Bağışla! 

Bağışla! 

Üsame’nin uzattığı suyu içti. Sonra Kabe’nin anahtarını almak için elini uzatan amcasının elini iterek görevlisi Talha oğlu Osman’a geri verdi. Anahtarı uzatırken, sevinçten gözlerinin parıltısı hâlâ devam eden Bilal’le göz göze geldiler. Yerinde kıpırdanıyor, sallanıp duruyordu. Dün gece çadırına gelen Bilal’in isteğini hatırlamıştı, “Yarın Mekke’de ilk ezanı bana okutur musun?” Elçi gülümseyerek, başıyla “hadi” dedi. 

Bilal birden “Allahu Ekber” diye bağırıp örtüye koştu. Âdeta uçar gibi Kabe’nin üzerine çıkmıştı. Önce kalabalığa baktı. Sonra Ebtah yönüne döndü. Kendisinin kızgın kumlara yatırılıp işkence edildiği yere. Bugün Bilal’in kıblesi tarihiydi. Bugün Bilal’in çağrısı geleceğeydi. Okuduğu her cümlede üzerinden bir taş kalkıyor, her kelimeyle sırtındaki bir ateş sönüyordu. Ezanı bitirdikten sonra hep yaptığını yaptı ve yine oturdu ama bu sefer bedduaya değil şükre ellerini açmıştı. Tıpkı Elçi gibi o da ağladı beddualarını kabul eden Rabbine şükrederken. 

Elçi, ezanı Kabe kapısına çıkan merdivenin en alt basamağına oturarak dinlemişti. Onun oturmasıyla beraber bütün Kureyş de oturmuştu. Bilal ezanı bitirip inince Elçi ayağa kalktı. Az önce kalabalığı izlerken baktığından şimdi daha farklıydı yüzü. Bilal’in ezanına homurdananlara canı sıkıldığı belliydi. Merdivenin en üst basamağına çıktı. 

—Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla! Verdiği sözü tutan, kuluna yardım eden, müttefikleri hezimete uğratan, şirki evinden kovan, insanların Rabbine şükürler olsun! Ey Kureyş topluluğu, Allah sizden cehaletinizin kibrini ve atalarınızla böbürlenmenizi temizlemiştir. Unutmayın ki, bütün insanlar Âdem’dendir ve Âdem de topraktandır. Yine unutmayınız ki, insanların Rabbi şöyle demiştir; “Ey insanlar biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Birbirinizle geçinesiniz, ihtiyaçlarınızı karşılayasınız diye de topluluk ve kabilelere ayırdık. Allah’ın yanında en şerefliniz, O’nun emir ve yasaklarına en çok uyanınızdır”

Kureyş’in hepsi boyunlarını bükmüştü. Henüz anlamayanlar için bir kez daha ilân edilmişti; artık yeni bir çağ başlıyordu ve bu insanın çağıydı. Tek bir rengin değil tek bir Allah’ın olduğu bir çağdı bu. Elçi kalabalığa bir daha göz gezdirdikten sonra,

—Ey Kureyş, ne ben ne de siz bana yaptıklarınızı unuttuk!

Şimdi siz söyleyin, sizlere nasıl davranmamı bekliyorsunuz?

Bir sessizlik oldu, geçmişin mi yoksa isteme öncesinin mahcubiyeti mi olduğu belli olmayan bir sessizlik. Sonunda sağdan soldan sesler yükselmeye başladı,

—İyilik bekliyoruz!

—Şerefli kardeşimizin şerefli bir oğlusun!

—Af bekliyoruz!

—Bağışla!

Elçi gülümsedi. Kafasını sallayarak,

—Hadi gidin, hepiniz serbestsiniz! 

[Şaban Öz, Elçi, 2. Bsk., Endülüs Yayınları, İstanbul 2017, 294-295]

Salih Özbay

YORUM EKLE