ÇOCUKLARA CAMİYİ VE KUR'ANI SEVDİRELİM

Boş zamanlar aslında boş değil, başka bir işin ve meşguliyetin zamanıdır. “Boş” denmesi başıboş olduğunu zanneden, boşluk içerisinde olan, gayesi ve hedefi olmayanların uydurmasıdır. Tatillerimizi, ibadetlerimizdeki eksik ve gediklerimizi tamamlamanın fırsatı olarak bilmeliyiz; hem kendimizin hem de bizlere emanet olarak verilen çocuklarımızın dini eğitimlerine ayırmalıyız. Normal zamanlarda evlatlarımızın dünyevi gelecekleri için kaygılandığımız gibi, tatil zamanlarında da onların ahiret kaygılarını gidermenin peşine düşmeliyiz. Çocuklarımıza bırakılacak en büyük mirasın dini ve ahlaki eğitimleri olduğunu unutmamalıyız.

Çocuklarımız bizim hiç bir fedakârlıktan kaçınmayacağımız ciğer parelerimizdir. Onların ateşte yanmasını istemeyen, ayaklarına bir diken batsa onun acısını iliklerine kadar hisseden anne ve babalar, hissiyatlarınızı uyandırın! Bu yaz ve her zaman plan ve programlarınızı hem kendiniz hem de evlatlarınızın Kur’an ve dini eğitimine göre yapın.

En hayırlı evlat olmak ve en hayırlı insan olmak Kur’an okumak ve onu yaşamakla mümkündür. “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı öğrenen ve öğretendir” buyurmuyor mu Allah Resulü.

Doğrusu kuran Allah’ın kullarına sunduğu ziyafet sofrasıdır. O halde gücünüz yettiğince onun ziyafetini kabul edin, her ziyafet sahibi davetine gelinmesini ister. Allah’ın ziyafeti ise Kur’an’dır. O halde onu bırakmayın.” (Kenzu’l Ummal, I. 513-514)

Var mıyız tatillerimiz bu yaz Kur’an’la olsun. Var mıyız açlığımızı ve susuzluğumuzu Kır’an’ın sofrasında gideremeye, Rabbimizin davet ettiği Kur’an sofrasında doymaya. Evet, tatil yerlerimiz kuran kursları ve camilerimiz olurken tatil yaptığımız arkadaşımızda Kur’an olsun.

Yaratılış kataloğu kuran ve huzur mekanları beytüllahın şubesi camiler, her insan için bir kurtuluş kapısıyken özellikle çocuklar için, yaz döneminde, daha farklı bir anlam ifade etmekte, heyecan, çoşku ve seviçlere sahne olmaktadır. Bu dönemlerde camilerin bahçeleri cıvıl-cıvıl çocuk sesleriyle şenlenerek bir sevinç cümbüşüne dönmektedir. Çocuklar küçücük yürekleriyle ve minnacık elleriyle büyük büyük Kur’anlara sımsıkı tutunup cami ve kursların yollarına koyulurlarken büyükler, anne babalar ve hocalar olarak üzerimize düşen görevlerin olduğunu unutmayalım. Onların gözlerindeki ışıltıları, gönüllerindeki heyecanı fırsata çevirmenin yollarını araştıralım.

Yaz kurslarıyla çocuksuz evin matemi, camilerin neşesiyle telafi ediliyor adeta. Onlar cennet bahçesi camilerin nazenin çiçekleri ve gülleridir. Çicekler hassas ve kırılgandır. Bakım ister, sevgiyle muamele bekler. Camiler yorulma değil dinlenme yerleri olmalı; zaten bir sene boyu okullarda ki derslerin stresiyle günlerini geçirmiş yavrularımız kurslar nedeniyle sıkılmamalı, bezdirilmeden, nefret ettirilmeden azami derecede istifade etmelerine çalışılmalıdır. Aksi taktirde çocuklarla camilerin arası bir defa açıldımı büyüdüklerinde o aranın kapatılması, cami ve cenmaate karşı soğukluğun izale edilmesi mümkün olamayabilir. Yani kaş yapayım derken göz çıkarmamalı, sevdirelim derken nefret ettirmemeli. Bu ihtimaller nedeniyle cami ve kuran kurslarındaki eğitim biraz zorlu bir süreçtir. Bu sureci başta tecrübeli ve anlayışlı, sadece devletin memuru anlayışıyla değil, rıza-i ilahiyi gözeten görevlilerle yürütülmesi çok önemlidir.

Evet, Çocuklar, karekterinin eğitimi açısından temel teşkil eden camilerde, yaz kurslarıyla Rabbini tanıyacak, kulluğunu bilecek. Hayatlarında belki en önemli dönüm noktası bu olacak. Bu süreç kısa dönemi kapsamasına rağmen hayatı etkileyecek özelliktedir. Yaz kurslarında çocukların hedeflenen en azami bilgilere ulaşması kadar cami ve cemaatle ilgili olumlu intibalar edinmeleri de önem arzetmektedir; dini eğitim zoraki genç dimağlara yüklenen ilim gibi algılanmamalı. Öğretmek kadar eğitmek, o eğitimi de sevdirerek yapmak gerekir. Hiçbir şey yapamadığınızı düşündüğünüz, ancak olumsuz intibaların oluşmaması için sevgiden ve sevdirmeden taviz vermediğiniz müddetçe fazla bir şey öğretmemiş olsanız bile farkında olmadığınız çok alanda eğitmiş ve kalplerinde yer etmişsiniz demektir. Kurs bittikten sonrada  ipin ucunu bırakmadığınız müddetçe; mahallede, sokakta veya farklı bir yerde bir selamla ve bir halhatır sormayla, koca koca adamlar olsalar bile, siz hala onların hocası onlarda sizin talebeniz demektir yani hala onları her yerde ve ortamda eğitebilirsiniz.

Ancak şunuda unutmamalı; dini eğitim bir ekip işidir. Bu ekibin içerisinde başta din görevlileri ve cami cemaati olmak üzere ebeveynler vardır. Camide kazandığını sokakta kayıp eden ve evde tüketen bir çocuk yaz dönemini iyi geçirmiş sayılmaz. Bu ekibin içerisinde cami cemaatinden farklı anlayışta ve düşüncede olan insanlar elbette ki olacaktır. Bu demektir ki din görevlisinin işi daha zor, zira ekibin başı olarak bir şekilde onlarıda eğitmeli. Çocukların yaramazlık yapmalarını doğal olarak karşılamalı zira onlar cami ve cemaati yeni öğrenmeye başlamış küçücük dimağlardır. Büyüklerden beklenilen olgunluğu çocuklardan beklemek en büyük hatalarımız arasındadır. Ancak  onlara tanınan töleranslar sayesinde doğruyu ve yanlışı öğrenebileceklerini unutmamalı.

 “Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz , nefret ettirmeyiniz....” Nebevi uyarısı bütün insanları kazanmanın yöntemini gösterirken çocuklar için olmazsa olmaz şart olarak ta karşımıza çıkmaktadır. Çocuklar camide koşuşturdu, gülüştü diye onların dünyalarına inemeyen, katı yüreklerle çocukların yumuşacık kalplerine dokunamayan ekibin elamanları görevlerini hakkıyla yapmıyorlar demekir. Böyle bir anlayışsızlıktan verim elde edilemez. Halbuki Peygamberimiz(s.a.v.)’in cennet bahçesi gülleri Hasan ve Huseyin’in, sırtına binmesi nedeniyle secdeyi heveslerini alsınlar diye uzatmaları, yine hutbe irad ederken Hasan veya Hüseyin’in koşarak geldiğini görüp mimberden inerek onları kucaklarına alıp tekrar mimbere çıkıp hutbesine devam etmelerindeki inceliği; ibadet kadar çocuğa dini sevdirmenin, onları cami ve cemaate kazandırmanın adeta maliyetini göstermektedir. Bizler, namaz kılarken çocuklar önümüzden geçti, konuşarak ve gülüşerek dikkatimizi dağıttı ve namazımızı ifsat etti diye mazeretler ileri sürererken çocukların geleceklerini yıktığımızın farkında bile olamıyoruz çoğu zaman.

Çocukların hayatında oyun ve eğlence çok önemlidir. Çocuklara Tercih hakkı verseniz eğlenmemi kur'an okumamı? Diye muhakkak eğlenme ve oyundan yana tercihlerini kullanacaklarını tahmin edebilirsiniz. Öyleyse, eğlendirirken öğretme yöntemi özellikle dini eğitimin en temel kuralı olarak bilinmeli ve ona göre plan ve program yapılmalı.

Çocukların sadece kur’an öğretimi yerine eğlence ve sosyal aktiviteleri de cami ve cemaat adıyla yapmaları bir eğitimdir aynı zamanda. Şöyleki; hocalarının refakatinde, A veya B camisinin talebesi olarak top oynamaya gitseler bir geziye katılsalar normal başı boş sokak çocukları veya düzensiz bir şekilde bir araya gelmiş mahalle arkadaşları gibi hareket etmeyecekleri muhakkaktır. Bu bile büyük bir kazanımdır. Bu gibi sosyal aktivitelerle şarj olan çocuklar kuran eğitiminde de başarılı oldukları gözlem ve deneylerle tespit edilmiştir.

Bakın Hristiyan baba bile kiliseyi ve papazı sevdirmek için çocuğunun sevdiği bir hediyeyi alıp papazın vermesini istiyor. Papaz o hediyeyi çocuğa verince çocukta kilise ve papaza karşı tarifi imkansız bir sevgi ve bağlılık oluşuyor. Bizdeki bu anlayışın yeterli derecede olamayışı en büyük eksikliğimizdir. Çocuklar çekine çekine cami ve cemaate iştirak ediyor  hoca ve eli sopalı hacı dedelerden korkuyorlarsa bundan ilgili insanlar doğrudan sorumlu olacaklardır. Sevdirmesini beceremeyen insan hiç olmasa nefret ettirme gibi talihsizliğe sebep olmamalı. Boş bir kaset gibi herşeyi kayıt altına alan genç dimağlar yarın huzuru mahşerde bu olumsuz kayıtları Rab'in huzuruna koyduklarında ne cevap vereceğiz.

Peygamberimiz(s.a.v.) buyuruyor ki:

"Çocuğun kalbi ekilmemiş tarlaya benzer; ne eksen tutar."(Hadis-i Terbiyeti,c.1,s.54)

Çocukların yabancı bir fotbolcunun ismini bildikleri halde Peygamberin'in şeceresini sayamamadıklarından, yakınır dururuz ancak bunun altında yatan sebep ve ihmalkarlıkları bir türlü sorgulama gereği duymayız. Acaba çocuklar isimlerinin bile telaffuzu zor olan o futbolcu, şarkıcı veya film aktivistinin ismini niye ve niçin ezberlemiş olabilir. Buna karşın isminin anılmasıyla bile insanın ruhunun dinlendiği Hz. Muhammed(sa.v.)’in hayatını öğrenme gereği niye duymamış ve öğrenmek için gayret etmemiştir. Sıkıntının çöcümü bunun cevabında saklıdır. Oda tek kelimeyle tekrar ifade etmemiz gerekirse sevdirerek öğretmektir. Yani çocuğun, hayatında ki  gereksinim ve ihtiyaçlar göz önünde bulundurarak verilen eğitimin neticesinde kimbilir hani sorulur ya; Ne olacaksın büyüdün mü?" diye futbolcu aktivis mühendis doktor yerine ne olursam olayım herşeyden önce iyi bir kul olacam diyecekleri hayallerle süslemiş oluruz evlatlarımızın geleceklerini. Peygamber’i, Ehli Beytini ve kuranı sevdimeyi başarabilirsek kursun netcesinde  onlarla beraber bizim diplamamızda da “Başarılı oldunuz” yazacaktır.

Peygamberimiz(s.a.v.) buyuruyor ki:

"Çocuklarınıza Peygamber'i (s.a.v), Ehl-i Beyti'ni ve Kur'an okumayı sevdirin."(Kenz'ül-Ummal, hadis: 45409)

Çocukların karınlarının doyumundan çok ruhlarının doyumu da önemlidir. Zoraki yemek yedirmek bile bedene faydalı olmadığı gibi zorla ve tehditle kur’an eğitimi de insana fayda sağlamaz. Camiler bedenlere yük yükleyerek ruhların doyumunun temini olan yerler gibi görülmemeli. Belki çocuksu ihtiyaçları da göz ardı etmeden kalplerinin tatminine çalışılmalıdır. Şuda tecrübeyle sabittir ki korku ve tehtitle olan sevgi, sevgi değil, sevmek gibi görünen taklidi bir duygudur. Taklitlere alıştırmak işin özü ve ruhuna inmemek ruhsuz ve anlamsız bir kuran öğrencisi olarak karşımıza dikilmesine sebep olur çocukların. Sonra zincirlerden kurtaran çocuk hayallerinde beklettiği nice olumsuz davranışların bir anda hepsini yapıverir. Şimdi geriğe dönüp baktığımızda onlara bir şeyler verdiğimizi mi iddia edeceğiz, yoksa onlardan çok şeyler aldığımızı mı kabul edip “Eyvah ben ne yaptım şimdi!” Diğeceğiz.

Selam ve dua ile...

http://www.abdullatifacar.com/


 


 

YORUM EKLE