a.v.) kadir gecesinin hangi gün olduğunu bildirmek üzereyken iki sahabenin anlaşmazlığa düştükleri bir konuda kendisine başvurdukları anda bunu söylemeye fırsat bulamamıştır.   Kadir gecesinin ramazanın son on gününde ve tek rakamlı gecelerde aranması gerektiğini buyuran Allah Resulü bu günlerde ibadete ağırlık vermiş ve ailesini ibadet hususunda  teşvik  etmiştir. Kesin olmamakla birlikte alimlerin kahir ekseriyetinin görüşü kadir gecesin ramazanın 27. Gecesi olduğu yönündendir.

       Bütün bunlara rağmen kadir gecesi hagi gece olduğu kesin olarak bildirilmemiş, gizlenmiştir.   Aynen cuma gününde duaların kabul olduğu anının bildirilmemesi gibi… Bu değerli zamanlar gizlenmeseydi insanlar sadece ilgili zamanlarda ibadet eder, diğer zaman dilimlerinde gevşek davranırlardı. Bu da İslam’ın insan üzerinde inşa etmek istediği hayat anlayışına zıt ve İslam’ın ruhuna aykırıdır.

     İslam da esas olan bütün ömrü ibadetle geçirmektir.  İslam dini camiye hapsedilecek ve   belli bir zaman dilimi ile sınırlandırılacak kadar hayattan kopuk bir din değildir. Tam aksine İslam, bütün benliğimizi saran hayat nizamıdır.

     Peygamberimiz(s.a.v.) buyuruyor ki:

   “Allah’ın en çok sevdiği ibadet, Az da olsa devamlı olanıdır.” (Buhari ve Müslim)  

    Müminin bir an olsun boş vakti olmamalı; bir hayır işleyince başka bir hayrın kapısını aralamalı. Bir ibadeti eda edince başka bir ibadetin vaktini kollamalı.  Nasıl ki bedenimizin gıdaya ihtiyacı varsa ve her zaman gerekliyse bu, ruhumuzun da ibadete ihtiyacı vardır ve bu da belli bir zamanla   sınırlı değildir.   İbadetler hava kadar su kadar önemlidir. Ruh direncimizin zayıflamaması, kazanımlarımızın muhafaza edilmesi için ibadetleri devam ettirmek hayati önem taşımaktadır.  Bir anlık nefes alamadığımızı düşünelim! Ya üç dört günün yeme ve içmesini bir günde gerçekleştirelim bunun faydasını görür müyüz? Belki zararı söz konusu olur. Çünkü her günün ibadeti o günde yerine getirilmesi gerekir.  Bugünün işi nasıl ki yarına bırakılmaması gerekiyorsa bir senenin ibadetleri de  ramazanla veya kadir gecesiyle yerine getirilmiş olmaz.

banner178
    İnsan ölünceye kadar ibadet etmekle mükelleftir. Ölüm gerçekleşince artık sorumluluk düşer. Bu can bu tende iken bu nefesin sıcaklığı hala hissedilirken müminin kulluktan  uzak kalması mümkün değildir.  

   İnsanın yaratılış gayesini “ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yaratıp" buyurarak gösteren Allah, bu ibadetin ölüm gerçeğine kadar devam etmesi gerektiğini de  bildiriyor şu ayetiyle: “sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et”

     İbadete devam, rıza-i ilahiye ulaşmanın, O'nun sevgisini kazanmanın olmasa olmaz şartıdır. İbadet ve itaate  devam etmek sabır gerektirir.   Bir hadisi şerifte peygamberimiz sabrı “Bela ve musibete sabır, ibadetleri yerine getirirken sabır, günaha düşmeme hususunda sabır” diye üç Kısıma ayırmıştır. Allah sabredenlerle beraberdir; onların mükafatını ve ecrini  fazlasıyla verir. İbadete devam hususunda ki sabır kolay değildir. Çünkü nefis ibadet etmeyi istemez, şeytan birçok bahane ve oyunuyla insanı aldatmaya çalışır. 

    Peygamberimizin hayatına baktığımızda her daim ibadet halindeydi, bundan asla taviz vermez, az olup devamlı olmak gerektiğini telkin ederdi. 

      Hz. Aişe validemize peygamberin ibadet hayatı sorulduğunda şu cevabı vermiştir

     “Onun ameli devamlıydı. Resülüllah’ın güç yetirip yaptığı şeye, sizin hanginiz güç yetirebilir.”

    Ramazan ayının kazanımlarının meyvesi ve neticesi  diğer günlerde belli olur. Ramazan bir mektep ve eğitim kampıdır. Bu eğitim ve kazanım senenin diğer aylarında uygulamak için olduğunda anlam ifade eder.  Ramazan’da namazına başlayan, ramazan ayı dışında onu muhafaza edemeyen; cömertlik erdemliliğine ulaşan sonra onu terk eden; kuran okuyup ramazandan sonra bırakan, ramazanda şefkat ve merhameti kuşanıp ramazan çıktığında  onu terk eden insanın durumu meyve  ağacını dikip, sulayıp ürün elde etme zamanı onu kurumaya terk eden insan gibidir.

          Allah'ın nimetlerinden faydalanmaya devam ediyoruz, onlarda bir kesinti yok; güneş ramazanın dışında da üzerimize doğuyor,  havayı teneffüs ediyoruz, su aynı lezzette... Bin bir çeşit nimetler ramazan çıktı diye elimizden alınmıyor.  Öyleyse bizde kulluk yapmaya devam edeceğiz.  

          Ramazan ayı gitse de, sayılı günler bitse de namaz her gün beş vakit devam ediyor. İnfak ve yardımlaşma her zaman muhtaç olduğumuz ibadetler.  Nefis peşimizi bırakmıyor biz, onun İslam’a uymayan isteklerine boyun eğmemeliyiz.  Şeytanın bizler için en büyük düşman olduğunu unutamamalıyız. İmtihan olmadığımız bir günün olduğunu gösterebilir miyiz? Evlatlarımızla, malımız ve  mülkümüzle, komşularımızla imtihan devam edecek, sorumluluklarımızı yerine getirmede muaf değiliz.  Öyleyse sabır silahını bırakamayız, merhamet ve şefaati, izzet ve şerefi bir daha ki ramazan’a kadar erteleyemeyiz.

 
      Bu bağlamda bizim anlayışımızda vakit nakittir düsturu hakimdir.  Zamanın her anı kıymetli ve değerlidir. Bunu böyle okumalı. O bizim için bir sermaye, ahretimizi kazanmamıza vesile olan en önemli nimettir. Kullukla geçmeyen her gün  en büyük kayıp sebebidir.  Geçen günler bizim ömrümüzden gidiyor, bir daha geri getirmemiz de mümkün değil. Bakın daha dün gibi; Ramazan ayına girerken ne kadar da heyecanlanmıştık. Onu coşkuyla karşılamış, onun feyziyle ve bereketiyle ruhlarımızı temizlemek için nice hazırlıklar yapmıştık. Merhaba ey şehri ramazan diye karşıladığımız on bir ayın sultanını şimdi elveda ey şehri sıyam diye uğurluyoruz.  Gelen, gidiyor bir daha o kutlu aya kavuşacağımızın hiçbir garantisi yok. Ramazanla nefsimizi terbiye etmiş, ruhumuzu belli bir olgunluğa taşıyabildiysek bu, bir yıl boyunca ondan  bir hatıra olarak hayatımızda göstermeli, kazanımlarımızı kayıp etmemeliyiz. Ramazan’dan aldığımız ilhamla, onunla depoladığımız enerjiyle bir ömrü ibadet ve itaatle geçirmeye gayret etmeliyiz.

 Selam ve dua ile…

Diyanet Haber

DİNİ GERÇEK HABER

Güncelleme Tarihi: 31 Mayıs 2019, 17:42
banner179
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER