Andımız Ayrışmak Olursa

Andımız Ayrışmak Olursa

Irkçılık insanın yaratılışı kadar eski bir sorundur.(Araf :12) Görünen odur ki; insanlığın bu dünyadaki serüveni devam ettiği sürece de bitmeyecek bir sorundur. Aslında sorundan daha öte psiko-sosyal açıdan tedavisi çok zor bir hastalıktır.

Her hastalık gibi bunun da değişik semptomları (belirtileri) vardır. Kişi, coğrafya ve siyasal ortama göre değişiklik gösterse de sonuç da hepsi ırkçılıktır ve hastalıktır.

Mesela;

Son dönemde Suriye'li muhacirler merkeze alınarak, göçmen vb. nitelemelerle nefret içerikli paylaşım ve yorumlara şahit olmaktayız. Bu nefret o kadar ileriye götürüldü ki, beş çocuğu ile kocası denizde boğulmuş bir anne ile derme çatma bir kamyon kasasında kaza geçirerek bir kanal içerisinde hayatlarını kaybeden onlarca kişi için bile kin ve nefret kusan söylemlere şahit olduk.

Bu hastalığa (ırkçılık) dair en taze örneğimiz ise kelimesi ırkçı bir metin üzerinden ortaya konan çığırtkanlıkla karşımıza çıktı. Bu nedenledir ki yazımızın geri kalanında bu meseleye biraz bakalım istiyorum.

Toplum mühendisliği

Cumhuriyet dönemi Türkiye modernleşmesinin diktatöryal içerik ve nitelik taşıdığı bilinmektedir. Bu nitelik dolayısı ile mühendislik eseri bir toplum meydana getirmeye uğraşan hakim zihniyet tarafından, sözden düşünceye, giyim kuşamdan inanca kadar, kalıplara ve zoraki çizilmiş sınırlara sokulmaya çalışılan toplumumuz çok büyük acılar çekti.

Dikta zihniyeti;başındaki sarığı, üzerindeki çarşafı-başörtüsü suç sayılmış, namazı ezanı asli format ve özelliğinden kopartılmaya uğraşılmış bir toplumu, baskıcı bir süreçle karşı karşıya bırakarak modernleştirmek istemişti.

Yeni nesli de sözüm ona modernleşmenin standartlarına göre kalıba sokmayı hedefleyen baskıcı zihniyet; paganist (putperest) ve ırkçı bir metni yemin metni olarak sabahları gencecik dimağlara zorla tekrarlattı.

Hem de göçmen (Muhacir) yurdu, Türk, Kürt, Arap, Rum, Laz, Çerkez, Zaza, Boşnak, Arnavut ve daha nice Anasır-ı İslam’ın asli vatanı olan Anadolu’nun her yerinde. Yine hem de bütün bu farklı ırkların tümünün kendisini Türk kabul etmesi konusunda baskı yaparak nice acıların tohumunu ektiler.

Halbuki!

Körpe dimağların ayrışmayı öğrenmeye değil kaynaşmayı öğrenmeye ihtiyacı varken. Jakoben, ırkçı ve faşist söylemlerin toplumsal barışa zarar vereceği apaçık ortada iken. Ekle çıkarla 2013 yılına kadar gelen bu faşist, ırkçı ve putperest metne geri dönmemizi isteyen jüristokrasi heveslisi yargıçlar ile başvuru sahibi sendikanın aynı sonuçta birleşmeleri çok ilginçtir.

Peki, ne olacak şimdi!

Ne olacağını tahmin etmek zor olsa da; bu meselede
Bahçeli de topa girdiyse, hamasetle beslenen inkâr günlerine geri dönüş hevesi tekrar başladı demektir. Ancak unutulmasın ki bu dönüşün kayıp kaçak bedeli çok ağır olur.


Geriye dönerek eskiden olduğu gibi kimin hangi ırktan olduğunu söylese bile aslında hangi ırktan olduğunu, ya da hangi ırkın aslında hangi ırkın alt ırkı olduğunu mu tartışalım. (Çok saçma bir cümle değil mi? Ama bunları tartıştık)

Unutulmasın geri getirme hevesinde olduğumuz bu metnin benzeri bu gün için sadece Kuzey Kore’deki diktatör bir rejimde okunmaktadır

Herkes Türk mü?

banner178
Türkiye'de yaşayan herkes Türk değil. Hatta bizim evde bile; Ben Türküm eşim değil. Ne yapayım şimdi ben? Eskiye dönme hevesi Kaba ve ırkçı refleksleri tekrar ortaya çıkartıp,Kart kutra” kadar gitmesin en hafifinden ayıptır. Ayıp amma hedef kitle ayıptan anlar mı pek emin değilim. Zira adamlar feylesof kesilmiş. Feylesof ama ezberci feylesoflar. (ezbercilikle feylefosluk nasıl oluyorsa) aslında “Türk deyince kasdedilen ırk değil de” diye başlayan bir sürü saçmalıkla ciddi ciddi (!) izahat yapmaya başlıyorlar. Ama Zorlamamak lazım olmuyor. Ayrıştırmayı hedefleyen bir yemin metni akıl ve bilimle izah edilemez.

Dur denmezse

Üst mahkeme bu saçmalığa son vermez ya da mesele kanunla hallolmazsa çatlak büyür. Reis bu işin uzamasına fırsat vermemeli. Zira Danıştay’ın bu kararı Cumhur İttifakını bozmak için verilmiştir. Ayrıca bu karar göstermiştir ki, ezan ve başörtüsü konusundaki şu anki durum da güvende değil. Her an bir oldu bitti ile karşı karşıya gelebiliriz. Bu adamlar vesayetimiz için hala hayattayız ve güçlüyüz mesajı veriyorlar. Hem de yargıdaki bu kadar değişime rağmen.

Tabi çuvaldızı sağa sola sallayıp duruyoruz da, en azında iğne de kendimize batmalı. Yani; İktidara gelmenin mücadeleyi bırakmak anlamına gelmediğini DANIŞTAY'ın hatırlatması mı gerekiyordu? Davet,irşad, tebliğ, cihad, mücadele vb. jargonumuzu rafa kaldırmanın acı faturasını illaki karşı taraftan mı öğrenmeliyiz.

Aklıselim!

Bu ülke hepimizin ve hedefimiz hep ileri olmalı. Bu bağlamda enerjimizi içe dönük harcadığımız günlere dönmemizi isteyenlere fırsat vermeyelim. SİHALARI ve İHALARI yapıp dururken 1932'ye dönmeyelim. 2023 ve daha ötesi herkese lazım.

Bütün bunlara rağmen aklıselim yerine dayatma olursa; valla kim ne yapar ne eder bilmem ama Benim çocuğuma okulda ANDIMIZ denen Paganist (putperest) metni kimse okutamaz. İzin vermem

Zira benim ANDIM! En'am;162. Ayette anlam ve ifadesini bulan; “De ki: 'Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi Allah içindir. Ve varlığım ancak Alemlerin Rabbi olan Allah’a (c.c) armağandır.” Şeklindeki beyandır.

Son söz niyetine;

Azı yada çoğu Müslüman bünyeyi ve ümmet denizini kirletmeye yeten ırkçılık hastalığından mutlaka kurtulmalıyız. Bu hastalığın ne Türklüğümüze ne Kürtlüğümüze bir faydası vardır. Unutmayalım ki “"Bir kimseyi ameli (yapıp ettikleri) geri bırakmışsa, nesebi, soyu onu kurtaramaz, yükseltemez, ilerletemez" (İbn Mâce, Mukaddime 17, hadis no: 225)

Ayrıca ırkçılığı Milliyetçilikle makyajlamak da çare değildir. İdeolojik olarak ırkçılık bilgiye ihtiyaç duymayan tek ideolojidir. Allah Rasulü’nün “cahiliye ölümü” hatırlatması bu açıdan dikkat çekicidir.

Irkçı cahillerden olamayalım, birlik ve beraberlikle payidar olanlardan olalım diye dua ile..

https://osmanhazirhayatadair.blogspot.com/2018/10/andimiz-ayrismak-olursa.html

Vesselam!

Osman HAZIR

21.10.2018

Mersin

DİNİ GERÇEK HABER

banner179
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER