Ana Kucağı, Baba Ocağı

Ana kucağı, baba ocağı mukaddestir. Şefkatlidir, merhametlidir. Sarar sarmalar, kucaklar insanı. Yoğurur hamurunu insanın. Şekillendirir, olgunlaştırır, yakmadan incitmeden pişirir merhametli fırınında.  Ben böyle gördüm böyle bilirim.

Ne okursanız okuyun, makam mevki olarak nerelere gelirseniz gelin, ana kucağından ve baba ocağından aldıklarınız davranışlarınızın temelinde etkisini gösterir.

Benim ana ocağım, sözün hep yürekle kaynaştığı bir mektepti. Yani bir şey anlatıldı mı yapmacıklığı, yüzeyselliği göremezdiniz o sözlerde. Gelen seslerde yüreğin kokusunu ve samimiyetini mutlaka hissederdiniz.

Ben, gözyaşıyla gülümsemeyi aynı cümlede yaşayabilen ümmi bir anayla, sözden çok duruşuyla anlayan ve anlatan arif bir babanın evladıyım. Anadolu’nun sözlü irfan mirası farklı renkleri ile hep bulundu yuvamda benim.

Benim anam

Benim anam; komşusunun cenazesine kendi “ölüsü” gibi ağlayabilen, kelime olarak empatiyi hiç duymamış ama başkasının acısını iliklerine kadar hissedebilen bir yüreğe sahip, derdi, tasayı ve paylaşmayı bir ödev bilen yaslanılacak bir kadındır.

Benim anam; eşin dostun çocuklarının düğününde kullanmak için evindeki kap kacağını hesapsızca verebilen, hatta sırf bunun için tencere, tabak çanak satın alıp, on yıllarca muhafaza edebilen ve kullandırtan fedakârlık abidesi bir anadır.

Benim anam; köyden ilçeye mevsimlik çalışmaya gelen işçisinden, hastaneye tedavi olmaya gelenine kadar bütün köylüsünün destursuz girebildiği, girebileceğini bildiği bir evin kadınıdır. Hem de öyle geniş ve çok odaları bulunan değil, ; nohut oda bakla sofa misali iki göz odalı bir evdir söz konusu olan.

Benim babam

Benim babam; Üç kişinin sohbet ettiği bir mecliste kesinlikle en az konuşan, ama zengin-fakir, esnaf-işçi, herkese güven telkin eden, itibarı yüksek, sözü senet, “emin” bir adamdır.

Benim babam; mahallede, yaylada yahut her nerede ise beş vakit namazını aşkla camide kılan, camiye cemaate sevda derecesinde bağlı olmanın nasıl bir şey olduğunu adeta öğreten bir cami kuşudur.

Benim babam; caminin ya da mahallenin her hangi bir iş ve ihtiyacında aranacaklar listesinin hep ilk sırasında yer alan, ancak bunun reklamını tanıtımını yapmadan sessizce halletmeyi beceren bir vakıf insandır.

Benim babam; sahip olduğu arabasını yaşlının ve hastanın emrine amade edebilen, bunları yaparken de aldığı hazzı ve mutluluğu ancak yüzüne baktığınızda fark edebildiğiniz samimi bir Müslüman’dır.

Benim anam, Benim babam

Kütüphanelerin yetiştirdiği, diplomaların sözüm ona yükselttiği, makam ve mevkilerin güçlendirdiği; ruhsuz, soğuk bir entelektüel birikime dayanan değil, aksine Anadolu coğrafyasının İslami ve İrfani geleneğinin imbikten süzülerek olgunlaştırdığı iki koca yürektir.

Onlar saf iki gönüldür. Onlar saf samimiyettir. Onlar Osmanlıdır. Onlar Anadolu erenlerinin belki de son temsilcilerindendir.

İşte bu nedenledir ki, ben haberleri izlerken de, bir kitabı ya da gazeteyi okurken de gözyaşları içerisinde kalabilmeyi, hep bu irfan mektebinde öğrendim.

Ümmete ve ümmetin yetimlerine dair yüreğimde var olan merhameti bu ocakta öğrendim ben(Hamdolsun). Paylaşmayı ve becerebildiğim kadar vermeyi öğrendiğim kaynak bu ocaktır.

Hayvanları ve bitkileri sevmeyi, onlara şefkat ve merhametle yaklaşabilmeyi bana öğreten, kütüphanelerden okuduğum kitaplar değil, samimiyet yüklü bu hasbi hayattır. Kitaptan, mektep öğrendiklerimse bu ocaktan öğrendiklerimin teyidinden başka bir şey değildi.

 Bu yazı neden yazıldı?

Hayat bu; nerede, ne zaman ne olacağı belli olmaz. Not düşmek lazım gönle dedim. Not düştüm yüreğime

İmkân varken öpün ananızın babanızın ellerini, için o çeşmenin suyunu kana kana. Dünyanız da ahretiniz de mamur olsun.

Vesselam

13.05.2019

Osman HAZIR

MERSİN

YORUM EKLE