Benim Kudüs’üm

11 Ocak 2018, aşkımı vuslata erdirmek için koşarak sevdama gittiğim gündü. Ulaştım da, kucakladım hatta. Ama daha kokusunu doya doya içime çekemeden mahrum kaldım sevdamdan. Çektiler kolumdan ayırdılar beni.

7 Kasım 2018 günü yine denedim vaz geçmedim. Bu sefer de kapıdan çevirdiler.

Herkesin Kudüs’ü farklı mıdır?

Ben o günden beri hep düşünürüm; belki de henüz hak etmedim kavuşmayı diye. Belki de hangi Kudüs’ü sevdiğime karar vermem gerekiyordur. Aslında düşündükçe başka sorular da dolaşıyor kafamda.

Mesela; herkesin Kudüs’ü farklı mıdır, yoksa Kudüs tek midir? Belki de Kudüs’e göre konumları farklıdır herkesin. Ya da herkesin bir Kudüs’ü olmalıdır.

Hz.Davud’un Kudüs’ü Hz.Süleyman’ınkinden, Hz.İsa’nın Kudüs’ü Hz.Zekeriya’nın Kudüs’ünden, Hz.Meryem’in Kudüs’ü ise hepsinden faklı mı idi. Ya da aynı mı?



Elbette Hz.Muhammed’in (sav) Kudüs’ü (Mescid-i Aksa) hepsinden farklı idi. Hz Ömer, Selahaddin Eyyubi ile aynı Kudüs’ü mü fethetmişti.

Peki ya 1917 de kaybettiğimiz Kudüs kimin Kudüs’ü idi. Bu gün işgal altındaki Kudüs kimindir. Kim ona sahip çıkacak.

Benim Kudüs’üm işgal altındaki bu Kudüs’tür. Gönlümde, ruhumda özgürleştirdiğim bu “Tanrı şehrinin” sürgündeki sakiniyim ben. Uğrunda şehid olmayı beceremesem de, kapısından kovulmayı bedel ve şeref bilmekle avunduğum şehrim. Benim Kudüs’üm sokaklarındaki bütün gizemi ile beni çağırıyor. Ama şimdilik beklemek düştü payımıza!

Benim Kudüs’üm Aksa’yı bir anne şefkati ile kucaklamış surlardan daha geniştir. Rahman’ın etrafını “Mübarek” kıldığı, bereketlendirdiği ve dahi kutsadığı tarihin merkezi bir coğrafyadır.

Kurtar Bizi Ey Kudüs!

Kudüs’ü kurtarmaktan bahsediyorsak bunda bir yanlışlık vardır. Zira biz Kudüs’ü değil, biz Kudüs’lendikçe, Kudüs bizi özgürleştirecektir.

Fakat İstanbul’u, D.Türkistan’ı, Şam-ı Şerif’i, Bağdat’ı, Halep’i, Üsküp’ü, Saray Bosna’yı kısaca bütün bir Bilâd-ı İslam’ı (İslam Coğrafyası) Kudüs’le birlikte düşünmedikçe ve görmedikçe zafer mümkün değildir. Zira İslam Coğrafyası; “Üniter” parçalanmalara sığmayacak bölünmez bir bütünlüğe sahiptir.

Bölünmek hapseder!

Türk İstanbul’a, Kürt D.Bekir’e, Uygur D.Türkistan’a,, Filistin’li Kudüs’e hapsedildikçe zincirlerin kırılması mümkün olmayacaktır. Bariyerleri yıkmalı, zihnimizdeki gönlümüzdeki sınırları yıkmalıyız.

Ümmeti bir bütün görmeden, ırkçılığı ayaklarımızın altına almadan, Siyonizmin işgaline dur demek, Çin’in zulmünü bitirmek, Evanjelistlerin Allah’a kafa tutan (haşa) isyanını bitirmek mümkün olamayacaktır.

Ne yapalım?

Hem cesareti ile Calut’u alnının ortasından vurabilecek, hem de muhteşem sesi ile Aksa’nın minarelerinde ezanları yükseltebilecek Davud’lar yetiştirmeliyiz/olabilmeliyiz.

Allah’ın kutsadığı beldeye kulluğun zirvesini taşıyacak bir mescid inşaası için; İnsten, Cinne emrine verilen varlığın tamamını harcayarak hedefe varan Süleymanlar yetiştirmeliyiz/olabilmeliyiz.

İffet abidesi Meryem’lerimiz olursa kundaktaki bebeklerimiz de Kudüs’ün mahremiyetine şahid olur. İsa’ları doğuracak Meryem’ler yetiştirmeliyiz, ya da olabilmeliyiz.

Hz.Musa gibi gösterilen hedefe (Kudüs) gitme azminde sebat edecek nesiller olabilmeli, ama önümüze düşen liderliğimizi yarı yolda bırakanlar gibi olmadan uğrunda savaşacak iradeyi göstermeliyiz.

İşgal altında iken bile; “gidin namaz kılın. Gidemezseniz kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı gönderin” diyen Nebiyy-i Muhterem’in çizdiği “duruş” ve gösterdiği “ufku” hedeflemeli ve gençliğimizi de buna göre yetiştirebilmeliyiz.

Efendiler Efendisi’nin gösterdiği hedefe uygun bir azimle, Fethedilen Mübarek toprakların (Kudüs) anahtarını teslim almaya giderken, bineğine hizmetkârı ile dönüşümlü olarak binecek kadar adil ve merhametli, ibadet özgürlüklerine halel gelmesin diye Kilisede namaz kılmayacak kadar hoş görülü ve ileri görüşlü, kavgadan, çekişmeden uzak bir Kudüs oluşturabilme adına çağlar boyunca çıkış noktası kabul edilecek bir “Emanname” veren Hz Ömer gibi yöneticilerimiz olmalı.

Çocukluk ve gençlik çağından beri ilim, irfan ve Kudüs bilinci le yetişmiş, Kudüs’le yatıp Kudüs’le kalkmış, hedefe ulaşmak için hamasete kurban edilmiş bir çabanın yetmeyeceğini bilerek, İslam birliğini ve Müslümanların vahdetini gerçekleştirmek için çalışıp sonunda da Kudüs’ün fethine ulaşan Selahaddin’leri yetiştirecek gayretimizi büyütmeliyiz.

İşte o zaman zafer bizim olur. Öncesi mümkün değil.

Bu güne kadar Kudüs’ten benim payıma düşen;

Bir yatsı namazı, bir göz altı, 15 gün Mescid-i Aksa’dan uzaklaştırma cezası, mescide girmeden uzaktaki sınırda bir Cuma namazı ve Bir Sınır dışı..

Ama bu sevda burada bitmez!

İç hatlar uçağı ile gelip, etrafını devasa Ayyıldızlı bayraklarla süsleyip, ruhumuzu teheccüdlerle yükselteceğimiz, çarşılarında muhteşem naneli çaylarını içeceğimiz günler çok yakındır.

Hani söylenir ya; “Kudüs’e bir defa gidilir sonrakiler hep dönüştür.” İşte biz bu inançla döneceğiz. Çünkü Kudüs bizimdir. Biz Kudüs’üz.

Umut mu?

Umut, İmanlı gönüllerde tükenmesi asla kabul edilemeyecek şeylerdendir.

Umudu ve zaferi büyütenlerden olalım diye dua ile…

Vesselam..!

Osman HAZIR

03.01.2018

MERSİN

YORUM EKLE