Bid’at Nedir? Sınırları Nelerdir? - 1

Bid’at Nedir? Sınırları Nelerdir? - 1

Müslümanlar arasında en fazla gündeme gelen ve üzerinde yorumlar yapılan konulardan biri şüphesiz ki bid’at konusudur. Bid’at konusu bazı eserlerin bölümlerinde ele alındığı gibi özel olarak hakkında müstakil eserler de yazılmıştır.

Hemen hemen her meselede olduğu gibi bid’at konusunda da genelde üç tavır ortaya konmaktadır; bazı insanlar sonradan ortaya çıkan her meseleyi bid’at kabul eder ve her bid’at sapıklıktır diyerek karşı çıkarlar. Bazıları ise din/İslâm adına her ne varsa kabul eder ve hararetle savunurlar. Bu iki tavrın da yanlış olduğu kanaatindeyiz ve meselenin dengeli bir şekilde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Öncelikle şunu ifade edelim ki, bir mesele ele alınırken o mesele ile ilgili kelime ve kavramların zihin dünyamızdaki anlamını/mefhumunu doğru olarak belirlemeliyiz. Aksi takdirde bir meselede niyet ve maksatları aynı olan kişiler bile anlaşamayıp tartışacaklardır. Zira inanç ve fikir dünyamıza yön veren kelime ve kavramlardır. Bu sebeple bir meselede kullanılan kelime ve kavramların anlam dünyaları vazgeçilmez bir öneme sahiptir.

Bir kelimenin/kavramın, sözlük anlamı; ıstılah/terim anlamı; şer’î anlamı; örfî anlamı gibi çeşitli anlamlarını bulunduğu/bulunabileceği asla unutulmamalıdır ve o kelimenin kullanıldığı bağlama göre anlam kazanacağı bilinmelidir. Üzerinde duracağımız bid’at kavramı da sözlük ve ıstılah olarak farklı anlamlara gelmektedir.

Sözlük anlamıyla bid’at, her ne olursa olsun mutlak olarak “yeni ortaya çıkan şey” demektir. Bid’atin ıstılah/şer’î anlamı çeşitli şekillerde tarif edilmişse de genel olarak “hayırlı olduklarına şahidlik edilen nesiller/ilk üç nesil döneminde bulunmayan ve şer’î delillerden bir delile dayanmayan şey demektir” (1) ya da “kavlen, fiilen, açıkça veya işareten Şâri’nin izni olmaksızın sahabe neslinden sonra dinde yapılan eksiltme veya ziyadedir” şeklinde tarif edilebilir.(2)Aslında bu, âdet cinsinden olan şeyleri içine almaz. Bilakis bazı itikat ve ibadet şekillerine has olarak kullanılır.

Verdiğimiz tanımlardan da anlaşılacağı üzere, bid’at kelimesi, ister ibadetlerle ister âdetlerle ilgili olsun kelime/sözlük anlamıyla “yeni ortaya çıkan” her şey için kullanılmaktadır. Ancak söz konusu din/ibadet alanı olunca “şer’î bir esasa dayanmayan ve üç nesil/selef; sahabe, tâbiûn ve tebe-i tâbiîn döneminden sonra ortaya çıkan” manasında ıstılah/şer’î anlam kazanmaktadır.

Hz. Ömer efendimizin, teravih namazının sürekli olarak bir imamın arkasında cemaatle kıldırması ve teravih namazının cemaatle kılındığını görünce “bu ne güzel bid’attir” şeklinde ifade etmesi(3) örneğinde bid’at kelimesi sözlük/kelime anlamında kullanılmıştır ve yeni bir uygulamayı ifade etmektedir. Uygulamaya koyduğu işin yeni bir şey olduğunu ifade eden Hz. Ömer efendimiz, bu yeni uygulamanın güzel olduğunu da vurgulayarak “güzel bid’at/bid’at-ı hasene” terkibini kullanmıştır.

Durum böyle olmakla birlikte “sonradan ortaya konan/çıkan işlerden sakının; çünkü her bid’at sapıklıktır” şeklinde Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz’den rivayet edilen hadis(4) göz önüne alındığında, İslâm âlimleri tarafından konu etrafında çeşitli açıklamalar ve tartışmalar yaşanmış, farklı farklı görüşler/tavırlar ortaya konmuştur.

Hz. Ömer efendimizin ifadesinden ve bid’at kelimesinin sözlük anlamından yola çıkan İslâm âlimleri, asr-ı saadet ve üç nesilden sonra ortaya çıkan meseleleri ele alırken, bid’at-ı hasene ve bid’at-ı seyyie şeklinde bid’atı kategorilere ayırmışlardır. Ayrıca bazı âlimler de yine aynı mantıkla “vacip bid’at, müstehab bid’at, mübah bi’dat, mekrûh bid’at, haram bid’ât” ayırımına gitmişlerdir. Bid’at kelimesini ıstılah/şer’î anlamında ele alan İslâm âlimleri ise, böyle bir ayırıma gerek görmemiş ve ıstılah/şer’î tanımına uygun olan her bid’atın kötü/sapıklık olduğunu ifade etmişlerdir.(5)

Bid’at konusunun iyi anlaşılması açısından, ıstılah/şer’î anlamıyla bid’atın ne olduğunun sınırlarının iyice belirlenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Bir şeyin ıstılah/şer’î anlamıyla bid’at sayılabilmesi için, “şer’î bir asıla/delile dayanmaması; ilk üç nesil/sahabe, tâbiûn, tebe-i tâbiîn döneminde bulunmaması; dinî içerikli olması” şartlarını taşıması gerekmektedir. Eğer herhangi bir şey bu üç şarttan birini taşımıyorsa o şeyin bid’at olarak isimlendirilmesi isabetli olmayacaktır.

Konunun daha iyi anlaşılması açısından önümüzdeki yazılarımızda örnekleriyle ele almaya devam edeceğiz.

(Devam Edecek)

Düşünce Akla Düşünce

--- Eskiler ne kadar umutlu insanlarmış ki birisine “geçmiş” demişler, diğerine ise “gelecek”. Oysa birisi “geçmeyenlerle” dolu diğeri ise “gelmeyenlerle.” (Ramazan Sarısakal)

--- Ahlâksızlık kişinin "tabiatından" kaynaklanıyorsa terbiye edilebilir; "zekâsından" kaynaklanıyorsa, o kişi insanlığını tatil etmiş demektir... (İhsan Fazlıoğlu)

Selam ve duâ ile…

25.10.2018

- Sırrı Fuat Ateş

_____________________________________________

(1) Leknevî, Sünneti İhyâ Etmek (Tuhfetü’l-ahyâr), s. 198

(2) Birgivî, et-Tarîkatü’l-Muhammediyye, s. 9; Ahmed er-Rûmî, Mecâlisü’l-ebrâr, s. 230.

(3) Buhârî, “Teravih” 1.

(4) Ebû Davud, “Sünnet”, 5; Tirmîzî, “İlim” 16; İbn Mâce, “Mukaddime” 6; Ahmed, Müsned, IV, 126.

(5) Ahmed er-Rûmî, Mecâlisü’l-ebrâr, s. 230; İmamzâde, Şir’atü’l-İslâm, s. 33; Yakup er-Rûmî, Mefâtîhu’l-cinân şerhu Şir’ati’l-İslâm, s. 9; Nablusî, el-Hadîkatü’n-nediyye, I, 136.

DİNİ GERÇEK HABER

banner179
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER