Camiler Herkese Açık Olmalıdır!

Yüce Allah, camilerin inşası ile ilgili bir ayet-i kerimesinde:

Allah’ın Mescitlerini, ancak Allah’a ve ahret gününe iman eden, namazını kılan, zekât veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder, işte onların böylece hidayete erenlerden olması umulur.” (Tevbe, 18) buyuruyor.

Yüce Allah, burada sadece camilerin maddi imarı ile ilgili değil, aynı zamanda manevi imarı ile ilgili sorumluluk da yüklüyor müminlerin üzerine. Bu, müminleri diğerlerinden ayıran en önemli özelliktir. O müminler ki sorumlulukların gereğini yerine getirirler. Yaptıkları iyiliklerin mükâfatını sırf Allah’tan beklerler. Onlar Allah’ın birliğinden taviz vermedikleri gibi Allah'tan gayrı kimseden de korkmazlar. Bu bağlamda müminler camilerin gerçek fonksiyonlarını icra ve inşa etmede tek yetkili ve etkili insanlardır.

Camilerin manevi imarı bugün en önemli, üzerinde ısrarla durulması gereken bir meseledir. Çünkü camiler, sadece dört duvardan ibaret mekânlar değildir. Camilerin asıl süsü de cemaatlerdir. Camilerin maddi imarı gibi manevi imarı adına hiçbir şey yapılmamışsa o camiler ruhtan yoksun boş bir ceset gibidir. Ayrıca Peygamberimizin (s.a.v) ifadesiyle harap bir ev durumundadır.

Peygamberimiz (s.a.v) de bir hadis-i şerifte:

“Öyle bir zaman gelecek ki camiler görünüşte çok mamur ve bakımlı olduğu halde insanları hidayete erdirme yönünden harap bir ev gibi olacak.” (Hakim) buyuruyor.

Bu hadis-i şerif ne kadar da güzel bir şekilde özetliyor günümüzdeki camilerin durumunu. Gerçi son yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığının camilerin gerçek fonksiyonlarına kavuşması için birçok çalışmaları mevcut; fakat bu hususta başta din görevlileri olmak üzere bizim de yerine getirmemiz gereken bazı görevlerimiz var elbette ki.

Peygamberimiz’ in (s.a.v.) mescidine bir bakın: Belki o zamanın şartları nedeniyle, üstü dallarla örtülü, altına serili bir sergisi bile yoktu; yağmur yağdığında doğrudan içeri girerdi. Ancak orada hidayet soluklanır, ilim irfan öğretilir. Kimsesizlere yuva olan mescitte nice mübarek başlar secde ederdi saatlerce, gözyaşlarıyla ıslanırdı o kumlar. Zikirler arş-ı alaya yükselir, dertler dermanını orada bulurdu. Gönüller orada coşar, huzur depolardı. Her meselenin çözüm yeri yine orasıydı. İşte camilerin gerçek anlamı, manevi inşası budur.

Şimdi böyle mukaddes bir görevle istihdam edilen biz müminler, caminin bir ampulü yanmadığı zaman hiç tereddütsüz, elimizi cebimize götürüp “bu da benim hayrıma olsun” dediğimiz gibi, camide eksik olan, safta yerini alması gerekirken almayan birisini gördüğümüzde de elimizi vicdanımıza götürüp “o eksik olan cemaati ben tamamlayacağım, camiye gelmeyen o kardeşimi ben getirmeye çalışacağım” diyebiliyor muyuz? Yani caminin manevi inşasına katkıda bulunma, bulunabilme sancısını, ıstırabını yaşayabiliyor muyuz?

Caminin manevi inşasıyla ilgili bir de caminin önündeki bütün engelleri kaldırmak gerek. Fiziksel engelliler için yaptığımız engelli merdivenleri gibi, imanı yönden engeli olan, manevi olarak takıntısı bulunan engelliler için de merhamet merdivenleri inşa etmeliyiz. Bir şekilde derman bulup huzur soluklamak için camiye uğrayan insanların o uzanan ellerini de sıkıca tutup, camiyi cemaati sevdirmek adına elimizden gelen gayreti azami derecede göstermeliyiz.

Beytullah’ın şubesi, Allah’ın evleri camiler, herkese açık olmalı, Allah’ın bütün kulları oralardan rahmet soluklamalı. Camilere gitme hususunda kimsenin ötekilere göre müspet bir ayrıcalığı söz konusu olamaz. Özellikle kadınlara yüce Allah’ın evini kapalı tutmak, İslam’ı O’nun Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)’i anlayamamanın göstergesidir.

Ezan-ı Muhammedî ile yüce Allah; kadınıyla erkeğiyle, çocuğuyla, genciyle yaşlısıyla, amiriyle, memuruyla, fakiriyle zenginiyle herkesi davet ediyor. Ama gelin görün ki günümüzde kadınlar camilerden çeşitli mülahazalarla adeta tecrit edilmiş durumda. Çocuklara gereken itina, hassasiyet gösterilmiyor camiyi, cemaati sevdirme hususunda. Kadının ısrarla camiye gelmelerini isteyen yüce Resul, onların gelmelerini engelleyenleri de uyarıyor:

“Allah’ın kadın kullarının Allah’ın mescitlerine gelmelerine engel olmayın.” (Buhari, Cuma ) Kadın da erkek gibi Allah’ın kulu. Kul ile Allah’ın arasına girmeye kimsenin hakkı yoktur. Kadın da, çocuğu da hep beraber ailece Allah’ın davetine icabet edecek, aynı tekbirin coşkusunu, aynı kıraatin huzurunu vaazı nasihati ruhunda hissedecek, ailece birliğe, dirliğe koşacak, ailece coşacak… Peygamberimiz (s.a.v.) kadınların sadece vakit namazlarında değil, cuma ve bayram namazlarında da bulunmalarını teşvik etmiştir. Kâinatın Efendisi buyuruyor ki:

“Uzun uzun kılmak için namaza başlıyorum ki o esnada bir çocuk ağlaması işitiyorum, annesinin onun ağlamasından dolayı sıkıntıya düşeceğini bildiğimden namazı kısa tutuyorum.” (Buhari, Ezan, 65)

Evet, onun mescidinde ağlayan çocuk da vardı o çocuğun anası da… Onun mescidi, sadece erkeklerin girdiği bir mescit değildi. Yine o Kâinatın Efendisi namaz bittiğinde, kadınlara rahatsızlık vermemek için erkeklerin oturup kadınların çıkmasını sağlayan bir Peygamber. İslam dini, kadını ana gibi bir ayrıcalığa yükselterek cenneti ayaklarının altına sermiş, onlara güzel davranmayı emretmiş. Camiye gitmelerine nasıl bir dayanakla, delille mani olabiliyoruz? Kimi, kimin evinden kovuyoruz? Bu salahiyeti, yetkiyi nereden, nasıl alıyoruz?

Secde ederken torunları sırtına bindiğinde, heveslerini alsınlar diye secdeyi uzatan Hz. Peygamber (s.a.v.), başka bir zamanda, hutbe irad ederken kendilerine doğru koşa-koşa gelen Hz. Hasan ve Hüseyin’i gördüklerinde hutbeden iniyor, onları kucağına alıp tekrar minbere çıkıyor, o şekilde hutbesine devam ediyordu.

Şimdi günümüzde bir çocuk düşünün! Camiye koşa-koşa, heyecanla, sevinçle, bir ümitle geliyor. Biz ellerimizi sonuna kadar açıp onları kucaklıyor muyuz? “Yavrum hoş geldin” deyip alnından öpüyor muyuz? O çocuk camiye geldiğinde, babasının namazını anlamaya çalışıyor, aslında annesinin cemaat halindeki durumunu inceden inceye süzüyor, anlam vermeye uğraşıyor. Amcasının, dayısının, abisinin sağına geçiyor, bakıyor; soluna geçiyor, bakıyor. Bazen de cemaatin önüne geçip adeta fotoğraf çeker gibi poz yakalamaya çalışıyor. Evet, çocuk boş bir kaset gibi her şeyi kayıt altına alıyor, bilincine yerleştiriyor. İleride kul olmak adına onları kullanacak çünkü. Bırakın, dinin direği namazı bir çırak gibi incelesin. Camide bir mimar edasıyla hareket etsin. Büyükler olarak namazın tahsilini gördüyseniz, anlamına vakıf olduysanız, anlatın namazı, camiyi, cemaati, mihrabı, minberi, kürsüyü cem olmayı, bir olmayı, cemaatle birlik olmanın arasındaki kuvvetli bağı… Aksi takdirde çatık kaşlı, eli sopalı, çocuklara bağıran, çağıran, camiden onları kovan insanlar olarak fotoğrafınızı çeker de, huzuru mahşerde aleyhinize delil olması için önünüze koyar o çocuklar, Allah muhafaza.

Evet, çocuklar bir şekilde uğradıklarında veya camiye gelmeleri sağlandığında onu fırsat bilmeli; toplumun ıslahı ve geleceği çocukların terbiyesinden geçtiğinin bilinciyle hareket ederek o fırsatı iyice değerlendirmeliyiz. O ümit dolu pırıl-pırıl bakışlarını görmeli, başlarını okşayarak dini sevdirmek adına onlara yakınlık göstermeli, belki harçlık ve hediyeler vererek daha da teşvik etmeli. Ön safa geçti, konuştu, güldü diye onları azarlamamalı. Bakın, Hıristiyan bir baba bile çocuğunu kiliseye alıştırmak, din adamını sevdirmek adına çocuğunun sevdiği şeyi alıp papaza veriyor, o şeyi çocuğuna papazın vermesini istiyor. Papaz, çocuğa o hediyeyi verdiğinde, kilise’ye ve papaz’a karşı çocukta sarsılmaz bir güven oluşuyor. Çocuk o kiliseye kendi isteğiyle gidip gelmeye başlıyor. Ya bizler, bu çok önemli bir meseleyi ne kadar derdimiz ve davamız olarak görüyoruz bir düşünelim!

Kurulmuş bir saat misali ruhtan, heyecandan yoksun bir cemaat görünümünden kurtulmalı, kurtuluşun başkalarının derdiyle dertlenmek olduğunu, “ben” eksenli değil de “biz” eksenli davranışlardan geçtiğini bilmeliyiz.

Evet, bazen “bana ne” diyor, başkalarını düşünmeden başımızı eğiyor, adeta her olumsuzluğa gözlerimizi kapatıyor, bencillik kıskacından kurtaramıyoruz kendimizi. Bazen de başkalarını düşünüyor görüntüsü sergileyerek kendimizi unutuyoruz. Bir türlü dengeyi yakalayamıyoruz. İslami hakikatlere bir bütün olarak bakamıyoruz maalesef…

Selam ve dua ile…

http://www.abdullatifacar.com/

YORUM EKLE
YORUMLAR
hasan
hasan - 10 ay Önce

Sa, Camiler herkese kapalımı ki selamlar