Bid’at Nedir? Sınırları Nelerdir?-3

Bid’at konusuyla ilgili daha önce yaptığımız açıklamalardan anlaşılmaktadır ki, bir şeyin bid’at sayılıp sayılmaması noktasında belirlenen ölçüler/ilkeler önem arz etmektedir. Herhangi bir meseleyi ele alırken, “bunu Rasûlullah yaptı mı? Bu, Rasûlullah döneminde var mıydı?” gibi sınırları belli olmayan ya da zemini sağlam olmayan ölçülerle ele alırsak, bu, bizi doğru sonuca/hükme ulaştırmayacaktır. Zira Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in yapmadığı ya da onun döneminde olmayan her şey ıstılah/şer’i anlamıyla bid’at kabul edilip sapıklık olarak nitelendirilemez.

Herhangi bir şeyin bid’at sayılıp sayılmamasında “şer’î bir asıla/delile dayanmaması; ilk üç nesil/sahabe, tâbiûn, tebe-i tâbiîn döneminde bulunmaması; dinî içerikli olması” şartları asla göz ardı edilmemelidir. Ayrıca o şey karşısında ilk üç neslin tavrının; yani o şeye karşı ilk üç neslin olumlu ya da olumsuz verdikleri tepkinin önemi de akılda tutulmalıdır.

Konunun daha iyi anlaşılması maksadıyla bazı örnekler üzerinde izah etmeye devam edelim.

Teravih Namazı

Teravih namazı konusu, özellikle son yıllarda başta “selefîlik” denilen akımın etkisi olmak üzere çeşitli sebeplerle gündeme gelmekte ve “Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Teravih namazını yirmi rekat olarak ve cemaatle kılmamıştır, dolayısıyla böyle yapmak bid’attir; Hz. Ömer de bunu bid’at olarak isimlendirmiştir” gibi konuyla ilgili farklı yaklaşımlar ortaya konulmaktadır. Bu gibi yaklaşımların en göze çarpan özelliği doğru ile yanlışın harmanlanarak yanlış bir hükme varılmasıdır. Her ne kadar Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in Teravih namazını Ramazan boyunca her gece cemaatle ve yirmi rekat olarak kılmadığı doğru olsa da, bu önermeden yola çıkarak Teravih namazının cemaatle ve yirmi rekat olarak kılınması bid’attir sonucuna/hükmüne varmak doğru değildir. Ayrıca Hz. Ömer’in bunu bid’at olarak nitelediği doğru olsa da mutlak olarak bid’at değil “hasene” kaydıyla bid’at-i hasene olarak nitelendirmiştir ve burada Hz. Ömer’in bu ifadesindeki bid’at kelimesinin sözlük anlamıyla kullanıldığının göz ardı edilmemesi gerekir.

Ramazan gecelerini ihya etme sadedinde Teravih namazı kılmak, her ne kadar rekat sayısında ihtilaf edilmiş olsa da İslâm âlimlerine göre ittifakla sünnettir. Zira Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem bizzat teravih namazını kıldığı gibi, “inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan ayını ihya eden kimsenin geçmiş günahları bağışlanır” hadisiyle(1) bilhassa gece ibadetlerinin ve teravih namazının kastedildiği yorumu yapılmıştır. Bu tür hadislerden hareketle İslâm âlimleri, teravih namazının erkek ve kadın her müslüman için sünnet olduğu konusunda görüş birliğine varmıştır.(2)

Teravih namazının cemaatle kılınması

Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in Teravih namazını başlangıçta cemaatle kıldırdığı sabittir. Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in bu namazı iki veya üç gün mescidde kıldırdığı, cemaatin gittikçe çoğaldığını görünce mescide çıkmadığı ve bunu Allah’ın farz kılabileceği endişesiyle yaptığını söylediği rivayet edilir.(3)

Teravih namazının yirmi rekat ve cemaatle kılınması şeklindeki uygulama, Hz. Ömer Efendimiz döneminde sürekli hâle getirilmiştir. Teravih namazının gruplar halinde ya da tek başına kılınmasının camide meydana getirdiği dağınıklığı gören ve bundan rahatsız olan Hz. Ömer, artık farz kılınma ihtimali bulunmadığını ve Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in konuyla ilgili sözünden çıkan anlamı dikkate alarak, Übey b. Kâ’b’ı imam tayin etmiş ve cemaate teravih namazı kıldırmasını istemiş(4) ve bu uygulama günümüze kadar sürmüştür.

Teravih namazının rekat sayısıyla ilgili farklı sayılar ileri sürülmüş olsa da,(5) Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî fakihlerin çoğunluğu, Rasûlullah salallahü aleyhi ve sellem’in vitir dahil yirmi üç rekat namaz kıldığı yolundaki rivayetten(6) ve sahâbe uygulamasından hareketle teravihin yirmi rekat olduğu görüşünü benimsemiştir. Bütün bu farklı sayılar arasında yirmi rekat rivayeti güç kazanmış ve İslâm toplumunda gelenek bu doğrultuda gelişmiştir. Özellikle Hz. Ömer dönemindeki uygulamanın bu husustaki etkisini belirtmek gerekir. Hatta ashap buna itiraz etmediğinden Teravihin yirmi rekat olduğunda sahâbe icmâı meydana geldiği veya icmâa yakın bir kabul teşekkül ettiği(7) ifade edilmektedir.

Yaptığımız açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem birkaç gece Teravih namazını cemaatle kılmış; daha sonra her gece cemaatin çoğalması üzerine farz kılınır ve meşakkat olup güç yetirilemez endişesiyle cemaatle kıldırmayı terk etmiş ve mescide çıkmayarak bu namazı evinde kılmıştır. Daha sonraki süreçte insanlar evlerinde ya da mescidde tek başlarına bu namazı kılmaya devam etmiş; Hz. Ömer’in bir imam arkasında cemaatle kıldırması uygulamasından bu güne Teravih namazı yirmi rekat ve cemaatle kılına gelmiştir.

Konumuz açısından meseleye baktığımız zaman Teravih namazının cemaatle kılınmasının bid’at olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Zira bir şeyin bid’at sayılması için “şer’î bir asıla/delile dayanmaması; ilk üç nesil/sahabe, tâbiûn, tebe-i tâbiîn döneminde bulunmaması; dinî içerikli olması” şartları göz önüne alındığında Teravih namazı her ne kadar dinî içerikli/ibadet olması şartını taşısa da şer’î bir delile dayanmaması ve ilk üç nesil döneminde bulunmaması şartlarını taşımamaktadır. Çünkü Teravih namazı hem şer’i bir delil olan Sünnet’e hem de sahabe uygulamasına dayanmaktadır. Ayrıca bir şeyin câiz ya da en azından gayr-i müekked sünnet olması/sayılması için Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in bunu bir ya da birkaç kez yapmış olması yeterlidir. Ayrıca Ramazan gecelerinin ihyasına yönelik teşvik edici kavlî hadisler de vardır. Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, bu namazı birkaç kez de olsa cemaatle kılmıştır ve cemaatle kılmayı terk etmesin farz kılınır ve güç yetirilemez endişesi olarak gerekçelendirmiştir. “Ümmetime meşakkat vermeyeceğini bilseydim her abdestte/namazda misvakı emrederdim” hadisinde(8) de geçtiği gibi “ümmete meşakkat verme endişesi” gerekçesiyle bazı şeyleri emretmemiş ya da terk etmiştir.(9) Hz. Ömer de, bu gerekçenin ortadan kalkmış olması sebebiyle Teravih namazını bir imamın arkasında cemaatle kıldırılması uygulamasını başlatmıştır.

Teravih namazının yirmi rekat olması da, Hz. Ömer’in uygulamasına dayanmaktadır ve yukarıda da ifade edildiği gibi bu uygulamaya/yirmi rekat kılınmasına sahabeden hiç kimse itiraz etmemiş ve Teravih namazının yirmi rekat olduğunda sahâbe icmâı meydana geldiği veya icmâa yakın bir kabul teşekkül ettiği(10) ifade edilmiştir.(11)

Buraya kadar yaptığımız açıklamalar göstermektedir ki, bir şeyin bid’at sayılıp sayılmamasında o şeyin sonradan ortaya çıkmış olması ya da Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in yapmamış olması yeterli gerekçe değildir. Bir şeyin bid’at olup olmadığı hususunda ısrarla vurguladığımız “şer’î bir asıla/delile dayanmaması; ilk üç nesilde bulunmaması ve dinî içerikli olması” şartlarını taşıyıp taşımadığına dikkat edilmesi gerekmektedir. Konunun izahı sadedinde örneklendirmelere devam edeceğiz.

(Devam Edecek)

Düşünce Akla Düşünce

--- “Kâfirin hiçbir şeyi İslâmîleştirilemez.” (İsmet Özel)

--- Yaptığı işe saygı duymak, o işi saygın kılmak, ancak ve ancak kendine saygı duyan kişinin başarabileceği bir iştir... (İhsan Fazlıoğlu)

Selam ve duâ ile…

07.11.2018

_____________________________________________

(1) Buhârî, “Salâtü’t-terâvîh” 1; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn” 173; Ebû Davud, “Salât” 318; Tirmizî, “Savm” 83.

(2) Köse, Saffet, “Teravih”, DİA, XXXX, 482.

(3) Buhârî, “Teheccüd” 5, “Salâtü’t-terâvîh” 1; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn” 177-178; Ebû Davud, “Salât” 318; Tirmizî, “Savm” 81; Nesâî, “Sıfatü’s-salât” 103, “Kıyâmü’l-leyl” 4; İbn Mâce, “İkâmetü’s-salât” 173; Muvatta’, “Ramazân” 1.

(4) Buhârî, “Teravih” 1; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, II, 493.

(5) Aynî, el-Binâye, XI, 126-127.

(6) İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, II, 164; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, II, 496.

(7) Kâsânî, Bedâiu’s-sanâî, I, 28; İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 799.

(8) Buhârî, “Cuma” 37, “Savm” 27; Ebû Davud, “Taharet” 25; Tirmizî, “Taharet” 18.

(9) Örnek olarak bak: Buhârî, “İman” 25, “Mevakîtü’s-salât” 23, “Cihad” 117, “Temenî” 9; Müslim, “Mesâcid” 219, “İmâra” 2; Tirmizî, “Salât” 124; İbn Mâce, “Salât” 7.

(10) Kâsânî, Bedâiu’s-sanâî, I, 28; İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 799.

(11) Teravih namazının sünnet oluşu ve rekat sayısı meselelerinde geniş ve doyurucu bilgi için bak: Leknevî, Abdülhay, Sünneti İhya Etmek (Tuhfetü’l-ahyâr), 157 vd. Tercüme: Sırrı Fuat Ateş, Konya 2016.

YORUM EKLE