Bid’at Nedir? Sınırları Nelerdir?-2

Bir önceki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, bid’at kelimesinin kelime anlamıyla ıstılah anlamı farklıdır ve konuyu ele alırken bu hususun mutlaka göz önüne alınması gerekmektedir. Aksi takdirde bid’at olarak nitelenemeyecek olan pek çok şey bid’at olarak görülecek; hatta hayatın akışı içerisinde alelâde olan şeylerin dahi bid’at görülmesi gibi bir garabete düşülecektir.

Yine bir önceki yazımızda ifade edilen, bir şeyin bid’at olup olmadığının belirlenmesinde “şer’î bir asıla/delile dayanmaması; ilk üç nesil/sahabe, tâbiûn, tebe-i tâbiîn döneminde bulunmaması; dinî içerikli olması” şartlarının esas alınması gerekmektedir. Eğer herhangi bir şey, bu üç şarttan birini taşımıyorsa bid’at olarak kabul edilmemelidir.

Bid’at konusu ele alınırken, konunun itikad ve ibadet alanıyla ilgili olduğu; diğer bir ifade ile bid’at konusunun itikad ve ibadet alanıyla sınırlandırılması gerektiği kanaatindeyiz. Zira herhangi bir şey itikad ya da ibadet alanıyla ilgili değilse “dinî içerikli olma” şartını taşımadığı için doğrudan bid’at olarak kabul edilmemesi gerekmektedir. İşte bu sebeple sosyo-ekonomik ve teknik gelişmelere paralel olarak yeni ortaya çıkan şeylerin bid’at konusu yapılıp, bid’at-i hasene ve bid’at-i seyyie ayırımına da gerek olmadığını düşünüyoruz.

Geçmiş dönemlerde bazı âlimlerin, “mübah, müstehab, vacip, mekrûh ve haram bid’at” ayırımı yapmaları, bid’at konusunu sözlük anlamıyla ele almaları sebebiyledir. Bu meyanda bu âlimler, “elek kullanmak, devamlı buğday unu/ekmeği yemek ve doymak gibi bid’atın mübah olanı vardır, medreseler ve minareler inşa etmek, kitaplar tasnif etmek gibi müstehab olanı vardır, hatta mülhidlerin ortaya koydukları şüpheleri ortadan kaldırmak için deliller ortaya koymak ve buna benzer şeyler gibi vacip olanları vardır” gibi bir yaklaşım sergilemişlerdir. Oysa yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bid’at konusunu ıstılah anlamıyla ele alırsak böyle bir ayırıma ve zorlamaya gerek kalmayacağı görülecektir.

Bid’atın özel ıstılah/şer’î manası, kavlen, fiilen, açıkça veya işareten Şâri’nin izni olmaksızın sahabe neslinden sonra dinde yapılan eksiltme veya ziyadedir. Aslında bu, âdet cinsinden olan şeyleri içine almaz. Bilakis bazı itikat ve ibadet şekillerine has olarak kullanılır. Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve sellem’in “benim sünnetime ve râşid halifelerimin sünnetine sarılın”(1) ve “siz dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz”(2) ve “kim bizim bu dinimizden olmayan bir şey ortaya çıkarırsa o reddedilir”(3) hadislerinin delâletiyle, bid’at kelimesinden kastedilen mana bu özel ıstılah/şer’î manasıdır.(4)

Bid’atin “şer’î bir asıla/delile dayanmaması; ilk üç nesil/sahabe, tâbiûn, tebe-i tâbiîn döneminde bulunmaması; dinî içerikli olması” şartları çerçevesinde bir meselenin bid’at olup olmadığını belirleme noktasında şu hususların göz önünde bulundurulması gerektiği kanaatindeyiz:

Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve sellem zamanında olup, Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve sellem’in bizzat kendisinin yaptığı veya sahabenin yapıp Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve sellem’in takrir ettiği şeylerin bid’at olmadığı konusunda ittifak vardır. Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve sellem’in zamanında olmayıp daha sonra ortaya çıkan şeyler, mutlak olarak Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve sellem’in zamanından sonra ortaya çıkan anlamında genel/lugavî anlamıyla bid’attir. Bu da ya âdet cinsindendir ya da ibâdet cinsindendir.

Birincisi/âdet cinsinden olan şey, şer’î bir delil onun çirkin olduğuna delâlet etmedikçe aslen sapıklık olan bid’atten değildir.

İkincisine/ibadet cinsinden olan şeye gelince;

Ya sahabe zamanında ortaya çıkmıştır ve bunu da sahabenin ya tamamı ya da bazısı yapmıştır veya onların zamanında yapılmıştır ve onlar buna muttali olmuşlardır.

Ya tâbiîn zamanında ortaya çıkmıştır.

Ya tebe-i tâbiîn zamanında ortaya çıkmıştır.

Ya da bunlardan sonra zamanımıza kadar olan zaman diliminde ortaya çıkmıştır.

Sahabe zamanında ortaya çıkan şeylere gelince;

Ya sahabe bunu reddetmiştir ve karşı çıkmıştır veya muttali oldukları halde reddetmemişler ve karşı çıkmamışlardır.

Birincisi: Sahabe zamanında ortaya çıkıp onların reddettiği ve karşı çıktıkları şeyler, dalâlet olan bid’attir ve “her bid’at sapıklıktır” hükmüne dahildir.

İkincisi: Sahabe zamanında ortaya çıkıp onların muttali olup da karşı çıkmadıkları, bilakis razı olup muvafakat ettikleri şeyler ıstılah/şer’î anlamıyla bid’at değildir. Eğer buna genel anlamıyla bid’at denilecekse “hasene” kelimesi eklenerek “bid’at-i hasene” denilir.

Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn zamanında sonradan ortaya çıkan şeylerin hükmü hakkında söylenmesi gerekenler, sahabe döneminde ortaya çıkan şeylerle ilgili söylediklerimizle aynıdır. Eğer bunların zamanında sonradan ortaya çıkan bir şey hakkında olumsuz bir tavır meydana gelmişse bu bid’attir. Aksi takdirde bid’at değildir.

Bu üç nesilden sonra ortaya çıkan şeylerin hükmüne gelince, bunlar şer’î delillere arz edilir, eğer bu şeyin benzeri üç nesil zamanında mevcutsa veya bu şey şeriatın kaidelerinden birinin içine giriyorsa o zaman bu şey bid’at değildir. Çünkü bid’at, üç nesil zamanında olmayan ve onunla ilgili şer’î asıllardan bir asıl bulunmayan şey demektir. Eğer üç nesilde benzeri var olan veya şer’î asıllardan bir asla dahil olan bir şey hakkında bid’at kelimesi kullanılacaksa, ona “hasene” kelimesi eklenir. Eğer onunla ilgili şer’î delillerden bir delil yoksa bu şeyi fazilet ehlinden ya da âbidliğiyle meşhur olmuş bir kimse yapmış olsa da, bu durumda o, dalâlet olan bid’at olur. Çünkü şeriata uygun olmadıkça, âlimlerin ve âbidlerin fiilleri hüccet değildir.

 (Devam Edecek)

Düşünce Akla Düşünce

--- Günlerin Kıymetini Bilmeyenin Yılları Çabuk Geçer!..

--- "Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler,

        Yevme lâ yenfe'u da kalb-i selîm isterler."    (Ruhi)

--- Güneşin Doğuşuna Hiç Şahit Olmayanlar, Güneşin Batışını Romantizm Sanırlar. (Nietsche)

Selam ve duâ ile…

01.11.2018

_____________________________________________

(1) Ebû Davud, “Sünnet” 6; Tirmizî, “İlim” 16; İbn Mâce, “Mukaddime” 7; Ahmed, Müsned, 4/126, 127.

(2) Müslim rivâyet etmiştir. Hadisin sebeb-i vürûdu şöyledir: Rasûlulluh sallallahü aleyhi ve sellem, hurma ağaçlarını aşılayan bir topluluğa uğradı ve “bunu yapmazsanız iyi olur” buyurdu. Onlar da bunu terk ettiler ve o dönem hurmalar kötü ürün verdi. Daha sonra Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve sellemonlara uğradı ve “hurmalarınızın durumu ne oldu?” diye sordu. Onlar da “durum şöyle şöyle oldu” diye cevap verdiler. Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve sellemde, “siz dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz” buyurdu. Müslim, “Fedâil” 141. Benzer rivayetler için bak: İbn Mâce, “Ruhûn” 15; Ahmed, Müsned, III, 152, VI, 123.

(3) Buhârî, “Sulh” 5; Müslim “Akdiyye” 17; Ebû Davud, “Sünnet” 6; İbn Mâce, “Mukaddime” 2; Ahmed, el-Müsned, VI, 240, 270.

(4) Bak: Birgivî, et-Tarîkatü’l-Muhammediyye, s. 9; Yakup er-Rûmî, Mefâtîhu’l-cinân şerhu Şir’ati’l-İslâm, s. 9.

(5) Buhârî, “Salâtü’t-terâvîh” 1; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn” 173.

YORUM EKLE